Bugün sabah basına yansıyan haberleri okuduğumda, insan üreme hücrelerinin ticari amaçlarla kullanıldığı ve uluslararası bağlantıları bulunduğu öne sürülen bir soruşturmayla karşılaştım. Haberlere konu olan iddialar; insan sağlığı, kadınların hakları ve üreme tıbbındaki denetim mekanizmaları açısından son derece ciddi soruları beraberinde getiriyor. Ancak soruşturma tamamlanmadan ve iddialar yargı kararıyla kesinleşmeden herhangi bir kişi ya da kurumu suçlu ilan etmemek gerektiğinin de altını çizmek isterim.

Whatsapp Image 2026 10 21 At 11.50.56

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya göre, Türk vatandaşı kadınların yurt dışına yönlendirilerek maddi menfaat karşılığında yumurta satışı yaptıkları belirlendi. Bakan Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Hiçbir maddi menfaat, insan onurunun ve beden bütünlüğünün üzerinde değildir. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın liderliğinde; suç yapılanmalarının tüm bağlantılarının ortaya çıkarılması, sorumluların tespit edilmesi ve adalet önünde hesap vermeleri için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Öncelikle Adalet Bakanı Akın Gürlek’i, insan onurunu ve beden bütünlüğünü merkeze alan bu kararlı açıklaması nedeniyle tebrik ediyorum. İnsan bedeninin maddi kazanç uğruna istismar edilmesi ihtimaline karşı devletin kararlı bir tutum sergilemesi önemlidir. Temennim, soruşturmanın bütün bağlantılarıyla aydınlatılması ve elde edilen deliller doğrultusunda gerekli hukuki işlemlerin eksiksiz yürütülmesidir.

Whatsapp Image 2026 10 21 At 11.50.57

Operasyonla ilgili basına yansıyan bilgilere göre, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Arnavutluk ve Gürcistan bağlantılı olduğu öne sürülen bir yapılanmaya yönelik soruşturma yürütülüyor. Haberlerde 53 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği, 41 kişinin yakalandığı belirtiliyor. Soruşturma kapsamında, 41 kadının toplam 811 kez yumurta satışıyla ilişkilendirildiği ve yumurta başına 60 ila 80 avro arasında fiyat belirlendiği iddiaları da yer alıyor. Kadınların fiziksel özelliklerine ilişkin fotoğraf ve videoların katalog hâline getirildiği yönündeki iddialar da yetkili makamlarca açıklığa kavuşturulması gereken hususlar arasında.

Bu iddialar doğruysa, kadınların fiziksel özellikleri ve üreme hücreleri üzerinden ticari bir sistem kurulup kurulmadığı ciddi biçimde incelenmelidir. Çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin umutlarının ya da bağışçı kadınların sağlık ve haklarının istismar edilmesi ihtimali görmezden gelinebilecek bir mesele değildir. Bununla birlikte, olayın kapsamı ve sorumluların kimler olduğu ancak delillerin değerlendirilmesi ve adli sürecin sonucunda ortaya konulabilir.

Araştırma yaparken İngiltere’de yayımlanan The Times gazetesinde, yazar Alev Scott’ın 24 Ağustos 2026 tarihli “The cost of cheap eggs: the fertility market’s dark side” başlıklı çalışmasına da rastladım. Çalışmanın, Kuzey Kıbrıs’taki doğurganlık tedavisi sektörünü; yumurta bağışı, taşıyıcı annelik ve bu alanlardaki ticari uygulamalar bakımından ele aldığı belirtiliyor. Üreme hücresi bağışının uluslararası ölçekte yaygınlaşması ve denetim sorunları, bu alanda şeffaflığın ve hukuki güvencelerin önemini gündeme getiriyor.

Whatsapp Image 2026 10 21 At 11.50.57 (1)

Ancak bir araştırmada sektörün genel sorunlarının ele alınması, belirli kişi veya kuruluşların yasa dışı faaliyette bulunduğunu tek başına kanıtlamaz. Aynı şekilde, yasal çerçevede yürütülen tüp bebek ve diğer doğurganlık tedavileriyle yasa dışı ticaret iddiaları birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Hukuka uygun çalışan sağlık kuruluşlarını dayanaksız biçimde zan altında bırakmak doğru değildir. Asıl ihtiyaç, somut iddiaların tarafsız biçimde araştırılması ve varsa hukuka aykırı faaliyetlerin delilleriyle ortaya çıkarılmasıdır.

Özellikle açıklığa kavuşturulmasını istediğim konulardan biri, bazı üreme hücresi örneklerinin İsrail’e gönderilmiş olabileceğine ilişkin iddiadır. Bu yönde kesinliğini doğrulayabildiğim bir bilgi bulunmuyor. Dolayısıyla böyle bir transferin gerçekleştiğini olmuş bitmiş bir olay gibi aktarmak doğru olmaz. Bununla birlikte, iddia somut bilgi veya belgelere dayanıyorsa yetkili makamlarca incelenmesi gerektiği kanaatindeyim.

Burada sorulması gereken, herhangi bir ülkeyi peşinen hedef göstermek değil; varsa uluslararası transferlerin gerçekleşip gerçekleşmediğini, hangi hukuki dayanakla yapıldığını, gerekli izinlerin bulunup bulunmadığını ve ilgili kayıtların usulüne uygun tutulup tutulmadığını ortaya koymaktır. The Times’ta yayımlandığı belirtilen çalışma da tek başına İsrail’e üreme hücresi gönderildiğini kanıtlamaz. Bu nedenle söz konusu iddia, doğrulanmış bilgilerden ayrı tutulmalı ve ancak güvenilir deliller çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Kuzey Kıbrıs’ta doğurganlık tedavisi alanında faaliyet gösteren merkezlerle ilgili çeşitli iddialar ve denetim tartışmaları varsa, KKTC makamlarının kendi yetki ve sorumlulukları kapsamında gerekli incelemeleri yapması önemlidir. İlgili merkezlerin ruhsat ve denetim süreçleri, bağışçıların sağlık kayıtları, üreme hücrelerinin izlenebilirliği ve varsa sınır ötesi transferlerin mevzuata uygunluğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu çağrı, bölgedeki bütün sağlık kuruluşlarını suçlamak anlamına gelmez; amaç, varsa hukuka aykırı uygulamaların somut delillerle tespit edilmesi olmalıdır.

Bir diğer önemli konu, dünyaya gelecek çocukların gelecekteki haklarıdır. Üreme hücrelerinin kullanımı sırasında kayıtların eksik tutulması veya biyolojik kökene ilişkin bilgilerin korunmaması, ileride çocukların kendi genetik geçmişlerini öğrenmeleri bakımından sorunlara yol açabilir. Aynı biyolojik ebeveynden gelen kişilerin birbirlerinin varlığından habersiz olması gibi ihtimaller de uygun kayıt ve bilgilendirme mekanizmalarının önemini ortaya koyuyor. Bu alanın düzenlenmesinde çocukların gelecekteki hakları ve kişisel bilgilerinin korunması dikkate alınmalıdır.

Basına yansıyan haberlerde, soruşturmanın bir kişinin CİMER’e yaptığı başvuruyla bağlantılı olarak derinleştirildiği de belirtiliyor. Bu bilginin doğruluğu ve soruşturmadaki yeri yetkili makamlarca netleştirilmelidir. Eğer bireysel bir başvuru, daha kapsamlı bir incelemenin başlamasında etkili olduysa denetim mekanizmalarının daha önce bu tür iddiaları tespit edip edemediği de değerlendirilmelidir. Devletin sorumluluğu yalnızca iddialar ortaya çıktıktan sonra işlem yapmak değil, ilgili mevzuat çerçevesinde etkili denetim yürütmek ve olası ihlalleri önlemektir.

Şimdi yapılması gereken, soruşturmanın bütün yönleriyle ve hukuk kuralları çerçevesinde sürdürülmesidir. Türkiye’deki adli süreçte elde edilen deliller değerlendirilirken, varsa KKTC ve diğer ülkelerle bağlantılı hususlar da yetkili makamlar arasındaki hukuki iş birliği yoluyla incelenmelidir. İsrail’e transfer yapıldığı iddiası dâhil olmak üzere doğrulanmamış bilgiler ancak somut dayanakları bulunması hâlinde araştırılmalı; herhangi bir kişi veya kurum hakkında değerlendirme yapılırken masumiyet karinesi gözetilmelidir.

Ben bu meseleyi yalnızca bir operasyon haberi olarak görmüyorum. Kadınların hakları ve sağlığı, çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin beklentileri ve dünyaya gelecek çocukların geleceği söz konusu. Üreme tıbbında kullanılan yöntemlerin hukuka, tıp etiğine ve insan haklarına uygun biçimde yürütülmesi; bağışçıların korunması ve işlemlerin denetlenebilir olması büyük önem taşıyor.

İnsan sağlığı ve üreme hücreleriyle ilgili işlemler ticari çıkarların gölgesinde kalmamalıdır. Hiçbir ekonomik kazanç, insan onurundan, beden bütünlüğünden ve temel haklardan daha değerli olamaz. Bu nedenle Bakan Akın Gürlek’in açıkladığı kararlı yaklaşımın, soruşturmanın bütün bağlantılarının aydınlatılması ve hukukun gereğinin yerine getirilmesiyle sonuçlanmasını bekliyorum.

Beklentimiz açık: İddialar titizlikle araştırılsın, varsa hukuka aykırı uygulamalar ortaya çıkarılsın, uluslararası bağlantılar somut deliller ışığında incelensin ve sorumluluğu kanıtlanan kişiler hukuk önünde hesap versin. Kamuoyunun doğru bilgi edinme hakkı korunurken masumiyet karinesi ve kişilerin hukuki hakları da gözetilsin.

Gerçekler ortaya çıkarılmalı, insan onuru korunmalı ve adalet eksiksiz tecelli etmelidir.