Sen misin namaz kılan?
Fatih Altaylı “confess, confess” der gibi huzura çağırınca Özgür Özel, rahip görmüş Hıristiyan’a dönmüş tabii…
Ezile büzüle, utana üzüle… Başını iki omuzunun arasına çekip, ellerini iki yana açarak, “Ben vakit namazı kılmam” diye sevap çıkartmış!
“Gerçi biz de zaten öyle bir vibe almıştık kendisinden” demeyeceğim çünkü bana ne, kime ne?
Namaz kıldı diye mahallesi tarafından hedefe konulduğu, linç edildiği, zorbalığa uğradığı için söz konusu ediyorum.
İşte nihayet Fatih Altaylı’nın makamınca kutsanınca sırtından dağ kalkmış!
Hani bir aralar (2007) Şerif Mardin’in “Mahalle Baskısı” diye icat ettiği, dindar camiayı hedef alan bir tanımı vardı. Tam da bu sırada aklıma geldi işte.

Yahu adam abdest alıyor. Dersin otel odasında havluyla, evli bir hanımla cürüm meşhut yapmışlar!
“Abdest alırken yakalandı…”
“Yoksa namaza mı başladı?”
“Hep mi kılıyor, cumadan cumaya mı?”
Geçenlerde hayvan sever olarak bildiğim Derin Mermerci’ye, “Kuran’ı yanımda taşıyorum. Çocuklarımla birlikte zikir çekiyorum” dedi diye sosyal medyadan “baskı” yapanlar kimdi? Aynı mahalle…
Bir… İnsanların samimiyetini sorgulamak kimseye düşmez.
İki… İster abdest alsııın ister almasın ister namaz kılsııın ister kılmasın ister zikir çeksin ister çekmesin size ne kardeşim, size ne?
Neden feodal köy ağaları gibi zorbalık yapıyorsunuz? Neden yaşam biçiminizi insanların üzerinde mahalle baskısı kurarak dayatıyorsunuz? Düşün milletin yakasından. İsteyen istediği gibi yaşasın!
Hatta durun, sizin ağzınızla söyleyeyim…
“Bu kesime karşı kendimi güvende hissetmiyorum. Burası İran pardon Ermenistan mı? Ben istediğim gibi abdest alırım. Ay bunlar Türkiye’i İsrail’e çevirecekler. Topunuz İsrail’e, hadeee, hadeee…”
İğrenç değil mi? Evet, bence de…
*
Eskiden kız istemeye gidildiği zaman, “Oğlanın içkisi, kumarı var mı?” diye soruduğunda, “Bir düğünlerde içer bir de yılbaşında” diyenler vardı. Eliyle bardağın dibindeki suyu gösterip, “Ha şöyle minnacık, küçücük…”
Yazık Özgür Özel de aynı psikolojiyle aldığı abdesti, kıldığı namazı savunmuş… “Vakit namazı kılmam… Benim namazım bayramdan bayrama, cumadan cumaya…”
Belki köktenci din düşmanlarının ateşi sönmüş, buharı soğumuştur.

HASAN CEMAL ASKERler, ŞEHİTLER Mİ DEDİ?
Hasan Cemal, 2015 yılında kendince Erdoğan’a Kırmızı Kart göstermişti! Ben de böyle bir yazı kaleme almıştım:
Okyanus ötesinden manşet attırmış…
Okyanus ötesinden işten kovdurtmuş…
Okyanus ötesinden “atama” yapmış…
Okyanus ötesinden gazetelere çöküp, kendi medya gücünü oluşturmuş…
FETÖ ininden iktidarı, gazetecileri tehdit etmiş…
(…)
Fetullah Gülen’i eleştirenlerin İnternet dilini kesmek için, gazeteci yazarlara yüzlerce dava açmış…
Kendisi gibi düşünmeyenleri Firavun, şeytan, Yezid, kâfir, cehennemlik ilan etmiş...
Hoşuna gitmeyen kararlar alan yargı mensuplarını “yandaş” diye fişlemiş…
(…)
Yasa dışı yollarla dinlediği, fişlediği, şantaj-montaj kasetlerle “tehdit ederek kontrol ettiği”, sermaye sahiplerini etkisiz hale getirerek casus FETÖ’ye menfaat sağlamış…
Devletin mahrem bilgilerini dış istihbarat servislerine satmış!
Terör örgütü PKK’ya istihbarat desteği vermiş!
Yargı’da, TSK’da, Emniyet’te, İstihbarat’ta kadrolaşarak, devlet kesesinden vatan haini militanlarını devşirmiş!
Evet, bu casus FETÖ’ye çıtın çıkmayacak…
Gülen’i tek satır eleştirmeyeceksin… Lakin iki kişiden birinin oyunu alarak Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’a karşı dilin bir karış uzayacak!
Demek ki senin takıntın demokrasi değil Hasan Cemal, Erdoğan’sız demokrasi…
Hukukun üstünlüğü değil, Erdoğan’ı mahkûm edecek üstünlerin hukuku…
Yargı bağımsızlığı değil, yargının Erdoğan’dan bağımsızlığı… Erdoğan’a savaş açan FETÖ barkodlu yargının bağımsızlığı…
İfade özgürlüğü değil, Erdoğan’ın ve davasına inananların ifade özgürlüğünü kısıtlayan, senin kafa yapına mahsus bir ifade özgürlüğü…
Eğer bu alkışlanası idealler konusunda samimi olsaydın, Gülen’in kalemine çöktüğü, davalarla susturmaya çalıştığı basın mensuplarının özgürlüğü için Gülen’e protestonu çeker, “kırmızı kart” gösterirdin.
Senin takıntın, “kadın-erkek eşitliğine saygı” olsa, gopal alıp PKK teröristleriyle dağlara düştüğünde, PKK’lı kadınların trajedisini görmezden gelmezdin.
Senin takıntın Kürt Sorununun çözümü olsa, dağlarda PKK militanlarıyla geçirdiğin zaman kadar, şehit yakınlarıyla da zaman geçirirdin.
(…)
Demek ki asıl derdin “Kürt sorununun çözümü” değil, PKK lehine çözümü!
Senin takıntın, “Kürtlerin demokrasi içinde ‘eşit vatandaşlık’ haklarını kazanmaları” değil, Marksist ve şiddet yanlısı Kürtlerin hakları ve kazanımları…
“Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini çok iyi biliriz” diyen HDP’li vekil Burcu Ç. Özkan’ın hak ve kazanımları…
“PKK’nın öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar” diyen HDP’li vekil Abdullah Zeydan’ın hak ve kazanımları…
“Biz sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye ve PYD’ye yaslıyoruz bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz” diyen HDP eş başkanı Figen Yüksekdağ’ın hak ve kazanımları…
Şimdi sen bu kalibrenle Erdoğan’a kırmızı kart göstersen ne oluuuur, göstermesen ne olur?
PKK dağdayken, eline gopal alıp teröristlerle Kandil’e çıkan, teröristlerle kol kola trekking yapan, PKK çukurlarının başında zafer işareti yapan Hasan Cemal, PKK silah bırakınca bu kez terörle mücadele eden ordu mensuplarıyla fotoğraflarını yayımlıyor.
PKK’larla gezerken rot balans kalmamış anlaşılan…