Reklamı Kapat

Baba

Bir gün, gel, dedin, sen okumuş adamsın, beni  anlarsın. Anlatacaklarım var, dedin. Anlatamadın.  Anlatacakların vardı. Boğazıma düğüm oldu, ne anlatacaktın babam, diyemedim. Onca sene boğazıma oturdu. Hep bekledim. Anlatmanı isterdim ama anlatmana vakit kalmadan araca binip gittim. Gitmem mi gerekiyordu, hatırlamıyorum. Ama hatırladığım, gözlerin yaşlıydı ve kelimelerin seni bildim bileli ilk kez ter temiz ve arı duruydu.

Babam aklıma her düştüğünde Belkıs Akkale, İzzet Altınmeşe, Bedia akartürk, Sivaslı Ali Ercan(dinlerken mest olurdu. Bak, ne doğru söylüyor derdi), Ahmet Kaya şarkılarının hüznü ve Ebu Zer yalnızlığı gelip karşıma dururlar. Bir içli türkü, bir ağıt, bir mezarlıktan havalanan güvercin telaşı… Yanlış anlamayın, babam hayatta. Olanca yalnızlığı, yalınlığı, müdanasızlığı, varlığı ve en çok da yokluğuyla hayatta. Hayatı incitmeyen adamlardandır babam. Hatta insanları incitmemek için son yıllarda Hint filmlerinin kötü karakterlerine sardı. Onlarla konuşur, onlara kızar, onlara ağlar. Zaman zaman torunlarını gördüğünde gözlerinin içi parlar. Çocuklara dokunmaya kıyamaz. İki laf atar. Kikir kikir güler, yüzünde, hayata bir iz bırakmanın mahcup gülümsemesiyle çekilir küçücük evine.

Babamızla konuşur muyuz? Kaçımız başardık baba dilini çözmeyi? Babalarımızın yorgunluğundan, yalnızlıklarından, hoyratlıklarından, bakışlarından, ihmallerinden, acelelerinden yoğrulup geldik meydana. Kazancakis, babasını anlatırken “uzun saçlı ve tunç yüzlü, sessiz bir Helendi” der. Girit Osmanlı’dan Yunan’ın eline geçene kadar saçlarını kesmemiş inatçı bir Yunanlı. Başkalarının babalarını anlatırken ne çok kelam ediyoruz. Oysa babamızdan söz açıldığında, sesimiz kesilir. Tunç yüz. Yumuşak yüz. Güleç yüz. Sert bakış. Mülayim bakış. Azalır kelimelerimiz. O sırada fena halde içimiz babayla dolar aslında. Taşırmayız.

Düşünün; babanıza temas ettiğiniz ilk an ya da yoğun bir şekilde babanızla sadece sizin geçirdiğiniz bir vakit gelir durur karşınıza. Çocuktum. Belki okula bile başlamamıştım. Hep giden, uzaklara giden, hep yalnız olan bir adam vardı ve sanırım bir bayram vakti gelmişti. Tam serçe parmağından tutmuştum. Evet, o yalnız devin serçe parmağından tutmuştum. Alıp beni masal ülkelerine götürür gibi anneannemlere götürmüştü. Biliyor musunuz, ben hala oradayım. O yol hiç bitmiyor. İçimde uzun ve sonsuz bir yolculukta babamın serçe parmağını yakalamışım, daha sararmamış kara bıyığının altından bir güzel gülümseyip bakıyor ki bana…

İnsan, zamana hükmedemez ama insanlara hükmettiğini zanneder. O suçlu, bu yanlış, öteki hiç iyi değil, diyecek kadar kibirlidir. İşte bunun adı büyümektir. Büyümek, kibirle ilgili bir şeymiş bunu yaş aldıkça öğrendim. Büyüdükçe o serçe parmağı ve yalnız devi çok unuttum. Taraf tutmaya başladım her büyüyen insan gibi. Şu haklı, şu haksız derken; şu akraba, şu arkadaş çok haksız diyen kibirlilerin dilini taklit etmeye başladım. Belki de bu sebeple babamı dinlemedim. Yüreğini ısıran o yılan belki de içinden akıp gidecekti benimle konuşsaydı.

Büyüdüm, yalana bulaştım. Babalar ve oğullarla ilgili kitaplar okudum. Psikologların insanın içini daraltan baba-oğul çatışmalarını ben de duydum. Adem ve oğullarıyla ilgili meseller dinledim. Babamız bizi sevmedi, diyen kızların kederli gözlerine baktım. Babalarından Allahtan korkar gibi korkan insanlar tanıdım, şaştım kaldım. Babamın o kara bıyığı altından bir gülümsemesiyle tüm okuduklarım, gördüklerim, bildiğimi zannettiklerim, dinlediklerim suya yazılmış yazılar gibi bir dalgayla silinip gitti. Hepimiz babamız kadarız, babamız gibiyiz! Babalarından kaçanlar da, babalarına kaçanlar da, babalarıyla kavgalı olanlar da eninde sonunda varıp babalarının postuna gireceklerini eninde sonunda biliyorlar.

Kendini tanımakta güçlük çekenlere acizane tavsiyemdir, babalarına baksınlar. İnsan kendine bakmaya ürker ama ötekine bakmaktan sakınmaz. Babanıza bakın, kendinizi göreceksiniz. Hz İsa ve Hz Adem mahzunluğunu asla bilemeyecek ama uyduruktan baba-evlat kavgasında ömrümüzü telef etmeye devam edeceğiz. Her kavgada “ah anam!” diyecek; babamız ise sıktığımız dişlerimiz arasında durup bizi bağışlayacak.

Evet, babamı özledim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zeki Bulduk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.



Anket Cumhurbaşkanlığı seçimini hangi ittifak kazanır?