Diyet yapmaya karar vermek önemli bir adımdır ancak bu adım atılırken vücudun mevcut durumunu göz ardı etmek süreci zorlaştırabilir. Kilo verme yalnızca beslenme düzenini değiştirmekle değil, vücudun bu değişime ne kadar hazır olduğu ile de yakından ilişkilidir. Bu nedenle danışanlarımla çalışırken sadece beslenme alışkanlıklarını değil, kan tahlillerini de önemsiyorum. Çünkü vücut, eksikleri varken kilo vermeye direnç gösterebiliyor. Bu durum çoğu zaman irade eksikliği değil, biyolojik bir gerçeklik.

Diyet sürecinde en sık bakılması gereken değerlerin başında B12 vitamini, D vitamini ve demir gelir. Özellikle kadınlarda bu üçlüye neredeyse her zaman düşük ya da sınırda rastlıyoruz. B12 eksikliği halsizlik, odaklanma güçlüğü ve isteksizlik yaratırken, D vitamini düşüklüğü kas gücünü azaltabiliyor, ruh halini etkileyebiliyor ve kilo verme sürecini sessizce yavaşlatabiliyor. Demir ve özellikle ferritin düşüklüğü ise vücudu adeta enerji tasarrufuna sokuyor. Enerjisi düşük bir bedenin düzenli beslenmesi, hareket etmesi ve kilo vermeye istekli olması kolay değil.

Bu noktada beslenmenin rolü göz ardı edilmemelidir. B12 vitamini açısından zengin olan kırmızı et, balık, yumurta, süt ve süt ürünlerinin diyetten gereksiz yere çıkarılması eksiklik riskini artırır. Uzun süreli ve tek tip diyetlerde bu tabloyu sık görüyoruz. Bu nedenle kilo verme sürecinde beslenme mutlaka yeterli protein içermeli, hayvansal kaynaklar kişinin ihtiyacına göre dengeli şekilde planlanmalıdır.

D vitamini söz konusu olduğunda ise beslenmenin yanı sıra yaşam tarzı da önem kazanır. Yağlı balıklar, yumurta sarısı ve zenginleştirilmiş süt ürünleri destekleyici olsa da çoğu zaman tek başına yeterli olmaz. Günlük kısa süreli ve bilinçli güneşlenme, bu değerin korunmasına yardımcı olabilir. Ancak belirgin eksikliklerde mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir.

Demir ve ferritin düşüklüğünde ise sadece ne yediğimiz değil, nasıl yediğimiz de önemlidir. Kırmızı et, yumurta, kurubaklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler demirden zengin besinlerdir. Bu besinleri C vitamini içeren sebzelerle birlikte tüketmek emilimi artırırken, çay ve kahve gibi içecekleri öğünlerle birlikte tüketmek demir emilimini azaltabilir. Günlük hayattaki bu küçük alışkanlıklar, kan değerleri üzerinde düşündüğümüzden daha büyük etkilere sahiptir.

Kilo vermeyi etkileyen bir diğer önemli konu ise kan şekeri dengesi. Bu nedenle insülin, açlık glukozu ve HbA1c gibi değerlere mutlaka bakılması gerekiyor. İnsülin direnci olan bireylerde vücut aldığı enerjiyi yakmak yerine depolamaya daha yatkın hale geliyor. Ani açlık atakları, tatlı isteği ve özellikle karın bölgesinde biriken kilolar bu durumun sık görülen işaretleri. Böyle bir tabloda sadece kalori kısıtlamak yeterli olmuyor beslenme planının liften zengin, düşük glisemik indeksli besinler, yeterli protein ve sağlıklı yağlarla dengelenmesi gerekiyor.

Tiroid hormonları da kilo verme sürecinin en belirleyici faktörlerinden biri. Tiroid bezinin yavaş çalışması metabolizma hızını düşürüyor. Kişi daha az yese bile kilo vermekte zorlanabiliyor. Üstelik tiroid sorunları her zaman çok net belirtiler vermeyebiliyor. Biraz halsizlik ya da kilo verememe gibi şikâyetler çoğu zaman göz ardı ediliyor. Oysa tiroid hormonlarına bakmak, süreci doğru yönetmek açısından büyük önem taşıyor.

Bunun yanında karaciğer enzimleri olarak bilinen ALT ve AST, kolesterol ve trigliserit düzeyleri de mutlaka değerlendirilmesi gereken parametreler arasında yer alıyor. Bu değerler sadece kalp ya da karaciğer sağlığıyla ilgili değil, aynı zamanda metabolik dengenin de önemli göstergeleri. Bu noktada beslenmenin amacı sadece kilo vermek değil, vücudu dengelemektir. Yeterli lif alımı, sebze ve meyve çeşitliliği, kaliteli yağ kaynaklarının doğru miktarda kullanımı bu süreçte önem taşır.

Kan tahlillerinde eksiklikler saptandığında, bunların beslenmeyle mi yoksa takviye ile mi destekleneceğine mutlaka hekimle birlikte karar verilmelidir. Her takviye her birey için uygun değildir ve bilinçsiz kullanılan ürünler faydadan çok zarar verebilir. Diyetisyen ve hekim iş birliğiyle ilerlenen bir süreç, hem daha güvenli hem de daha kalıcı sonuçlar sağlar.

Kan tahlillerinde değerlerin normal aralıkta olması her zaman yeterli olduğu anlamına gelmez. Her bireyin yaşam temposu, stres düzeyi ve ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle diyet kişiye özel olmalıdır.