Ukrayna’dan savaş sebebiyle ayrılan insanların sayısı 2 milyonu aştı. Görülen o ki bu sayı yakın zamanda çift hanelere ulaşacak.

Hem Ukrayna hem de Rusya’nın yabancı savaşçıları bölgeye davet etmeleri savaşı daha da içinden çıkılmaz bir hale dönüştürecek. Böylelikle Avrupa’nın güvenlik ve istikrarı uzun süreli tehdit girdabına saplanacak, diğer ülkelere mülteci akımları artarak devam edecek.

Savaşlardaki ölümler ve göçe zorlananlar bir istatistikten öte anlamlar taşır. Kimse unutmasın ki ölen ya da göçe zorlanan insanlar birinin eşi, diğerinin babası, bir diğerinin ise evladıdır. Yani en değerlisidir, ama aynı zamanda bir insandır.   

Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında savaş sebebiyle yaklaşık 300 milyon insanın mülteci konumunda olduğu tahmin ediliyor. Bu insanların büyük bir kısmı mülteci kamplarında çok zor şartlarda yaşam mücadelesi verirken çok az bir kısmı ise daha iyi şartlarda yaşayabilecekleri, gittikleri ülkelerin vatandaşı dahi olabilecekleri yerlere gönüllü şekilde davet edilmektedirler.  

İnsanların acılarını yarıştırmak, ölen ya da yurdundan edilen insanları ayrıştırmak, hangi ülkeden geldiğine göre savaş mağdurlarını kategorize etmek bir insanlık suçudur.   

Ukrayna Savaşı’nda Batı’nın tarihi geçmişinden aldığı ilhamla insanlar arasında nasıl ayrımcılık yaptığına bir kere daha şahit oluyoruz.  

Ukraynalıların Avrupa’nın diğer ülkelerine göçleri yapılan çifte standardın rengini bugün tekrardan gözler önüne sermiştir. Batı zihniyetindeki “biz ve öteki” ayrımı gün yüzüne çıkartılmıştır.     

Dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan bir ülke olarak bu konuda en fazla konuşmaya hakkımız var. Bu toprakların mültecilerin tarih boyunca “nefes alma yurdu” olduğunu biliyoruz. Sınırlarımız içerisinde yaşayan misafirlerimizle sürekli temasını sürdüren, mülteci kamplarında farklı milletlerden insanlarla görüşüp sohbet eden biri olarak yazıyorum.  

Bundan 250 yıl önce yine Ruslar Kırım’ı işgal ettiklerinde de Anadolu yurt olmuştu kaçıp gelenlere. Bugün Ukraynalı mültecilerin en fazla göç ettiği Polonya halkına da tarihte Anadolu toprakları kucak açmıştı.  

Batı, yıllardır Ortadoğu’daki savaşlardan kaçan mazlum insanlara açmadıkları kapılarını bugün Ukrayna için ardına kadar açmış durumda.  

İki yıl önce Suriye Savaşı’ndan kaçıp Edirne üzerinden Yunanistan’a gitmek isteyen insanların nasıl kovulduklarına bizzat sınırda şahit olmuştum.  

Bugün bir taraftan gözlerimiz mülteciler arasında Batı’nın ayrımcılığına şahit olmakta diğer taraftan Rus halkının dünyanın birçok yerinde tecrit edilerek dışlanmışlıklarını teşhis etmekte. Amerika, Almanya, Kanada gibi ülkelerde Rus sanatçılar sahnelerden uzaklaştırılmakta, Rus restoranlarına saldırılmakta, hastanelere Ruslar kabul edilmemektedir.  

Rusya’nın Ukrayna işgalini kınamak, savaştan kaçan insanları ayrıştırıp bazılarının ölüme terk edilmesine karşı çıkmak, yine Rus sivil halkını baskılayıp tecrit etmeye yönelik davranışları reddetmek aynı vicdani duyarlılıktan beslenir. Bunu kaybetmeyelim. Böyle insan kalabiliriz.