Bir gazete manşetiyle koskoca bir tarih çarpıtılıyor.
Öyle bir dil kuruluyor ki, sanırsınız Sözcü gazetesi o karakol gemisini kendi yaptırmış, kendi cebinden donanmaya bağışlamış da bugün AK Parti iktidarı çıkıp “satıyor!”

Durun.
Bir saniye durun.

O gemiyi kim yaptı?
Akhisar’ı kim inşa etti?
Hangi iktidar Türkiye’ye ilk kez yerli karakol gemisi kazandırdı?

Cevap net: AK Parti iktidarı.

80 YILIN MUHASEBESİNDEN KAÇAMAZSINIZ

Bu ülkede AK Parti’den önce geçen yaklaşık 80 yıl, denizcilik açısından ibretliktir.
Ne vardı?

  • Dışardan ithal edilen gemiler
  • Lisanslı, montaj sanayii
  • Tersanelerde pas tutan hayaller
  • “Yapamayız” ezberi

Bir tane yerli karakol gemisi yoktu.
Bir tane milli fırkateyn yoktu.
Bir tane “ben bunu yaptım” diyebileceğiniz savunma sanayii ürünü yoktu.

Sonra ne oldu?

AK PARTİ GELDİ, EZBER BOZULDU

AK Parti, 23 yılın tamamında değil, yalnızca son 4 yılında Akhisar’ı yaptı.
Sıfırdan.
Yerli.
Milli.

  • İnşa etti
  • Donanmaya verdi
  • Kullandı
  • Görevini tamamladı
  • Sonra sattı

Ve ne yaptı?
Ülkeye döviz kazandırdı.

Buna “satmak” diyorsanız, sorun sizde.
Bu, envanter yönetimidir.
Bu, savunma sanayiinde olgunluk göstergesidir.
Bu, “kullan–yenile–daha iyisini yap” aklıdır.

SADECE SATMADILAR, YERİNE İKİSİNİ KOYDULAR

Asıl canınızı sıkan ne biliyor musunuz?

Akhisar satılırken;

  • Seferihisar çoktan planlanmıştı
  • Koçhisar için kollar sıvanmıştı

Bugün o projeler başlamış durumda.
Ve birkaç ay sonra:

  • İki yeni fırkateynden biri denize inecek

Yani tablo şu:

Bir gemi gitti,
İki gemi geliyor.

Bunu görmezden gelip “Cumhuriyetin gemileri satılıyor” demek ya cehalettir ya da kötü niyet.

ASLINDA RAHATSIZLIK GEMİDEN DEĞİL

Bu itirazlar gemiden değil.
Bu itirazlar özgüvenden rahatsız.

  • Türkiye’nin yapabilmesinden
  • Satabilmesinden
  • Yerine daha iyisini koyabilmesinden

Çünkü bu tablo, 80 yılın bahanesini yerle bir ediyor.

Bu ülke artık:

  • Gemi yapan
  • Gemi satan
  • Gemi ihraç eden
  • Ve her satıştan sonra daha iyisini yapan bir ülke.

Manşetle tarih yazamazsınız.
Ama tarihi çarpıtan manşetleri de bu millet yutar sanmayın.

Biz gemiyi de yaptık,
aklı da kurduk,
istikameti de belirledik.

İtirazınız varsa, buyurun:
Yapın da görelim.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

HANGİ KATLİAMCI SERBEST KALMIŞ?!

Bir yalan var.
Israrla, inatla, utanmadan dolaştırılıyor.

“Atatürk Havalimanı katliamını yapan IŞİD’liler serbest bırakıldı.”

Hayır.
Bu cümlede tek bir doğru kelime yok.

Ama biliyoruz;
bir yalan yeterince tekrar edilirse,
bir süre sonra “bilgi” muamelesi görmeye başlar.

ÖNCE GERÇEĞİ KAYDA GEÇELİM

Atatürk Havalimanı’ndaki o kanlı saldırıyı bizzat gerçekleştiren teröristler,
olay yerinde etkisiz hâle getirildi.

Yani:

  • Katliamı yapanlar ölü
  • Cezaevine girip de çıkan kimse yok
  • “Salıverildiler” denilen kişiler katliamcı değil

Bu kadar net.

PEKİ SERBEST KALANLAR KİM?

Dezenformasyonun en kirli kısmı burada başlıyor.

Saldırı sonrası:

  • Emniyet olağanüstü titizlikle çalıştı
  • Saldırıyı planlayanlarla en küçük temas ihtimali olan herkes gözaltına alındı
  • Telefon kayıtları incelendi
  • HTS’ler çıkarıldı
  • Para trafiği, adres bağlantıları, sosyal temaslar tek tek araştırıldı

Bu insanlar kimdi?
Katliamcıyla aynı sokakta yaşayan,
aynı mahallede görülen,
hatta iddiaya göre bir akşam selam vermiş kişiler.

Hukuk devleti ne yapar?

  • Şüpheyi soruşturur
  • Delili arar
  • Suç yoksa tahliye eder

Yapılan da tam olarak budur.

AMA ONLAR TERÖRİST DİYORLAR

Hayır.
Bir terör saldırısında,
“potansiyel irtibat” ile “eylem failliği” arasındaki farkı bilmeyenler,
ya hukuku bilmez
ya da bilerek çarpıtır.

O davalarda:

  • Saldırıyla organik bağ kurulamadı
  • Talimat, finansman, lojistik, planlama yoktu
  • Mahkemeler de bu yüzden tahliye kararı verdi

Bu kararlar;
ne siyasi,
ne keyfi,
ne de “serbest bırakma” operasyonudur.

Bu kararlar hukukun ta kendisidir.

ASLINDA HEDEF NE?

Bu yalanın hedefi:

  • Devleti “terörist salan” gibi göstermek
  • Emniyeti ve yargıyı itibarsızlaştırmak
  • Toplumun hafızasını zehirlemek

Çünkü biliyorlar:
Gerçek anlatılırsa,
o algı operasyonu çöker.

DEMEM O Kİ;

Katliamı yapanlar ölüdür.
Cezaevinden çıkan katliamcı yoktur.
Tahliye edilenler, suçsuzluğu ispatlanan sivillerdir.

Yalanı bin kez yazabilirsiniz.
Ama hakikat bir kez konuştu mu,
bütün o başlıklar çöker.

Bu ülke terörle mücadelede
gevşek değil,
aciz değil,
aldatılmış hiç değil.

Ama yalanla siyaset yapanlara karşı da
hafızasını diri tutacak kadar tecrübeli.

Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

BİR CAMİYE NEDEN İTİRAZ EDİLİR?

Açık soruyorum:
Normal bir insan, bir ibadethaneye neden itiraz eder?

Bir park mı elinden alınıyor? Hayır.
Bir ev mi yıkılıyor? Hayır.
Birinin hayat tarzına zorla müdahale mi ediliyor? Hayır.

O zaman mesele ne?

Mesele cami değil.
Mesele o caminin temsil ettiği şey.

KADIKÖY’DE CAMİ RAHATSIZLIĞI NEYİN İTİRAFI?

Kadıköy denince akıllarına ne geliyor?
Kafeler, barlar, konserler, sergiler, duvar yazıları…

Hepsi olsun.
Kimsenin itirazı yok.

Ama iş camiye gelince birden bire:

  • “Gerek yok”
  • “Zaten var”
  • “Buraya yakışmaz”
  • “Yaşam tarzımıza müdahale”

Durun.
Bir cami ne zamandır tehdit oldu?

AYNI YERDE KİLİSE OLSA NE OLURDU?

Samimi olalım.

Aynı yere:

  • Bir kilise,
  • Bir sinagog,
  • Bir kültür merkezi,
  • Bir sanat galerisi yapılsa

İtiraz olur muydu?

Hayır.

Hatta alkışlayanlar çıkar,
“çoğulculuk” derler,
“hoşgörü” derler,
“medeniyet” derlerdi.

Ama cami olunca?
Birden bire yüksek sesle rahatsızlık başlıyor.

Bu itiraz, mimariye değil.
Bu itiraz, İslam’ın kamusal görünürlüğüne.

KİMSEYE NAMAZ ZORUNLULUĞU YOK

Bu ülkenin anayasası açık:

  • Camiye girmek zorunlu değil
  • Namaz kılmak mecburi değil
  • İnanç, bireysel bir tercih

Peki o zaman?

Bir cami neden bu kadar batıyor?

Çünkü bazıları,
şehrin belli bölgelerini
“bizim alanımız”
diye tapulamak istiyor.

“Burada biz varız, siz görünmeyin” demek istiyor.

ASLINDA BU BİR TAHAMMÜLSÜZLÜK TESTİ

Şunu kabul edelim:
Bu itirazlar,

  • Laiklikle ilgili değil
  • Şehir planlamasıyla ilgili değil
  • Gürültüyle, kalabalıkla hiç ilgili değil

Bu, doğrudan doğruya tahammül meselesi.

Kendi gibi olmayana,
kendi inancını açıkça yaşayanlara
katlanamama hali.

YANİ…

Bir cami:

  • Kimsenin hayatını kısıtlamaz
  • Kimsenin özgürlüğünü gasp etmez
  • Kimseyi zorla içeri sokmaz

Ama bir şey yapar:
Bu ülkenin gerçek kimliğini hatırlatır.

İtiraz edenler de
tam olarak bundan rahatsız.

Mesele bina değil.
Mesele ezan sesi değil.
Mesele bu toprakların kimliğiyle kavga.

Ve şunu herkes bilsin:
Bir camiye itiraz eden,
aslında bir inanca değil,
bir millete itiraz ediyordur