15 Haziran 1997 tarihinde kurulan D-8 ülkemizin etki alanını her alanda daha da geliştirebilmek gayesini ön planda tutmuştur.

Aradan geçen 23 yıl boyunca özellikle uluslararası güç dengeleyenleri tarafından istenilen noktaya getirilmemek adına bir takım negatif girişimlerle karşı karşıya kalmış olsa da D-8 in hitap ettiği coğrafya bu organizasyonun başarılı olmasını zorunlu kılmaktadır.

D-8 gelişmekte olan 8 ülkeyi (developing eight) temsil etmektedir. Bayrağında bulunan her bir yıldız amaçlarından birini ifade eder ve toplamda altı genel amaç ön plandadır.

Organizasyonun ilk amacı; savaş değil, barış. Dünyada korona salgını başlayana kadar güçlü güçsüzü ezmekle meşguldü. Elinde ekonomik gücü bulunan ekonomik savaş ile ekonomik anlamda güçsüz olan ülkeyi; askeri gücü olan askeri anlamda güçsüz olan ülkeyi; siyasi gücü olan ise siyasi anlamda güçsüz olan ülkeyi ezmekten başka bir şey yapmıyordu. Belki burada ezmek kelimesi anlatmak istenileni anlatmakta yetersiz kalmakta bu kelime yerine yok etmek kelimesi amaca daha uygun olmaktadır. Dünya ülkeleri her alanda ki savaşlara son vererek barışın hakim olduğu bir dünyayı kurmak amacını gütmelidirler.

Amaçlardan ikincisi ise; çatışma değil, diyalog. Ülkeler arasında birçok alanda çatışmalar yaşanabilmektedir. Ama bu çatışmaların anlaşmazlıkla değil aklın üstün kılındığı ortak söylem ve eylemle ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bunun için her alanda diyalog kapılarının sonuna kadar açık olması dünyanın geleceği için de oldukça önemli bir diğer husustur.

Üçüncü amaç; çifte standart değil, adalet. Sosyal veya ekonomik statüsü ne olursa olsun herkesin farklı standartlarda değil adaletin ön planda tutulduğu bir ortamda yaşaması ortak duyguların birlikte hissedilebilmesi adına son derece mühimdir. Statü ayrışımın bir kriteri olamaz.

Dördüncü amaç olarak; Üstünlük değil, eşitlik ilkesi ortaya konulmuştur. Belirli konularda gücü elinde bulunduran ülkelerin üstün sayılamayacağı her ülkenin uluslararası hukuk ve anlaşmalar nezdinde eşit sayılması gerektiği ön planda tutulmalıdır. Her hedefte olduğu gibi bu hedefte de egemen güçlerin dünyayı istedikleri gibi yönetme planlarının sona erdirilmesi gaye edinilmiştir.

Beşinci amaca gelindiğinde; sömürü değil, adil düzen anlayışının dünya kaynaklarının daha adil paylaşımı hususunda ülkeler açısından son derece mühim olduğunu belirtmekte fayda var. Emperyalist yaklaşım tarzını benimsemiş ve sayıları ciddi oranda fazla olan ülkeler sömürüleri altına aldıkları ülkeleri gerek siyasi gerek ekonomik gerek doğal kaynaklar gerekse de kültürel anlamda sömürerek haksız kazançlar elde etmektedirler. Sonuçta da son günlerde ABD de gördüğümüz gibi bastırılamayan sosyal isyanlar çıkmaktadır. Tüm kaynakların adil ve eşit bir şekilde paylaşımı dünya için huzur ile refahın artması demektir.

Amaçların en sonuncusu ise baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi. Eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) olan insana karşı herhangi bir konuda baskı ve zorlama yapılamaz. Her insan her konuda özgürdür ve hürdür. İnsanın her türlü hakkının korunması, hürriyet içerisinde bir yaşam sürmesi ve demokrasi anlayışının hakim kılınarak halkın seçtiği siyasilerin ülkeleri yönetmesi arzulanan bir dünya için en elzem hususlardır.

Tüm bu amaçlar etrafında odaklanabildiğimizde ve uygulamaya geçirebildiğimizde ülke olarak büyük yol kat edeceğimiz aşikârdır.