Şöyle büyük bir soruyla başlayalım: İlaçlar neden hastalıklarımızı kökünden ve kesin olarak iyileştirmiyor? Yüzyıllardır tıp ilerliyor, teknolojiler dev adımlar atıyor. Ancak hâlâ insan hayatını bitiren ölümcül hastalıkları tamamen ortadan kaldıracak sihirli bir formül bulabilmiş değiliz. Çoğumuzun sandığının aksine, eczanelerden aldığımız ilaçların neredeyse tüm hastalıkları yok etmek için değil, şikâyetleri ve acıyı bastırmak, vücuttaki arızayı geçici olarak susturmak ve hayatı idare ettirmek üzerine kuruludur.
İlk bakışta bu durum tıbbın bir acizliği gibi görünse de; yaşamın hayatın kuralları, paranın ve ilaç devlerinin acımasız dünyası ve efsaneler yan yana gelince aslında her şey yerli yerine oturuyor. Zehirli bir yılan, akrep gibi hayvanlardan kaynaklanan sokma ısırma vakaları için üretilen, yapılan panzehirleri veya bazı mikropları ortadan kaldırma gücü olan antibiyotikleri bir kenara bırakırsak, tansiyon, şeker, romatizma ya da depresyon haplarının hiçbiri hastalığı ortadan kaldırmaz. Bu hastalıklarla ilgili kesin iyileşmiş hiç kimseyi bulamazsınız çevrenizde. Var mı?
İlaçlar vücuttaki ortaya çıkan arızalı bazı kapıları kilitler, bazı enzimleri hızlandırır ya da bağışıklık sistemini baskılar susturur. Ancak o ilacı içmeyi bıraktığınız an, vücut eski bozuk düzenine geri döner. İlaç, bozulan motoru tamir eden bir usta değil, sadece arıza lambasını söndüren bir susturucudur. Çıkan sonuç, hiçbir büyük hastalığı yok eden bir ilaç yok, muhtemelen olmayacakta.
Hayat dediğimiz yaşam süresi sabit değildir, sürekli değişir ve her değişime ve evrime uyum sağlar. Siz bir mikrobu veya kanser hücresini öldürecek mükemmel bir ilaç bulduğunuzda, doğa hemen bir açık kapı bulup o ilaca karşı bağışıklık kazanır, direnç gelişiyor.
Eskiden insanlar hızla yayılan salgın hastalıklardan (akut krizlerden) ölürdü. Temizlik ve aşılar sayesinde bunları yenebildi, ama bu kez ömrümüz uzadı ve karşımıza uzun soluklu kronik hastalıklar çıktı. Bugün tıp artık çok başka bir cümle kuruyor, sizi tamamen iyileştireceğim demiyor, bu hastalıkla birlikte nasıl daha konforlu yaşarsınız ona bakıyor.
Burada devreye ne giriyor? Evet. İlaç sektörü. İlaç sektörü için her bir hasta ne anlama geliyor. Müşteri. Evet müşteri. Ve ilaç sektörünün oturduğu temel yapı müşteriyi iyileştirmek değil onu sürekli ve sürekli müşteri yapmak.
İlaç sektörü bugün dünyayı döndüren devasa bir dev (küresel pazarı neredeyse 2 trilyon dolara dayandı) ve en çok müşterisi olan sektör. Bu sektörü elinde tutanlar böyle bir para döngüsünü kırmak bırakmak istemez. Peki, bu sistem neden tek dozluk mucize ilaçlar üretmiyor? Üretmez, çünkü bu büyüyen devi doyurabilmek için müşteri kaybetmek istemezler.
Sadece bir veri paylaşacak olsak: IQVIA ve uluslararası sağlık sektörü raporlarına göre, destekleyici bakım harcamaları hariç olmak üzere küresel kanser ilacı harcamaları son beş yılda yaklaşık %75 oranında artmıştır.
Söz kanserden açılmışken, aklınıza tek bir hastalık gelmesin. Doktorların bile bir kısmının saymakta zorlanabilecekleri yüzlerce çeşidi var. Bu nedenle Onkoloji, tüm ilaç pazarındaki en büyük ve en hızlı büyüyen tedavi alanı olma özelliğini korumaktadır.
Kanser her ne kadar tüm dallarıyla çok geniş kapsamlı bir hastalık olsa da ağaç gibi düşününce kökünden bu hastalığı yok etmek için çalışan ve çözümler bulmaya uğraşan doktorlardan gerek sosyal medya gerekse haberler vasıtasıyla haberdar oluyoruz. Ancak kesin çözüm olmasa da bu konuda önemli araştırmalar ve bazı ilaçlar üzerinde geliştirmeler yapılmaktadır.
Bir iki kişiden bahsetmek gerekirse Mayo Clinic’te görevli Bir Türk bilim insanı Prof. Dr. Rahmi Öklü, Harvard – MIT sağlık bilimleri ve teknolojileri enstitüsünde görevli Prof. Dr. Mehmet Toner ve Dr. Otto Warburg sayılır. Ayrıca, ülkemizde bir dönem tüm kanser türlerini bitirebileceğini ve ürettiği bir takviye gıda ile en azından kanseri yüzde 75 oranında çözdüğünü öne süren Dr. Mustafa Savan Günay 2025’te evinde ölü bulunmuştur.
Yeni bir ilacın piyasaya çıkması devasa masraflara, milyarlarca dolara mal oluyor. Şirketler bu parayı riske atarken doğal olarak geri dönüşü en garantili alanlara yatırım yapıyor.
Peki, sermaye ne diyor? Tansiyon, insülin ilaçları veya ömür boyu kullanılan kronik ilaçlar her ay milyonlarca insanın satın almak zorunda olduğu ürünlerdir. Bir hastayı tek dozla tamamen iyileştiren bir kesin ilaç, ticaret dünyası için pek de sürdürülebilir bir iş modeli değildir!
Peki, Türkiye, dünyada en çok ilaç tüketen ülkelerden biridir. Yılda yaklaşık 2,7 milyar kutu ilaç tüketiyoruz. Duydunuz mu? Düşünün bir kere. Rakam korkutucu büyük ama burada kutu bazına baktığımızda sattığımız ilaçların yüzde 90'ı yerli üretimdir, bu yazının belki de en sevindirici kısmı bu çünkü çok güçlü bir eşdeğer ilaç sanayimiz var.
Ancak işin parasına baktığımızda tablo tersine dönüyor: Kanser, nadir hastalıklar ve gen tedavileri gibi en pahalı, en karmaşık biyoteknolojik ilaçlarda yüzde 80’in üzerinde dışa bağımlıyız. Yani ucuz ilacı biz üretiyoruz, pahalı ve hayat kurtarıcı teknolojiyi dışarıdan alıyoruz.
Tıbbın bir yanında bunlar olurken diğer yüzünde neler gerçekleşiyor peki? Evet, GETAT, alternatif tıp.
Modern tıbbın sunduğu veya sunamadığı kesin çözüm yok boşluğundan büyük bir alternatif tıp sektörü doğdu (dünyada 200 milyar doları aştı). Türkiye'de de Sağlık Bakanlığı'na bağlı GETAT merkezleri popüler birer nakit akışı kalemi haline geldi.
Modern tıp soğuk ve acı gerçekleri söylerken, alternatif tıp "Doğal olan her şey şifadır" diyerek insanlara umut pompalar satar. Ancak laboratuvar testlerinden geçemedikleri için bu yöntemlerde de kanıtlanmış "kesin bir çözüm" yoktur. Burada kimyasal hapların yerini bitkisel karışımlar ve masajlar alır.
Bir tespit: her iki alanda da hareket edenler aynı firmalar aslında.
Efsaneye göre Lokman Hekim ölümsüzlük iksirini bulmuş, ancak tarifi yazdığı kâğıt Misis Köprüsü'nden geçerken nehre düşüp kaybolmuştur. Bu hikâye aslında tıbbın özetidir. Evrenin, hayatın yaşamın değişmez bir kuralı vardır, her şey bozulmaya ve eskimeye mahkûmdur. Lokman hekimin kâğıdın nehre düşmesi, insanın doğanın bu katı sınırlarına çarpmasının hikâyesidir.
Bugün CRISPR gibi gen teknolojileri ve yaşlanmayı durdurma çalışmaları, o kayıp kâğıdı dijital olarak yeniden yazabileceğimize işaret ediyor. İnsanın ömrünü 120-150 yıllara çıkarmak muhtemelen mümkün olacak. Ancak ne yaparsak yapalım, kanserin mutasyonları ve evrenin hayatın temel çürüme yasası, mutlak ölümsüzlüğü tamamen bize vermez. Gün gelecek ömrümüzü uzatacak, bedenimizi baştan aşağı yenileyeceğiz, ama tek bir iğneyle "hiç yaşlanmayan ve hiç ölmeyen" kusursuz bir varlığa dönüşemeyeceğiz.
O zaman şu soruyla baş başa kalıyoruz. Ölümün ve derdin olmadığı, tıbbın her şeyi çözdüğü, yönetebildiği bir dünyada, insan acaba gerçekten "insan" mı olacak? Bir soru daha soruyorum şimdi. Ünlü sigara firmaları aynı zamanda dünyadaki hemen hemen bütün radyoterapi firmalarının da ortağı mıdır?
