Konuşmasına BM'nin 81'inci Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek başlayan Erdoğan, Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Annalena Baerbock'a teşekkür etti, başkanlık görevini devralan Khalilur Rahman'a da başarılar diledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 10 yıldır BM Genel Sekreterliği görevini yürüten Antonio Guterres'e de çabalarından dolayı teşekkür etti.

Bir üzüntüsünü dile getiren Erdoğan, şunları ifade etti:

"Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti'nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık, vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki, Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak, Filistin halkının mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle, bugün bir kez daha Filistin Devleti'ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.

26 Haziran 1945'te Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: 'Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.' demişlerdi. Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti ama insanlık halen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı

"Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor"

Öyle çok uzağa gitmeye gerek olmadığını, sadece son bir yıldaki tabloya göz atmanın kafi olacağını belirten Erdoğan, "Bakınız geride bıraktığımız 12 ay, 60'ı aşkın çatışma ve savaşla, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti." dedi.

Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a 250 bin insanın hayatını kaybettiğini hatırlatan Erdoğan, "Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze'de son 3 yılda çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının naaşlarını çıkarıyor." diye konuştu.

İsrail'in saldırılarında ellerini ve ayaklarını kaybeden masum çocukların tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalıştığına dikkati çeken Erdoğan, Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlasının hizmet veremediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, bu kürsüde içim parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım; Gazze, bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan (Donald) Trump'ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500'ü aşmıştır. Filistin Direniş Hareketi, barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği halde İsrail Hükümeti, işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria'da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor.”

Fotoğraf : Mehmet Ali Özcan/AA

"Karşımızda öldürmeye doyamayan bir zihniyet var"

Kudüs'te, Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekanlara erişiminin engellendiğini anımsatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor. Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.

Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur; bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat, kan kaybetmeye devam etmektedir. Filistin'de, Lübnan'da, Sudan'da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletlere bağlamış olanlar, derin bir hayal kırıklığı içindedir."

Bir gün herkesin, insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacağına işaret eden Erdoğan, "Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum." ifadelerini kullandı.

"Güvenlik Konseyi, 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir"

Konuşmasında, BM Genel Sekreteri'nin BM80 Girişimi dahil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları desteklediklerini belirten Erdoğan, bu reform iradesinin müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini beklediklerini söyledi.

Birleşmiş Milletler'e olan güvenin gerçekten artırılmak istenmesi durumunda yapılması gerekenlerin belli olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Gazze'de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil; özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletler'e güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir. 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.”

"Mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz"

Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmaları gerekirken, diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıdıklarını vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu noktada bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum: Evvela uluslararası hukukun, güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki yapanın yanına kar kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkumdur. İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada, yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak, bu ilkeyle hareket ettiğimiz, Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık; hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk. Üçüncü olarak, işbirliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz.

Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir. Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz, bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar, eninde sonunda huzur ve istikrarda da birleşecektir. Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak, teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno-kutuplaşma ve dijital-hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.”

“Filistin Devleti'nin vücut bulacağı günleri göreceğiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmadıklarını, attıkları her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışında olduklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğumuz Savunma İttifakı hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyor. Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum. Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum. Şunu artık herkes anlasın ve kabul etsin: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.”

"Kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz"

Suriye'nin 14 yıllık zulmün ardından 8 Aralık Devrimi ile yeni bir yola girdiğini dile getiren Erdoğan, "Cumhurbaşkanı (Ahmed) Şara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz." dedi.

Irak'la ilişkilere de değinen Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bir diğer komşumuz Irak'ta, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak'la işbirliği içerisinde çalışıyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ise Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum.”

"Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı izolasyon son bulmalı"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inandıklarını dile getirerek, "Ege ve Doğu Akdeniz'de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz, müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum." ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında istikrar adası olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Erdoğan, "Ülkemiz, Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir." dedi.

Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye’nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa'nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir. Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu AB'den de bekliyoruz. Balkanlar, bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağlarımızın olduğu bir bölgedir. Balkan Barış Platformu'nda işbirliğimizi derinleştirecek ortak adımlar atıyoruz. Güney Kafkasya'ya bakışımız da son derece nettir: Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Sayın (İlham) Aliyev ile Sayın (Nikol) Paşinyan'ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Ermenistan ile yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz.”

"Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimiz"

Türk Devletleri Teşkilatının yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel işbirliği modeli haline geldiğine dikkati çeken Erdoğan, 30 Ekim'de Ankara'da yapılacak 13'üncü Liderler Zirvesi'nin Teşkilatın önünde yeni kapılar, yeni ufuklar açacağını söyledi.

Erdoğan, aralık ayında Libya'da düzenleyecekleri 4'üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi'nin 20 yılı aşkın süredir geliştirdikleri kurumsal ortaklıklarının sembolü olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Güney Asya'da Keşmir meselesi dahil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler Şartı ve kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür. Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan’da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır. Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan, Yeniden Asya Girişimi'mizle, Asya-Pasifik'teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN ile ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.”

“Sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin rızkını, yaşam kaynağını tabiattan aldığını ancak dünyanın çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunduğunu belirtti.

Hava, su ve toprağın yanında birçok canlının iklim değişikliğinden etkilendiğini ifade eden Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerin ve Pasifik bölgesinin iklim krizini iliklerine kadar yaşarken, ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaştıklarına dikkati çekti.

Bu yıl kasım ayında Antalya'da COP31 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacaklarını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31'i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir 'Uygulama COP'u, özellikle COP31'i bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik haline getirecektir. Bu fırsattan istifadeyle sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum.

Eşim Emine Erdoğan'ın 2017'de 'Dünya ortak evimizdir' diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü. Şurası bir gerçek ki iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır. Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür. Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum."

“İsrafın önlenmesine katkı yapmaya hazırız”

Erdoğan, iklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlikenin de tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşması olduğunu söyledi.

Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemeğin çöpe gittiğine, 2 milyar tonun üzerinde gıdanın israf edildiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada adaletten bahsedilemez. Türkiye olarak gerek israfın önlenmesi çalışmalarına gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız. Bu anlayışla Dr. Mehmet Mehdi Eker'i Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğüne aday gösterdik. Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya hızla değişirken insanlığın da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başladığını belirterek, Batı'da veba gibi yayılan İslam düşmanlığının bunların en başında geldiğini söyledi.

Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocuklarının son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kaldığına işaret eden Erdoğan, "Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz." diye konuştu.

"Gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek"

Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizmin de kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlar olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:

“Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları, aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüşmüştür. Bu kuşatmayı, ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz. Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir. Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir. Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale gelmiştir. Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekada da karşılaşıyoruz. Yapay zeka için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir.”

Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zeka Sözleşmesi'nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesinin önemine vurgu yapan Erdoğan, "Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir. Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna başvuracaklarını da çok iyi biliyorum." dedi.

"Haksızlık karşısında susmayız"

Şair merhum Sezai Karakoç'un "Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar." şiirini seslendiren Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Tayyip Erdoğan olarak vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabb'im ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim. Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz, ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.

Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir, ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz. Şüphesiz, karanlığa yumruk sallamak kolaydır. Zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir. Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir. Rabb'im yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun. Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum. Tekrar görüşmek dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM 81'inci Genel Kulunu'na hitabının tam metni

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER 81'İNCİ GENEL KURULU HİTABI

(22 EYLÜL 2026, NEW YORK)

Sayın Başkan,

Değerli Devlet ve Hükümet Başkanları,

Sayın Genel Sekreter,

Kıymetli Delegeler,

Sizleri, şahsım ve milletim adına en kalbi duygularımla selamlıyor, bu kürsüden sizlere bir kere daha hitap etmekten büyük memnuniyet duyuyorum.

Birleşmiş Milletler 81’inci Genel Kurulu’nun, başta mazlumlar olmak üzere, tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbim’den niyaz ediyorum.

Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Sayın Baerbock’a teşekkür ediyor; Başkanlığı devralan Sayın Rahman'a da başarılar diliyorum.

10 yıla yakın süredir Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla, hepsinden önemlisi cesaretle yürüten Kıymetli Dostum Sayın Guterres’e çabalarından dolayı tebriklerimizi, teşekkürlerimi iletiyorum.

Öncelikle bir üzüntümü ifade etmek isterim:

Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti’nin değerli başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor.

Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık, vicdanları yaralamaktadır.

Bilinmesini isterim ki, Sayın ABBAS bizzat burada bulunamasa da, bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacak, Filistin halkının mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle, bugün bir kez daha Filistin Devleti’ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.

Sayın Başkan, Değerli Üyeler…

26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanırken, üye ülkeler, büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi:

“Biz Birleşmiş Milletler halkları; bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.” demişlerdi.

Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti; ama insanlık halen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor.

Öyle çok uzağa gitmeye gerek yok…

Sadece son bir yıldaki tabloya göz atmak kâfidir.

Bakınız… Geride bıraktığımız 12 ay, 60’ı aşkın çatışma ve savaşla, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan Darfur’a, İran’dan Lübnan’a, 250 bin insan hayatını kaybetti.

Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı.

Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı.

Yalnızca Gazze’de son 3 yılda, çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu.

Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor; eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının naaşlarını çıkarıyor.

İsrail’in saldırılarında ellerini-ayaklarını kaybetmiş masum yavrular, tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor.

Gazze’deki hastanelerde, yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’inden fazlası şu anda hizmet veremiyor.

Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, bu kürsüde içim parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım:

Gazze, bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir…

Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir.

Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır.

Başkan Trump’ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı bin 500’ü aşmıştır.

Filistin Direniş Hareketi, barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği halde İsrail hükümeti, işgali durdurmaya yanaşmıyor.

Batı Şeria’da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor.

Kudüs’te, Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekanlara erişimi engelleniyor.

Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor.

Şimdi değerli dostlarım…

Bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim:

Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın.

Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir…

Bu, insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir.

Karşımızda; öldürmeye doyamayan, soykırımcı bir zihniyet var.

Karşımızda son derece vahim bir tablo var.

Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan; insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.

Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur:

Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hale gelmiş; daha doğrusu getirilmiştir.

Teşkilat, kan kaybetmeye devam etmektedir.

Filistin’de, Lübnan’da, Sudan’da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletlere bağlamış olanlar, derin bir hayal kırıklığı içindedir.

Ama hatırlatmak isterim ki, bir gün herkes, insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacaktır.

Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz.

Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz.

Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz.

Bunun için, uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum.

Sayın Genel Sekreterin, BM80 Girişimi dahil, bu yönde sarf ettiği samimi çabaları destekliyoruz.

Bu reform iradesinin, müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini bekliyoruz.

Tabii burada şu hakikati de çok net ifade etmek istiyorum…

Eğer Birleşmiş Milletler’e olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa, yapılması gerekenler bellidir:

Gazze’de çocuklar, güven içinde olacak.

Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil; özgürce süzülen uçurtmaları görecek.

Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak.

Asyalı emekçilerin alın teri, vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek.

Afrikalı kardeşlerimiz, geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak.

Birleşmiş Milletlere güven, ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.

190’dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki, ne âdildir, ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir.

Güvenlik Konseyi “Dünya 5’ten büyüktür” ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.

Değerli Dostlarım…

Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken, diğer yandan daha âdil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz.

Bu noktada bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum:

Evvela uluslararası hukukun, güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz.

Unutulmasın ki; yapanın yanına kar kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkumdur.

İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada, yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız.

Türkiye olarak, bu ilkeyle hareket ettiğimiz, Karadeniz Tahıl Koridoru gibi, her konuda netice aldık; hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk.

Üçüncü olarak, işbirliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz.

Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını, tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir.

Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz.

Biz, bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz.

Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar, eninde sonunda huzur ve istikrarda da birleşecektir.

Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak, teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz.

Bilinmelidir ki; tekno-kutuplaşma ve dijital-hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin, ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.

Kıymetli Delegeler…

Türkiye olarak, bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmıyoruz.

Attığımız her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışındayız.

Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan’la kurduğumuz Savunma İttifakı ile, hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor, hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyoruz.

Körfez’de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için, ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor.

Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum.

Gazze’de ise bir yıl evvel Şarm El Şeyh’te attığımız imzanın takipçisiyiz.

Gazze’nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor.

James Chambers iadesi: İspanya kararı mahkemelere taşındı
James Chambers iadesi: İspanya kararı mahkemelere taşındı
İçeriği Görüntüle

Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum.

Şunu artık herkes anlasın ve kabul etsin:

Filistin Devleti’ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır.

1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti’nin vücut bulacağı o güzel günleri, inşallah göreceğiz.

Dostlarım…

14 yıllık zulmün ardından Suriye, 8 Aralık Devrimiyle birlikte yeni bir yola girdi.

Cumhurbaşkanı Şara’nın liderliğinde, Suriye’nin, her türlü iç ve dış tahrike rağmen, güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz.

Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz.

Bir diğer komşumuz Irak’ta, devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır.

Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere, bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak’la işbirliği içinde çalışıyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşının ise Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur.

Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz.

Karadeniz’de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum.

Hürmüz Boğazında seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inanıyoruz.

Ege ve Doğu Akdeniz’de, mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ediyoruz.

Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz, müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır.

Bu vesileyle, Birleşmiş Milletler Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum:

Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır.

Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.

Kıymetli delegeler…

Türkiye; gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında adeta bir istikrar adası olmayı sürdürmektedir.

Ülkemiz, Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak, kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir.

Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur.

Türkiye’nin, güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa’nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir.

Biz, Avrupa Birliği’yle geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu Birlik’ten de bekliyoruz.

Balkanlar, bizim güçlü tarihi, kültürel ve beşeri bağlarımızın olduğu bir bölgedir.

Balkan Barış Platformu’nda işbirliğimizi derinleştirecek ortak adımlar atıyoruz.

Güney Kafkasya’ya bakışımız da son derece nettir:

Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz.

Sayın Aliyev ile Sayın Paşinyan’ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor; destekliyoruz.

Ermenistan’la yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz.

Şunu da memnuniyetle ifade etmek isterim:

Türk Devletleri Teşkilatı, yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel işbirliği modeli haline gelmiştir.

30 Ekim’de Ankara’da yapılacak 13’üncü Liderler Zirvesi, Teşkilatın önünde inşallah yeni kapılar, yeni ufuklar açacaktır.

Aralık ayında Libya’da düzenleyeceğimiz 4’üncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi ise 20 yılı aşkın süredir geliştirdiğimiz kurumsal ortaklığımızın sembolüdür.

Güney Asya’da Keşmir meselesi dâhil tüm ihtilafların, ilgili Birleşmiş Milletler şartı ve kararları çerçevesinde, diyalogla ele alınması önemlidir.

Yapıcı hareket edildiği takdirde, her türlü sorunun çözümü mümkündür.

Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir.

Sudan’da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına; Somali’de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tamdır.

Libya'da istikrar ve sükunetin korunması önceliğimizdir.

Gündemdeki uzlaşı sürecinin, Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir.

Biz de, Türkiye olarak, bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz.

Öte yandan, Yeniden Asya Girişimimizle, Asya-Pasifik’teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz.

ASEAN’la ilişkilerimizin Diyalog Ortaklığı düzeyine yükselmesini, bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz.

Aynı şekilde, Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.

Değerli Üyeler…

Hepimiz rızkımızı, yaşam kaynağımızı tabiattan alıyoruz.

Ancak dünyamız, çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunuyor.

Hava, su, toprak, bunun yanında birçok canlı iklim değişikliğinden etkileniyor.

Gelişmekte olan ülkeler ve pasifik bölgesi iklim krizini iliklerine kadar yaşarken; maalesef ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaşıyor.

Bu yıl Kasım ayında Antalya’da COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağız.

Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız.

Avustralya’yla geliştirdiğimiz ortaklıkla, COP31'i finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir “Uygulama COP'u” haline getirmeyi hedefliyoruz.

Bu fırsattan istifadeyle, sizleri COP31 Liderler Zirvesi'ne davet ediyorum.

Eşim Emine Erdoğan’ın 2017’de “Dünya Ortak Evimizdir” diyerek başlattığı Sıfır Atık Hareketi, o günden bugüne küresel bir farkındalık seferberliğine dönüştü.

Şurası bir gerçek ki; iklim kriziyle mücadelenin kuşkusuz pek çok yolu vardır.

Sıfır Atık Hareketi, tüm bu yolların birleştiği en sağlam köprüdür.

Sizlerin de desteğiyle bu köprünün daha da güçleneceğine inanıyorum.

Burada şu gerçeği de dikkatinize getiriyorum:

İklim değişikliği kadar büyük bir başka tehlike, tüketim hırsıyla israf kültürünün yaygınlaşmasıdır.

Dünyada her yıl 5,8 trilyon tabak yemek çöpe gitmekte, yani 2 milyar tonun üzerinde gıda israf edilmektedir.

Bir tarafta tonlarca yemeğin çöpe atıldığı, diğer tarafta yüz milyonlarca insanın çöpten yemek topladığı bir dünyada, adaletten bahsedilemez.

Türkiye olarak, gerek israfın önlenmesi çalışmalarına, gerekse küresel gıda güvenliğinin sağlanmasına her türlü katkıyı yapmaya hazırız.

Bu anlayışla, Doktor Mehmet Mehdi Eker'i, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı Genel Direktörlüğü'ne aday gösterdik.

Desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum.

Şunun da bilinmesinde fayda vardır:

Dünyamız hızla değişirken, insanlık da eş zamanlı olarak yeni sosyal tehditlerle yüzleşmeye başlamıştır.

Batıda veba gibi yayılan İslam düşmanlığı, bunların en başında geliyor.

Bilhassa Müslüman kadınlar ve kız çocukları son yıllarda ayrımcılığa daha fazla maruz kalıyor.

Kimi ülkelerin okullarda uygulamaya koyduğu başörtüsü yasaklarını, kadınların en temel haklarına yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz.

Artan yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve antisemitizm de kararlılıkla mücadele edilmesi gereken zehirli akımlardır.

Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları, aile kurumuyla birlikte masum çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüşmüştür.

Bu kuşatmayı, ancak kadın ve erkekten oluşan aileyi koruyarak kırabiliriz.

Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir.

Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir.

Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale gelmiştir.

Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekada da karşılaşıyoruz.

Yapay zeka için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zeka Sözleşmesi’nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesi mühimdir.

Değerli delegeler, çok kıymetli dostlarım…

Bugün burada açık yüreklilikle dile getirdiğim gerçekler elbette birilerini rahatsız edecek, konforlarını bozacak, yalanlarının maskesini indirecektir.

Bunların, sesimizi kısmak için her türlü algı operasyonuna baş vuracaklarını da çok iyi biliyorum.

Merhum bir şairimizin ifadeleriyle*:

"Onlar sanıyorlar ki,

Biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.

Tarih sussa, hakikat susmayacak.

Onlar sanıyorlar ki,

Bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.

Halbuki bizden kurtulsalar,

Vicdan azabından kurtulamayacaklar.

Vicdan azabından kurtulsalar,

Tarihin azabından kurtulamayacaklar.

Tarihin azabından kurtulsalar,

Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar.”

Tayyip Erdoğan olarak; vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabbim ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların da sesi olmaya, onlar için de konuşmaya, mücadele vermeye inşallah devam edeceğim.

Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz; ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.

Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir:

Ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz…

Ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz.

Şüphesiz karanlığa yumruk sallamak kolaydır.

Zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir.

Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir.

Rabbim yolumuzu açık etsin, yar ve yardımcımız olsun, diyorum.

Bu salonda ve dünyanın dört bir yanında bizleri dinleyen dostlarımızı bu ortak gelecek vizyonuna sahip çıkmaya davet ediyorum.

Tekrar görüşmek dileğiyle, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla…

*Şiir, Rahmetli Sezai Karakoç’a aittir.

Kaynak: AA