18 Şubat 2026 tarihini not edelim. O gün, 2024 yılı Ekim ayında başlatılan ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi yolunda kritik bir eşik aşıldı. TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun aylar süren yoğun bir çalışmayla hazırladığı ‘Terörsüz Türkiye’ raporu, komisyonda 2 ret ve 1 çekimser oya karşılık 47 oyla kabul edildi ve açıklandı.
ÇOK BEKLEDİK
Raporun her bir cümlesi önemli. Cumhuriyet tarihi boyunca bu konuda yazılanlara, söylenenlere bakarsak, nereden başlayıp nereye geldiğimiz daha iyi ortaya çıkacaktır.
O sebeple; rapora “sonuçta yazılanlar kağıt üzerinde, aslolan uygulamadır” gözüyle bakarsak haksızlık ederiz. Okuduğumuz; manifesto niteliğinde, bir devri sona erdirip, bir devri başlatan, çok ileri, çok cesur ve çok kıymetli bir metin.
Buyurun, rapordan birkaç cümle okuyalım.
“Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyetin ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş, kardeş ve kaderdaş halklardır. Tarihî sürekliliğin merkezinde yer alan kavram kardeşlik hukukudur.”
“Kaderdaşlık, savaş meydanlarında, alın terinde, acıda ve umutta birlikte yürümektir.”
“Birlikte yaşama tecrübesi, ortak sevinçler ve acılar, toplumsal hafızamızda geçmişten ibaret kalmayacaktır. En güçlü şekilde ortak geleceğimizin imkânı ve dayanağı olacaktır.”
TBMM çatısı altındaki bir komisyonda yazılan bu düzeydeki bir metinde, bu cümlelerin yer alması için, bu ülke çok bekledi.
BUGÜNE NASIL GELİNDİ?
Komisyonun yürüdüğü yolu da küçümseyemeyiz. Her şeyden önce TBMM, bu tarihi sorumluluğu almaktan kaçınmadı. “Başkanlık sistemi içinde meclisin işlevi aşındı” diyenlere yerini ve gücünü gösterdi.
Komisyona katılan vekillere tek tek teşekkür etmek borcumuzdur. Sağduyulu hareket etmeyi, demokratik kültür içinde zor konuları olgunlukla konuşup tartışmayı başardılar. Uyumu bozmadan günler boyunca çalıştılar.
Devlet erkanının yanında toplumu da dikkatle dinlediler ve notlar aldılar. Komisyona davet edilip konuşanlardan hiç biri, meclisten “bizi nezaketen dinlediler” hissiyle ayrılmadı. Var olan umudunu katlayarak çıktı.
Geri adım atmadılar, ayrılıkların üzerine gitmediler, çelişkilerin büyümesine izin vermediler. Maraton koştular ve demokrasimiz adına sevindirici bir ara sonuca ulaştılar.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, devletin aklı ile milletin vicdanının buluştuğu raporun takdim metnini okudu. Emperyal müdahalelere cevabımızı ondan dinledik: ‘daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşme.’
‘TÜRKİYE MODELİ’
Komisyon, dışarıdan ithal edilen bir yöntemle, yabancı bir ‘göz’ün hakemliğinde ya da dış denetçilerin yönlendirmesiyle değil, tamamen özgün ve millî bir perspektifle çalışmıştır.
Siyasetin çözüm üretme kapasitesini güçlendiren bir çalışma olarak önemli bir örnektir. ‘Türkiye modeli’ adlandırmayı ve dünya sahnesine gururla sunulmayı hak etmektedir.
ÜÇLEMELER
Raporun üçlü maddeler halinde anlatımları, özellikle kolay anlaşılır özetlerdi.
Komisyonun gözettiği üç ilke: 1. Dinlenen kesimlerin çeşitli olması, 2. Toplantıların olabildiğince halka açılması, 3. Kararların nitelikli çoğunlukla alınması.
Terörün yol açtığı olumsuzluklara dair üç tespit: 1. Kalkınma ufkumuzu daraltmıştır. 2. Sosyal bağlarımızı örselemiştir. 3. Siyaseti güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştır.
Sürecin yol haritasının üç aşaması: 1. Örgütün kendini fesh etmesi ve silah bırakması, 2. Gerekli yasal düzenlemeler, 3. Toplumsal bütünleşme.
Üç temel hedef: 1. Terörsüz Türkiye, 2. Demokrasinin güçlendirilmesi, 3. Kalkınma ve ekonomik refah artışı.
Çözüme ulaştıracak üç tavır: 1. Basiretli bakış, 2. Samimi yaklaşım, 3. Kararlı adımlar.
Aynı anda güçlendirilecek üç konu başlığı: 1. Siyasal meşruiyet, 2. Toplumsal kabul, 3. Demokratik kapasite.
Sağlamlaştırılacak üç alan: 1. Güvenliğin yanında hukuk devleti pratiği, 2. Demokratik siyaset ahlakı, 3. Millî dayanışma iradesi.
DAHA DA KIYMETLİ
Dünyadaki ve içinde yer aldığımız coğrafyadaki gelişmeler, Terörsüz Türkiye hedefini daha da kıymetli kılmaktadır.
Çünkü; meşruiyetleri tartışılan uluslararası kurumlar işlevlerini yitirmekte, hâttâ çökmektedirler. Kurala dayalı uluslararası sistem, yerini güçlülerin kuralları belirlediği kaotik bir sistemsizliğe bırakmaktadır. Bölgemiz kaynamakta, dengeler değişmekte ülkelerin iç barışını sağlaması daha da önemli hale gelmektedir.
ASLA
Raporun çok net anlattığı bir husus daha var. Raporun satırlarından takip edelim.
Silah bırakma süreci asla bir pazarlığın sonucu değildir. Milletimizin huzura ve birliğe dair kararlılığının bir sonucudur.
En ağır bedel şüphesiz ki canla ödenmiştir. Manevi kayıplar unutulmaz acılarımızdır. Her biri ayrı bir ailenin ocağına düşen şehitlerimizin, her biri bir ömrü feda eden gazilerimizin acısı her daim tazedir. Canları pahasına bu vatanı savunan tüm kahramanlar, sürecin manevi mimarlarıdır.
Bu istikamette atacağımız her adımda, onların emanetine sadakatle bağlı kalacağımızı ilan ediyoruz. İnanıyoruz ki; bu sürece katkı veren herkes, bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu göstermiştir ve gösterecektir.
ŞİMDİ
Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemelere yol gösteren bir çerçeve ortaya koymuştur.
Dayanağımız; acılarımızı inkâr etmeden, geleceği birlikte kurma kararlılığımızdır.
Şimdi; ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘Terörsüz Bölge’ süreci için “ha bitti, ha bitiyor” diyenlere inat, “ha oldu, ha olacak” demeye devam etme zamanıdır.