Sanırım eskiler daha iyi hatırlar.En azından bizimle yaşıt olanlar.

Mütedeyyin abi ve amcaların işyerlerinde, oturdukları koltukların yada sandalyenin arka tarafındaki duvarda bir yazı asılı dururdu,

“Benim hakkımda ne düşünüyorsan Allah sana 10 mislini versin.”

Hepimiz o yazının ne kadar güzel bir şey olduğunu düşünürdük.

Uzun yıllar girdiğim her dükkânda, ilk olarak o yazının olup olmadığına bakardım.

O yazı bana güven verirdi.

O yazı, o dükkânın, o işyerinin, o kişinin emin biri olduğunu anlatırdı veya ben öyle anlamak isterdim!

Ve her seferinde tekrar tekrar okurdum o yazıyı.

Belki de, o yazının içinde geçen ‘düşünme’ ve ‘Allah’ kelimesine vurulurdum.

Severdim o yazıyı.

Ta ki yıllar sonra o yazıyı içeriden okuyana dek!

İşte o an şaşkına döndüm, denizde alabora oldum adeta!

Tanıdığım ve kendimi de içerisine dâhil ettiğim mütedeyyin abiler, ne demek istiyordu?

Ne demeye çalışıyordu bu adamlar?

“Benim hakkımda ne düşünüyorsan Allah sana 10 mislini versin.”

Bu bir makas yazısıydı!

Bu zahmeti başkasına yükleyip, rahmetten pay ummaktı.

Kendini görmemekti bu!

Müslümanın kendine güvensizliğinin apaçık bir ifadesiydi bu yazı!

Çünkü ‘Benim hakkımda ne düşünüyorsan’ içe dönük bir söylem ve temenni değildi, bir duadan çok sanki bedduaydı bu yazı.

Tamamen mükellefiyeti başkasının üstüne atmaktı, başkasını yargılamaktı.

Oysa bu yazı böyle olmamalıydı, böyle yazılmamalıydı.

Biz Müslümanlara yakışan bir yazı değildi bu.

İslam’ın özü, “Benim hakkımda ne düşünüyorsan, Allah sana 10 mislini versin. “ değil de “Ben senin hakkında ne düşünüyorsam Allah bana 10 mislini versin” olmalıydı.

Yıllarca bu felsefe üzerinden devam etti mütedeyyin kesimin söylemleri.

İçe dönmeyi asla düşünmediler!

Çünkü bu umarsızlık ve tekil yaşam anlayışı, nefislerinin hoşuna gidiyordu!

Hep başkasını eleştirmeye, hep başkasını yargılamaya kalktılar,korktular kendilerinden!

Cesaret edemediler kendilerini eleştirmeye.

Oysa her Müslüman öncelikle “Ben senin hakkında ne düşünüyorsam, Allah bana 10-100-1000 versin” demeliydi.

Tıpkı, geldiğimiz noktada, cemaat ve cemiyetlerimiz gibi!

Tıpkı vakıf, dernek ve STK’larımız gibi!

Tıpkı yeni Türkiye’nin yeni gazeteleri gibi!

Tıpkı, düşünür, aydın, âlim ve yazarlarımız gibi!

Kendimizi eleştirmeye hiç mi hiç yanaşmıyoruz, her şeyi doğru ve güzel yaptığımızı, güzel konuştuğumuzu, güzel yazdığımızı zannediyoruz.

Oysa değil işte!

Kimin hakkımızda ne düşündüğü önemli değil, önemli olan bizim kim, ya da kimler için ne düşündüğümüzdür.

Çünkü düşüncemiz bizi temsil eder.

Başkası için düşünce bir temenni ve duadır.

Yeniden kendimize gelmemiz ve kendimizi bulmamız için kendimizden başlamalıyız.

Aksi halde sonumuz çıkmaz sokak olacaktır.

Bunları niye mi söyledim?

Dün uzun yıllar sonra, ilk kez Türkiye’nin İslami medyası kendini eleştirdi.

Daha sağlıklı,yeni Türkiye’nin inşası ve dirilişi adına!

Değişime önce ‘biz’den başlamalıyız.

Çünkü hepimizin toplamı ‘biziz’.

Sizce de öyle değil mi?