Sokulup anılarına hıçkırıyordun
Gözlerinden duydum seni
Şiirin sıcak döşüne yaslayıp ismini
Üç anahtarın, üç kapısını
Gösterdim sana,
Emek, ekmek ve adaleti
Sanmıştım gelensin
O gelen ki bize Tanrı emaneti
Yüzlerce yıl önce batı dediğimiz uygarlık biçimi kendini merkeze yerleştirdi. Kendi dışında kalan her şeyi dizayn etmek derdine düştü. Tarihi o yazmaya kalktı. Bayrakları, yönetim şekillerini belirlemekle kalmadı. Yerel söylemler geliştirdi. Yerlileri bu söylemlerle yok etmeye çalıştı. Örneğin; bizde tamamıyla batı çıkışlı ulusalcılık yerel bir söyleme dönüşürken, karşı çıkanlar vatanını sevmeyen ya da hain yaftasını yedi. Ulusalcı olmayanları dış mihraklarla ilişkilendirdiler. Oysa yerlilerin sosyal ve kültürel yapısı asla ulusalcı modernlikle doku uyumu gösteremezdi. Bu ideolojik nakli toplumun geniş kesimlerinin organizması kabul etmemiştir. Çünkü inanan yerliler “Müslüman, Müslümanın kardeşidir” diyordu. Millet ve milliyetçilik tanımını da bu söylemi zayıflatmak için kullansalar da istedikleri sonucu elde edemediler. Onun için nerede hata yaptık diye düşünen eski ideolojik devlet ve hala onu savunanlar bu imkansızlığı görmek zorundadırlar.
Aynı kültür, sanayi toplumuna geçişten sonra insanlığın sorununu sadece üretim ve tüketim ilişkisi içinde tanımladı. Ve bu sorunların çözümlerini içeren ideoloji adında büyük söylemler, anlatılar icad etti. Sosyalizm, liberalizm, kapitalizm bunlardan bazılarıydı. Hepsi de üretimden gelen değerlerin adaletli dağıtımından, refah için fırsat eşitliğinden falan bahsediyordu. Bu yazıyı okuyan herkes biliyor ki asla bu olmadı. Dünya batının hegemonyasına geçti geçeli orman kanunuyla yönetiliyor. Yalnızca güçlünün keyfine göre değişen sözde kurallar oyunun içinde bile değişebiliyor. Genetiği bozulmuş yırtıcılar orman kanunundaki sadece kendini doyurmak kuralını da aşarak zevk için öldürüyor. Sadece katiller kendilerini janjanlı paketler içinde sunuyorlar.
Peki emeği, üretimi, paylaşımı, adaleti batının önümüze koydukları dışında formüle etmek mümkün değil midir? Binlerce yıllık medeniyetin tecrübe ve birikimi bunu mümkün kılıyor. Alimlerimizin, ekonomistlerimizin, mühendislerimizin, sosyologlarımızın, felsefecilerimizin, siyasal bilimcilerimizin, bilgisayar programcılarımızın bir araya gelip bunu sorun yapması dert edinmesi gerekiyor.
Çıkacak öneri siyasal anlamda da parça parça olmuş, akıl almaz yorumlarla birbirini katleden ve iktidar savaşlarının tam ortasındaki İslam dünyasını ortak hedeflere yönlendirebilir.
Yeni bir dünya tasarlama derdi olan Müslüman aydını bekleyen en önemli soru şudur: Gerçeklik adına şu anda oynanan oyunun kuralına göre devam etmek mi; yoksa oyundan çıkmak mı? Her ikisinin de ciddi sendromları var. Geç kalıyoruz. Gündem geleceği perdeliyor. Ama birileri buna kafa yormaya başlamalı. Bütün insanlık için…
Dirilen ve dirilten
Umutlar sürdüm
Namlusuna yüreğinin
Parça parça kan gibi aktım
şehrinizden
Senin ateşinden dedim
Bak bu aslında bir İbrahim bahçesi
Aklındaki saklı gül kurtaracak bizi
Uzattım boynumu suların aktığı yere
Yusuf yüzüm çıkardı maskesini
Bilemezdim, dedim ya pusulasızdım
Yolumu bırakıp sana yol olduğumda
Anladım ki
Üç anahtar üç saklı bıçakmış
Yüzyılların karanlığında