Ülkelerin birbirleriyle olan ilişkileri ekseriyetle insanlar arasındaki ilişkilere benzer. Bir devletin dış politikası istişareler sonucu gerekli süzgeçlerden geçirilerek belirlense bile yine de normal bir bireyin davranışını bize anımsatır. Yani beşeri hatalar mütemadiyen tekrarlanır.
Hayatın akışı içerisinde konjonktürel olarak kurgulanan davranışlarınız gerçek kapasitenizin yansıması limitinde şekil aldığında stratejinizin sonuçları doğruya görece daha yakın olur. Uygulamaya yönelik hazırlanan hedefleriniz ve diplomatik ataklarınız bir tasavvur ve vizyonun eseri olsa dahi kendi ölçek bilinci doğrultusunda uygulamaya konulduğunda isabet olasılığı artar.
Geçmişten bugüne zengin fakir ya da güçlü güçsüz ayrımları hep olagelmiştir. Fakirin zenginlik arayışı, güçsüzün güçlü olma isteği hep çatışma kapasitesini açığa çıkarmıştır. Mezkûr ayrıştırma ulus devletlere uyarlandığında merkez çevre ülkeler şeklinde kategorize de edilmiştir. Ayrıca gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler nitelemesi de yapılmaktadır.
Müreffeh bir yaşama ulaşmak ve güvenliğinizi garanti altına almak için güçlü ülke olmak isteyebilirsiniz. Maddi olanaklarınızı ve kapasitenizi katma değerle yükseltip küresel düzlemde gelişmiş ülkeler düzeyine çıkmaya odaklanabilirsiniz. Devletlerin bunları hedeflemesi beklenen bir şeydir. Küresel rekabet içerisinde önemli olan ise söz konusu amaçlara ulaşmak için yöntemlerin nasıl belirlenmesi gerektiği meselesidir.
Tarih bize ülkelerin dünden bugüne birçok metodu bu bağlamda nasıl uyguladığını gösterir. Mesela etik anlayışınız “müsaade ettiği ölçüde” diğer ülkeleri sömürgeleştirebilir, bu yolla zenginleşebilirsiniz. Başka bir ülkenin hammaddelerini çalabilir, insanlarını köleleştirebilirsiniz. Bu yöntemler ekseriyetle batılı ülkeler tarafından tercih edilmişti. Bunların dışında daha fazla tasarruf edebilir, bunu yatırıma dönüştürebilir, daha çok çalışmayı tercih edebilirsiniz. Eğitim faaliyetlerinin katkısıyla teknolojik gelişmeleri ve inovasyonu çağın koşullarına uygun şekilde harmanlayarak hayata geçirebilir, gelişme kaydedebilirsiniz.
Gelişmekte olan çevre bir ülkenin uluslararası çatışma denkleminde sahneye çıkarak küresel arenada yer edinmesi metodolojik olarak konjonktürü doğru okumasına, gerekli hamleleri lüzumlu dozajda hayata geçirmesine bağlıdır. Devri domine eden hegemonik güçlerle ilişkileri bir dengede tutarak sıcak çatışma ortamından büyük oranda kaçınabilmesine bağlıdır. Her devletin bir diğeri için tehdit görüldüğü anarşik ortamda güncellenmiş kapasite bilinciyle “iki ileri bir geri” sorumluluğunu ifa etmesine bağlıdır. Çünkü lüzumsuz irili ufaklı her çatışma sadece güç kaybettirir. Dış politika stratejisi belirlenirken yapılan muhtemel zamanlama hataları ülkelerin geleceğine de kalıcı zararlar verebilir.
Uluslararası sistemde kriz anlarında uygulanan denge stratejileri sürekli önemli sonuçlar vermiştir. 19. yüzyılda Osmanlı’nın Rusları, İngiltere ile dengeleme siyaseti, Küba Füze Krizi’nde aktörlerin karşılıklı oyun teorisi pratiği ve yine Soğuk Savaş sırasındaki birçok devletin uygulamaları buna örnektir. Aynı minvalde Çin’in 80 sonrası mucizevi büyüme atağı ve bazı Doğu Asya ülkelerinin başarı hikâyeleri aynı şeyleri bize hatırlatır.
Belirlediğiniz strateji sonuç almaya yönelikse şayet dönemsel olarak kendi gücünüz oranında hamle yapmalısınız. Aksi takdirde küresel arenada gelişiminiz sınırlı alanlara hapsolur, sığ koridorlarda manevra yapmaya çalışırsınız. Bu durum koşu bandında debelenen atlete benzer, sarf ettiğiniz efor sizi belki kondisyonda tutar, kas yaptırır, fakat uzun dönemde yol katedemezsiniz.