*Biz Türklerin köklerindeyiz. Atalarımızın buralardan çıkıp Anadolu’ya geldiklerini hissettiren topraklardayız…*

Taşkent'ten başlayan yolculuğumuz Semerkant, Harzem ve Buhara ile devam etti. Özbekistan'dayız. Ülke tarihi derinliği ile tam bir medeniyet deryası. Bizi Özbekistan da bir zaman tüneli karşıladı. Tarih boyunca yetiştirdiği bilim ve irfan insanları, sanatçı ve alimleriyle zamana mührünü vuran bu şehir, onların ardında bıraktığı eserlerle dünyada Türk-İslam mimarisinin zirveye taşımış. Buhara ve Semerkant'ta atılan Türk-İslam medeniyetinin tohumları Anadolu'da filizlenerek dört bir yana yayılmış. Buhara mimari güzelliği yanında bizler manevi iklimi ile de kuşattı..Kerkük kalesinde bulunan Buğday Hatun Türbesinin turkuaz işlemeleri Semerkant’da bizi sardı.

*GÖKBİLİMİN BAŞKENTİ VE UZAYA İLK BAKAN ŞEHİR SEMERKANT*

Özbekistan'da ikinci durağımız Semerkant'tayız. Asya'nın ve İpek Yolu'nun merkezi olan Özbekistan… Güler yüzlü insanları, gökbilim ile ilk keşiflerde adlarını dünya bilim tarihine yazdıran bilim insanları ve İslam medeniyetinin izlerini kalplerimize nakış nakış dokuyan alimleri ile bambaşka güzellikte bir ülke…Bilim ışığının binlerce yıldır hiç sönmediği bu topraklarda; kah Emir Timur'un imparatorluğu sırasında inşa ettiği ve zamanın adeta durduğu kadim şehirlerden Semerkant'ı gezdik. Türk İslam medeniyetinin ilk tohumlarının atıldığı şehre yüzyıllar sonra tanıklık ettik.

Her karışında manevi feyzler duyacağınız bu güzide topraklarda; Şah-ı Nakşibendi Hazretleri'nin kabri başındaydık, Abdülhalik Gücdevani Hazretleri, İmam el-Buhari, Ebu Mansur el-Matüridî, Harezmî, İbn-i Sina ve Biruni gibi nice ismin ilim ve irfan dünyasına misafir olduk. Registan Meydanında zamanıın nasıl durdurulduğuna şahit olduk.

*SEMERKANT ZAMANI DURDURAN ŞEHİR*

Şehri Semerkant, çok sayıda tarihi ve kültürel yapıyı bünyesinde zamanı durdurarak barındırıyor. Mavi kubbelerle kaplı medreseleri, çinilerle süslenmiş kervansarayları, görkemli camileri ve külliyeleriyle adeta açık hava müzesini andıran Semerkant, hepimizi "ata yurdu"na çağırıyor. Şehir Persler, Yunanlar, Çinliler, Araplar, Moğollar ve Türklerin yönetimi altında kalmış. Timur İmparatorluğunun kurucusu Emir Timur, Semerkant'ı ele geçirmesiyle şehir zirveye ulaşmış…"

Emir Timur döneminin en modern şehrini kurmak için dünyanın pek çok bölgesinden en iyi bilim insanlarını, mimarları ve ustaları, sanatkarları Semerkant'a getirdi. Şehri adete bir nakkaş gibi tarihi okulları ile işleten Timur'un izinden giden torunu Mirza Uluğ Bey de Semerkant, dünyanın ilim merkezi haline getirerek günümüzden yüzlerce yıl önce uzaya açılan ilk şehirler arasında yazdırdı…

*GİTTİM, GÖRDÜM VE YAŞADIM*

Şehrin kalbi olan Registan Meydanı o Farsçada "kumlu yer" anlamına geliyor ve Özbekistan'ın en önemli simgelerinden biri. Şehrin kalbi olan meydanın çevresinde dört eyvanlı avluya sahip Uluğ Bey Medresesi hala insanlığa ışık tutmaya devam ediyor. Meydanda toplam üç medrese muhteşem mimarisi ile zamana şahitlik etmeye devam ediyor. Burada en dikkat çeken ise çok özel duvar süslemelerine sahip medreselerde kapılarında çiniler üzerinde elle nakşedilmiş Kur'an-ı Kerim'den ayet ve surelerinin olması.. Meydan dolaşırken sanki Emir Timur etrafında bilimi insanları ve sanatçılarla yanımıza gelecek gibi.. Ve Özbekistan Türklerinin nur yüzlü inşaları Türkiye'den misiniz, sesleri ile bize bir kez daha yüreklerini açıyor…

*TÜRKLER İLK KEZ SEMERKANT'TAN UZAYA ÇIKTI*

Semerkant tarihte ilk kez Rasathanesi Astronomi ve Matematik'te kendisi de bir bilim insanı olan Timur'un torunu Uluğ Bey zamanında uzaya ilk göz attı. Uluğ Bey tarafından 1420'de kurulan ve onla anılan Rasathane tarihte Uluğ Bey, Bursalı Kadızade-i Rûmî, Ali Kuşçu, Gıyasüddin Cemşîd bu medresede yaptıkları çalışmalarla, günümüz modern astronomi biliminin temellerini attılar Uluğ Bey, bu medresenin taç kapısına "ilim öğrenmenin her Müslüman kadın ve erkeğe farz" olduğu hadisini yazdırdı. Uluğ Bey bir medeniyetin felsefesini ortaya koymuştur. Uluğ Bey tarafından inşa ettirilen "Semerkant Rasathanesi", hem kurulduğu dönemde ve ardından seyreden zamanlara Türklerin bilim alanında ulaştığı seviyeyi bize gösterdi. Astronomi ve Matematik alanlarında ileri düzeye ulaşan Uluğ Bey, kurduğu rasathanede yıldızların ve Ay'ın hareketlerini gözlemleyerek Türkleri tarihte ilk kez uzay yolculuğa çıkaran isim oldu…

*HİVA'YI GÖRMEDEN ÖLMEYELİM*

Özbekistan'da gezinin son durağında olan Hiva şehrindeyiz Aral Gölü'nün güneyinde kurulan bu masalsı kent hem doğusu hem de batısı çöllerle kaplı olsa da masalsı güzellikleri ile bizi sarıyor. Harzemşah Devleti döneminde kurulan şehrin yaklaşık 2000 yıllık bir geçmişi bulunuyor Hiva. İçan Kale (Itchan Kala) Surları ile çevrili tarihi şehir. Günümüzde Hiva şehrinin nüfusu yaklaşık 100 bin kadardır. Ürgenç ve Hiva şehirlerini içine alan Harezm Bölgesi'nde konuşulan Özbekistan Türkçesinin Harezm lehçesi, Türkiye Türkçesine çok benzemektedir.. Sanki Anadolu'da bir şehirdeyiz…

Hiva isminin nereden geldiğine dair pek çok şey anlatılsa da en kabul edileni Nuh Peygamberin oğlu Sam ile ilgili olanıdır. Nuh Peygamberin oğlu Sam, kendi kavmini kurtarmak için çöle kaçar uzun yolculuklardan sonra çölleri aşarak bölgeye gelir. Topraklar çöllük olduğundan susuz kalırlar. Sam, beraberindekilere kazmaları için bir yer gösterir, biraz kazıldıktan sonra tatlı su bulunur. Suyun bulunmasıyla sevinçle "khei-vak" (güzel su- tatlı su) diye bağrışırlar. Zamanla bu söylene söylene Hiva şeklini alır. Bu su hala mevcut olup kullanılmaktadır. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ne eklenen Hiva'da medeniyet izlerinin bozulmamış dokusu bizleri asırlar öncesi biz zaman tüneline götürüyor. 13. Yüzyılda önüne çıkan şehirlerinde büyük bir yıkım yapan Moğolların etkisini Hiva'da görüyoruz..

*GÖKYÜZÜ ALTINDAKİ AÇIK MÜZE*

Hiva bir medreseler şehri. Onlarca medrese var ama içlerinde en önemlisi Orta Asya'nın en büyük medresesi olan Muhammed Emin Han Medresesi. Bina yapım tarihi 1850-1854 yılları arası olup, adı üzerine anlaşılacağı üzere dönemin hükümdarı, Muhammed Amin Han tarafından yaptırılmıştır. İki katlı özel bir mimarisi olan ve tüm duvarları sırlı çinilerle kaplı medrese geniş bir alana inşa edilmiş. Süslemelerde, Türklerin rengi olan turkuaz tercih edilmesi dikkat çekiyor. Sovyetler döneminde, burası otele çevirmiş. Günümüzde de halen otel olarak hizmet vermeye devam etmekte.

*HER ŞEY ESKİDEN KALMA*

Hiva'da görülmesi gereken o kadar çok yer var ki. 'Ayaz Kale', 'Toprak Kale' ve Kızıl Kum çölü görmeye değer yerlerin sadece başlıcaları. İç Kale'ye doğru yürüdüğümüzde 7 metre yüksekliğinde ve 2.200 m. uzunluğunda, güçlü bir savunma için kilden yapılmış sağlam surlar bizi karşılıyor.. Duvar da "Tosh Darvoza" yani "Taş Kapı" yazılı büyük kapıdan içeri girdiğimizde bizi dar sokaklar karşılıyor. İçan Kale'de 54 tarihi mimari yapı, 360 ev mevcut ve kalede 2 bin 600 kişi yaşamakta. Kalede, Harezm'in 3 bin yıllık tarihinin maddi ve manevi kültürünü yansıtan yaklaşık 40 bin nadir yapı bulunmakta. Bizi Hiva'nın sembolü 45 metreye varan yüksekliği ile uzaktan ilk dikkati çeken İslam Hoca minaresi selamlıyor.. Minare koyu mavi, beyaz ve yeşil çinilerle kaplı. Hiva'da medrese, cami, saray ve minarelerden oluşan altmış üzerinde tarihi yapı var. Şehrin her sokağında, mavi, turkuaz ve yeşil tonlarında çinilerle bezenmiş kesilmiş koni şeklinde minareler, iki katlı medreseler, dönemin Han'ının yazlık ve kışlık sarayı, yaklaşık 2 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği cami var.

Hiva önemli bilim adamı çıkarmış bir şehir. Matematik ilminin en önemli isimlerinden olan ve "sıfır"ın kaşifi olarak bilinen Harizmî, Hiva doğumlu. Gökbilimci, matematikçi, doğa bilimcisi, coğrafyacı ve tarihçi büyük bilgin Bîrûnî de Hiva'da yetişen bir bilim insanı.

Hiva, gidenler için bir kez daha ve gidemeyenler içinde gidip görülecek yerler listesinin başında gelen bir şehir. Burada her şey eskiden kalma. Yeni yapılar inşa edilmemiş ve mevcut tarihsel dokusunun korunması başarılırmış. Bozulmamış sokakları ve insanları var. Zaman tünelinde bir ipek yolu kervanı zamanındayız. Doğudan batıya doğru usulca develerle yük taşıyan kervanlar dizisi. Bu masal, burada gerçek üstü yaşanıyor. Çünkü uyandığımızda yaşadığımız zamandan ait tek üstümüzdekiler. Her şey kendi zamanından kalma burada.

*İPEKYOLU'NUN KALBİ BUHARA*

Buhara, Asya'nın en eski yerleşim bölgelerinden olan ve günümüzde 1 milyon 500 insanın yaşadığı tarihî şehir. Buhara, Asya'nın en eski yerleşim bölgelerinden olan ve günümüzde 1 milyon 500 insanın yaşadığı tarihî şehirdir. Arkeolojik bulgular şehrin tarihinin en az 2500 yıl civarında olduğunu göstermiştir. Özbekistan'da Zerefşan Nehri havzasında büyük bir vahada kurulan Buhara, tarihte çok sayıda Türk devletinin siyasi ve kültür merkezlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Türkiye'de Bitlis- Ahlat, Afganistan'ın Belh ile birlikte "Kubbet-ül İslam (İslam'ın kubbeleri)" unvanına sahip 3 şehirden biri olan Buhara, Türk-İslam medeniyetinin yıllarca merkezi durumunda idi.

Türk-İslam ilim ikliminde "Yedi Pir" diye bilinen Hoca Abdülhalık Gucdevani, Hoca Muhammed Arif er- Rivegeri, Hoca Mahmud Encir Fağnevi, Hoca Ali Rametani, Hoca Muhammed Baba Sammasi, Seyyid Emir Külal ve Bahauddin Nakşibend gibi birçok mutasavvıfı yetiştiren Buhara, bugün yine ilimsel çalışmalar yapılan bir şehir.

Dünyada ilmi ve tarihi dokuyu bugüne kadar korumayı başarmış ender şehirlerden olan Buhara'da ziyaret edilmesi gereken yüzlerce tarihi yapıt mevcut. Buhara şehri 1993 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası listesindedir.

Buhara tarihte kervanların en çok uğradığı şehirlerden biriydi. 16. ve 20. yüzyıl arasında burada yaklaşık 50 pazar yeri ve 75 kervansaray bulunuyordu. Buhara günümüzde dört adet kubbeli çarşıya sahip. Buharay-ı şerîf … Minare-i Kelan (büyük minare), binlerce yıl öncesinde tıpkı bir deniz feneri gibi Kızılkum çölünde seyahat eden kervanlara yol gösterip, onları Buhara'ya davet etmiştir. Çevresindeki meydanda, Han veya Cuma Camii ve medresesi ile Mîr-i Arab medresesi bulunmaktadır. 1918'de İstanbul işgal edildiği Özbek halkı, Minare-i Kelan'ın çevresinde toplanarak İstanbul'un işgalini bu meydanda protesto ederek dualar etmişlerdir.

Şehrin biraz dışında kuzey yönünde Kasr-ı Ârifan köyü'ne geldiğinizde, arabaların bir yapının önünde birden yavaşlayarak ve çok yavaş bir şekilde geçtiklerini görürüz. Bahaüddin Nakşbend'in türbesinden Özbek halkının büyük mutasavvıf Nakşbend'e duydukları derin saygının bir işareti olarak yavaşça geçmektedirler. Mermerden yapılmış büyük mezarın yanında, kabrin dört küçük minareli orjinali de günümüzde muhafaza edilmektedir. Bir masal diyarında tarih yolculuğu yaptık.

Yolculuğumuz sona erdi ama yüreğimiz orada yüreğimiz Harezm’de yüreğimiz Buhara’da yüreğimiz Semerkant’te yüreğimiz Özbekistan’da.