Bu memlekette bazı hikâyeleri çok gördük.

Kazanç varken masa küçüktür. Kâr birkaç kişinin arasında paylaşılır. Para kazanılırken kimsenin aklına millet gelmez.

Ama işler tersine dönünce masa birden büyür.

Zarar ortaya çıktığında gözler devlete çevrilir.

Sonra bir yerlerden şu cümle duyulmaya başlanır:

“Yatırımcı mağdur oldu.”

Elbette mağdur olanın hakkı korunmalıdır.

Ama önce şu soruyu soralım:

Kim mağdur, kim kazandı?

Çünkü bugün konuştuğumuz küçücük bir para değil.

Tasfiye kapsamına alınan fonların büyüklüğünün yaklaşık 826 milyar liraya ulaştığı hesaplanıyor.

SPK'nın açıkladığı kesin rakama göre ise 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye kapsamında ve bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı var.

Yani karşımızda Türkiye sermaye piyasalarının son derece ciddi dosyalarından biri duruyor.

Ve tam burada herkesin bilmesi gereken bir kurum var:

Yatırımcı Tazmin Merkezi.

Kısaca YTM.

Adını duyunca insanın aklına şu gelebilir:

“Yatırımcı zarar ettiyse devletin bir kurumu vardır, parayı öder.”

Hayır.

Sistem böyle çalışmıyor.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 84. maddesi tazminin sınırını açık biçimde çiziyor.

YTM esas olarak yatırım kuruluşunun yatırımcı adına sakladığı veya yönettiği nakdi ödeyememesi ya da sermaye piyasası aracını teslim edememesi gibi durumlar için kurulmuş bir mekanizma.

Kanun ayrıca çok önemli bir hüküm getiriyor:

Piyasadaki fiyat hareketlerinden kaynaklanan yatırım zararları tazmin kapsamında değil.

2026 yılı için YTM'nin hak sahibi yatırımcı başına azami tazmin tutarı da 2 milyon 65 bin 145 lira.

Ama tekrar söylüyorum:

Bu rakam, borsada veya yatırım fonunda kaybettiğiniz her paranın 2 milyon liraya kadar devlet tarafından karşılanacağı anlamına gelmiyor.

Tam tersine.

Kanun piyasa zararını açıkça kapsam dışında bırakıyor.

O halde şimdi dönelim 826 milyar liralık büyüklüğe sahip bu devasa fon dosyasına.

Benim merak ettiğim başka.

Para nerede?

Fonlar tasfiye noktasına gelmeden önce kimler çıktı?

Kimler elindeki varlıkları bu fonlara sattı?

Hangi varlıklar hangi fiyatlardan fonlara girdi?

Ve daha önemlisi:

Kritik haftalarda kimlerin hesabına milyarlarca lira geçti?

Bunların hepsi ortaya çıkarılmalı.

Çünkü SPK'nın kendi açıklamasında bile 2025'in son çeyreğinden itibaren bazı fonların, fiili dolaşımı düşük hisselerde şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiği belirtiliyor.

Bu son derece önemli bir tespit.

Üstelik mesele 2 Aralık 2025'te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında toplanan Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine kadar gitmiş.

Dolayısıyla şimdi yapılması gereken çok basit.

Parayı takip etmek.

MASAK bakacak.

Savcılık bakacak.

SPK bakacak.

Kim hangi gün ne aldı?

Kim ne sattı?

Hangi para hangi hesaptan çıktı?

Hangi hesaba girdi?

Kim birkaç hafta içinde olağanüstü kazanç elde etti?

Bunların hepsi ortaya konulsun.

Ve eğer sonunda hukuka aykırı işlem, manipülasyon ya da haksız kazanç tespit edilirse benim vatandaş olarak söyleyeceğim söz şudur:

Ben ödemem kardeşim!

Vergimle ödemem.

Kamu kaynaklarıyla ödemem.

Hazinenin kasasından ödenmesini de istemem.

Çünkü ben o fondan para kazanmadım.

O hisseyi ben alıp satmadım.

O şirketi ben değerlemedim.

O milyarları ben kasama koymadım.

Öyleyse varsa hukuksuz kazanç, gidin onu bulun.

Varsa sorumlu, gidin hesabı ona sorun.

Varsa suçtan elde edilmiş para, son kuruşuna kadar peşine düşün.

Çünkü kapitalizmin bile bu kadar basit bir kuralı vardır:

Kâr özelleştirilip zarar kamulaştırılmaz.

Para kazanırken “benim param” deyip zarar ortaya çıkınca “hepimizin zararı” diyemezsiniz.

Hele hele kanun zaten piyasa fiyat hareketlerinden kaynaklanan yatırım zararını Yatırımcı Tazmin Merkezi kapsamının dışında bırakmışken hiç diyemezsiniz.

Bu nedenle 455 bin 758 yatırımcının bulunduğu bu dev dosyada önce cevaplanması gereken soru şudur:

Kim kaybetti değil, kim kazandı?

Paranın izini sürün.

Milyarlar kimin kasasına girdiyse oradan başlayın.

Hukuka aykırı kazanç ve sorumluluk tespit edilirse hesabı da orada sorun.

Ama dönüp faturayı 86 milyonun önüne koymayın.

Çünkü o zaman söyleyeceğimiz iki kelime var:

BEN ÖDEMEM!