En baştan ifade edelim.. Bu yazının derdi “Süleymancılar FETÖ’dür” demek değil. Böyle bir hüküm ne hukuken kurulabilir ne de toplumsal olarak doğru olur. Bir dini yapıya mensup milyonlarca insanı, o yapı içerisinde suç işlediği iddia edilen kişilerle aynı kefeye koymak kabul edilemez. Fakat başka bir gerçek daha var: FETÖ tecrübesinden sonra devletin, kapalı dini yapılanmaların örgütlenme biçimleri, para ağları, insan kaynağı ve devletle ilişkileri konusunda çok daha dikkatli olması gerekir.

Çünkü Türkiye bir kez, “Bunlar sadece dini hizmet yapan insanlar” cümlesinin bedelini çok ağır ödedi.

FETÖ’nün hikâyesi bir gecede başlamadı. Önce dershaneler vardı. Yurtlar vardı. Burslar vardı. Öğrenciler vardı. Sohbet halkaları vardı. İşadamları vardı. Himmet vardı. Sonra bürokrasiye uzanan insan zinciri geldi. Emniyet, yargı, ordu, eğitim ve devletin kritik kurumlarında bir kadrolaşma ortaya çıktı. En sonunda ise devletin meşru iradesine karşı paralel bir emir-komuta düzeni kuruldu.

15 Temmuz gecesi gördüğümüz şey, aslında onlarca yıl boyunca büyütülen bir yapının son perdesiydi.

O yüzden bugün yapılması gereken, yeni bir yapıya karşı peşin hüküm vermek değil; aynı mekanizmaların yeniden kurulup kurulmadığına bakmaktır.

Burada insanın aklına ister istemez yıllardır kamuoyunda tartışılan bazı bağlantılar geliyor. 2024’te Atılgan Bayar; Adil Öksüz’ün kayınpederi Cevat Yıldırım’ın Süleymancıların Sakarya yapılanmasında mütevelli olduğunu, Kemal Batmaz’ın babasının ise Süleymancıların il sorumlusu olduğunu yazmıştı.. Tek başına bu ilişki bile bir iltisaka işaret eder aslında .. Ama bu yetmez. Devletin buradan yola çıkarak araştırması gereken bir alan var..

İnsan trafiği.

Kim kimin yanında yetişti?

Kim kimin yurdunda kaldı?

Kim hangi yapı üzerinden eğitim aldı?

Hangi aileler, hangi cemaatler, hangi şirketler ve hangi vakıflar arasında yıllar içinde insan geçişleri yaşandı?

Bir yapıdan diğerine geçen kadrolar oldu mu?

Aynı para ağları farklı isimlerle devam etti mi?

Ve en önemlisi: Bir yapı başka bir yapının insan kaynağını, ekonomik kapasitesini veya sosyal çevresini devraldı mı?

Bakın bunların hiçbiri “komplo teorisi” değil. Bunlar devletin istihbarat ve adli soruşturma mekanizmalarının cevaplaması gereken sorular.

Çünkü devlet, 15 Temmuz’dan sonra bir şeyi artık çok iyi biliyor: Tehlike her zaman üniformayla gelmez.

Bazen bir öğrenci yurdunda başlar.

Bazen bir burs ilişkisinde.

Bazen bir şirketin yönetim kurulunda.

Bazen bir “abi”nin telefonunda.

Bazen bir mütevelli toplantısında.

Bazen de yıllarca aynı sosyal çevrede birbirini tanıyan insanların oluşturduğu görünmez bir ağda.

İşte bu nedenle bugün Alihan Kuriş operasyonuna yalnızca “bir cemaat operasyonu” diye bakmak eksik olur.

Sormamız gereken şu;

Türkiye, FETÖ’den sonra kapalı güç yapılanmalarının devlet ve toplum üzerindeki etkisini gerçekten denetleyebilecek bir sistem kurabildi mi?

Eğer cevap evetse, mesele basittir: Suç varsa soruşturulur, suç yoksa insanlar aklanır.

Ama cevap hayırsa, o zaman Türkiye’nin önünde çok daha büyük bir problem var demektir.

Çünkü mesele Süleymancılarla başlayıp Süleymancılarla bitmez.

Bugün bir yapı olur, yarın başka bir yapı.

Bugün bir cemaat olur, yarın bir vakıf ağı.

Bugün bir dini grup olur, yarın başka bir ideolojik veya ekonomik organizasyon.

Devletin görevi isimleri takip etmek değil, mekanizmayı takip etmektir.

FETÖ’yü FETÖ yapan “cemaat” kelimesi değildi. Onu tehlikeli hale getiren; kapalı hiyerarşi, mutlak sadakat, ekonomik güç, insan kaynağı üretimi, devlet içinde kadrolaşma ve nihayetinde devlet otoritesine alternatif bir yapılanma kurmasıydı.

Öyleyse bugün ölçümüz de aynı olmalıdır.

Bir yapı devlete karşı mı?

Kamu kurumlarına kendi kadrolarını yerleştirmeye çalışıyor mu?

İnsanları kapalı bir hiyerarşi içinde yönetiyor mu?

Mali kaynakları şeffaf mı?

Yurt dışındaki para ve şirket trafiği nedir?

Çocuklar ve gençler üzerinde nasıl bir insan kaynağı politikası yürütüyor?

Siyasi iktidarlarla ilişkisi nasıl?

Muhalefetle ilişkisi nasıl?

Devlet bürokrasisiyle ilişkisi nasıl?

Ve en önemlisi, devlete sadakat ile yapıya sadakat çatıştığında hangisi tercih ediliyor?

İşte devletin bakması gereken yer tam olarak burasıdır.

Çünkü 15 Temmuz gecesi bize çok pahalı bir ders verdi:

Devletin üzerinde devlet olmaz.

Ve bunun adı kim olursa olsun, hukuk herkese aynı mesafede durmalıdır.