Sudan’da kontrol artık iki ana güç arasında fiilen bölünmüş durumda: ülkenin başkenti Hartum ile doğu bölgeleri ordu tarafından tutulurken, batıda paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri etkinlik kurmuş bulunuyor. Bu tablo, yalnızca geçici bir iç çatışma dengesi olarak okunamaz. Sahadaki bu fiili ayrışma, zaman içinde kalıcı bir parçalanma riskini derinleştiriyor. Bir ülkenin coğrafyası bölünmeden önce, idari refleksleri ve toplumsal bağları ayrışır. Sudan’da yaşanan tam olarak bu sürecin olgunlaşma evresidir. Aynı devletin sınırları içinde, iki farklı otorite biçimi, iki ayrı güvenlik düzeni ve giderek farklılaşan bir ekonomik dolaşım oluşuyor. Bu durum, devlet fikrinin merkezden çözülmesi ve bu bölünmüşlüğün sadece sahada değil, zihinlerde de yerleşmesi anlamına gelir.
Ordu, başkent ve doğu hattında kurumsal devlet geleneğini temsil ederken; Hızlı Destek Kuvvetleri, daha esnek, daha parçalı ve yerel güç ağlarına dayalı bir kontrol alanı inşa ediyor. Bu iki yapı arasındaki fark, askeri açıdan olmakla birlikte; yönetim anlayışı, kaynak kullanımı ve toplumsal ilişkiler açısından da belirginleşiyor. Bu fark büyüdükçe, yeniden birleşme ihtimali zayıflar, çünkü taraflar, silahlarıyla olduğu kadar kurdukları düzenlerle de birbirinden uzaklaşır.
*İnsani Boyut*
Sudan’daki iç savaş, yalnızca askeri güçler arasında yaşanan bir çatışma değil; aynı zamanda sivillerin hayatını doğrudan hedef alan bir yıkım sürecine dönüşmüş durumda. 2023’te başlayan ve bugün hâlâ devam eden çatışmalar, sivil kayıpların dramatik biçimde artmasına yol açtı.
Sudan’dan gelen verilere göre, sivil ölümler 40 bini geçmiş durumda. Sudan ordusu ile Rapid Support Forces (RSF) arasındaki mücadelede ağır silahların yerleşim alanlarında kullanılması, sivil-asker ayrımını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Bu durum, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere toplumun en savunmasız kesimlerinin savaşın merkezinde kalmasına neden oluyor.
Bunu yanı sıra Sudan’da insani krizin derinliği de artarak devam ediyor. Uluslararası yardım kuruluşlarının verilerine göre doğrudan insani yardıma muhtaç insan sayısının 34 milyon civarında olduğunu belirtiliyor. Bu da ülke nüfusunun 3/2’sine denk geliyor.
Öte yandan yıllardır sağlık sisteminin neredeyse tamamen çöktüğü ve sağlık hizmetine ulaşmanın mümkün olmadığı belirtiliyor. 2023 yılından bu yana süren iç çatışmalarda iki yüzün üzerinde sağlık tesisinin saldırıya uğradığı ve kullanılamaz hale geldiği belirtiliyor. Bu olumsuzluklara bağlı olarak ilaç stoğunun neredeyse sıfırlandığı ve tedavi için ilaç temini yapılamadığı açıklanıyor. Bir çok bölgede ilaç sıkıntısı nedeniyle tedavilerin ilkel yöntemlerle yapıldığı ve dolayısıyla gerekli müdahalelerin yapılamadığı da gelen bilgiler arasında. Bu nedenle de ölüm oranlarının çok yüksek olduğu biliniyor.
Ayrıca Sudan’ın neredeyse tamamında eğitim sistemi de çökmüş durumda. 10.000’den fazla okulun kapandığı ve 11 milyonun üzerinde öğrencinin okula gidemediği bir ülkeden bahsediyoruz. Okulların bazıları askeri üs olarak kullanılırken, bir çok okulunda ya yıkıldığı ya da tahrip edildiği ifade ediliyor. Ülke genelinde üç yıla yakın bir süredir çocuklar okula gidememektedirler. Eğitim sistemi üç yılı aşkın bir süredir ciddi bir hasar almış durumda. Sudan’daki eğitim sisteminin çökmesi nedeniyle, önümüzdeki yıllarda ciddi bir şekilde yetişmiş insan kaynakları açısından sıkıntıların yaşanacağı ve bu da Sudan’ın geleceğini doğrudan etkileyeceği ifade ediliyor.