İsrailli gazeteci Ben-Dror Yemini, Israel Hayom gazetesindeki yazısında herhangi bir anlaşmanın, örtülü olarak ABD'nin "daha güçlü ve daha radikal bir İran rejimini" tanıması anlamına geldiğini ifade etti.
"İran'ın balistik füzeleri ve bölgedeki vekilleri" gibi konular çözüme kavuşturulmadan yapılacak bir anlaşmanın İran içinde "siyasi bir zafer" olarak görüleceğini ileri süren Yemini, "Olası anlaşma, daha güçlü ve daha radikal bir İran rejiminin ABD tarafından dolaylı olarak tanınması demek." değerlendirmesini yaptı.
Yemini, "İran bölgesel bir tehdit oluşturmaya, İsrail de balistik füze tehdidiyle karşı karşıya kalmaya devam edecek. Hizbullah, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve tabi ki Hamas, İran'ın finansmanıyla faaliyetlerine devam edecek."iddiasında bulundu.
İsrail ordusunun, girdiği savaşlardan zaferle çıkamadığını belirten Yemini, "(Gazze'deki) savaş 2 yıl sürdü ama Hamas yenilmedi, 40 gün bombalanan İran da yenilmedi." ifadesini kullandı.
Yemini, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump arasında benzeri görülmemiş taktiksel bir koordinasyon olduğunu ancak bunun stratejik düzeye taşınamadığını belirtti.
İranlılar hayatta kalmayı başararak güçlendi
İsrailli siyasi analist Ben Caspit, Maariv gazetesindeki yazısında, Hamas, Hizbullah ve İran karşısındaki askeri başarılara rağmen Başbakan Netanyahu'nun İsrail'i tehlikeli siyasi bir yenilgiye sürüklediğini savundu.
Caspit, bu yenilginin "Trump'a bel bağlamak, fırsatları kaçırmak ve tehditleri bir kenara bırakmakta" kendini gösterdiğini dile getirdi.
"Siyasi yenilgi askeri başarılardan daha büyük. Son yıllarda Hamas, Hizbullah ve İran'a karşı elde ettiğimiz askeri zaferlerin ötesine geçen tek olay, onlar karşısında aldığımız siyasi yenilgidir." ifadesini kullanan Caspit, Netanyahu'nun Trump'ın elinde rehin olduğunu ve İsrail'i de peşinden sürüklediğini belirtti.
İran'la olası anlaşmaya da değinen Caspit, şu değerlendirmelerde bulundu:
"İranlıların nükleer projeden veya uranyumdan vazgeçme niyetleri yok ve İran rejiminin şu an oluşturduğu tehlike bir yıl öncesine göre çok daha büyük. Bu, güçlendikleri anlamına gelmiyor, aksine önemli ölçüde zayıfladılar ama hayatta kaldılar. İranlılar artık korkmuyor ve asıl korkutucu olan da bu."
Başarısızlık büyük ve asıl kazanan İran
Siyasi analist Avi Ashkenazi, İsrail hükümetinin anlaşmanın içeriğine müdahalede bulunamadığını ve başarısız olduğunu belirterek, "İsrail anlaşmanın tarafı değil; sadece ne yapıp ne yapmayacağının belirlendiği bir anlaşmanın parçası." eleştirisinde bulundu.
Nükleer dosyanın çözüme kavuşturulmadığını, zenginleştirilmiş uranyumun kısmen veya tamamen İran'ın elinde kalacağını ileri süren Ashkenazi, anlaşmadan sonra İran'ın yeniden çok büyük miktarlarda petrol ihraç etmeye başlayacağını, İran fonlarının büyük kısmının serbest bırakılmasıyla Husiler, Hamas ve Hizbullah'ın bir nevi yeniden güç toplayacağını savundu.
İsrailli analist, "İsrail’in 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı askeri harekattan sonra ne kadar da ahmaktık. Başarısızlık çok büyük. Çöküş gerçek ve asıl kazanan İran. İranlılar, İsrail yönetiminden, Netanyahu'dan ve (Savunma Bakanı) Yisrael Katz'dan birazcık daha akıllı. İran Devrim Muhafızları bazı basit hamlelerle güçlü tarafın gücünü ona karşı kullanabileceğini gösterdi." ifadelerini kullandı.
Kötü bir anlaşmadansa anlaşmaya varmamak daha iyi
Haaretz gazetesi analisti Zvi Bar'el de "İran hayatta kalmakla yetinmiyor süper güç olmayı arzuluyor" başlıklı yazısında, "kötü bir anlaşma imzalamaktansa anlaşmaya varmamanın daha iyi olduğu" değerlendirmesinde bulundu.
Mutabakat zaptının nihai bir anlaşma değil müzakerelerin temelini oluşturacak ilke ve prosedürleri içeren bir belge niteliğinde olduğunu vurgulayan Bar'el, balistik füze programı ile İran'ın vekilleri konusunun hiç bir aşamada görüşülmesinin beklenmediğini öne sürdü.


