Gelin birlikte Türkiye’nin dışarıdan nasıl göründüğüne bir göz atalım;

Türkiye son yıllarda gerçekten sıra dışı bir performans sergiliyor.
Eleştirilecek çok başlık var, bunu inkâr etmiyorum. Ekonomiden sosyal politikalara kadar tartışılması gereken pek çok mesele mevcut. Ancak bir gerçeği de teslim etmek gerekiyor: Türkiye, dünyanın büyük bölümünün “bu şartlarda mümkün değil” dediği birçok eşiği aşmayı başardı.

Benim de dikkatimi çeken şu oldu:
Biz içeride sürekli sorunlarımızı konuşurken, dışarıda Türkiye çok farklı bir gözle okunuyor.

Uluslararası analizlerde Türkiye için kullanılan en yalın tanım şu:
“Yüksek riskli ama yüksek dayanıklılığa sahip bir ülke.”

Yani kırılgan olduğu varsayılan, ama kriz anlarında ayakta kalmayı başaran bir yapıdan söz ediliyor. Uzmanlar özellikle Türkiye’nin zayıf ve güçlü yanlarının dünyada pek rastlanmayan bir kombinasyon oluşturduğuna dikkat çekiyor.

2019–2026 Arası Küresel Tabloya Bakalım

Bu dönemde dünya şunları yaşadı:
• Rusya–Ukrayna savaşı
• Enerji ve gıda krizleri
• Büyük göç dalgaları
• NATO içi çatlaklar
• Orta Doğu’da Suriye ve Gazze merkezli sarsıntılar
• Çin–ABD gerilimi

Bu kadar çok krizin üst üste geldiği bir dönemde birçok ülke sahnenin gerisinde kaldı. Türkiye ise tam tersine, her başlıkta “olmazsa olmaz aktör” hâline geldi.

Batılı analizlerde sık sık tekrarlanan bir ifade var. Özellikle Financial Times, The Economist ve Reuters değerlendirmelerinde aynı cümle karşımıza çıkıyor:

“Turkey is too important to ignore.”
(Türkiye görmezden gelinemeyecek kadar önemli.)

Bu cümlenin tekrar tekrar kurulması tesadüf değil. Türkiye’nin diplomatik kapasitesinin, içeride çoğu zaman fark edilenden daha yüksek olduğu açık.

Rusya–Ukrayna Savaşı ve Montrö

Bunun en net örneklerinden biri Rusya–Ukrayna savaşı sırasında izlenen Boğazlar politikasıydı. Türkiye Montrö’yü uyguladı, Boğazları kapattı, Karadeniz’in savaşa sürüklenmesini engelledi. Ama bunu yaparken ne NATO’yla köprüleri attı ne de Rusya’yı doğrudan karşısına aldı.

Bu tutum Batı’da şu şekilde yorumlandı:

“Ders kitaplarına girmesi gereken bir stratejik tarafsızlık örneği.”

Bu, kolay kurulabilecek bir denge değil.

Savunma Sanayiindeki Dönüşüm

2010’larda Türkiye savunma sanayiinde dışa bağımlıydı, ambargolara karşı kırılgandı. Bugün ise 30’dan fazla ülkeye ürün ihraç eden bir yapıdan söz ediyoruz. Üstelik mesele sadece üretim değil; bir savaş doktrini inşa edilmiş durumda.

NATO raporlarında geçen şu tespit oldukça çarpıcı:

“Düşük maliyetli insansız hava araçlarının savaş doktrinine entegre edilmesinde öncü ülke Türkiye’dir.”

Bu, klasik askerî güç tanımının ötesine geçen bir etki alanı anlamına geliyor. Önümüzdeki dönemde elektronik harp kabiliyetlerinin de bu tabloya eklenmesi şaşırtıcı olmaz.

Ekonomi: En Zor Başlık

Elbette en büyük tartışma ekonomide. Türkiye uzun süredir ekonomik konfor yaşayabilmiş bir ülke değil. Enflasyon, kur baskısı ve bölgesel riskler ciddi.

Ama dış dünyanın dikkat çektiği nokta şu:
Bütün bunlara rağmen ekonomi çökmemiş durumda.

Uluslararası analizlerde şu ifade sıkça yer alıyor:

“Turkey defied collapse expectations.”
(Türkiye’nin çökmesi bekleniyordu ama ayakta kaldı.)

Bu, ekonominin sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Ama devlet kapasitesinin, sistemin tamamen dağılmasını engelleyecek bir dayanıklılığa sahip olduğunu gösterir.

Sonuç

Dışarıdan bakıldığında Türkiye;
ekonomisi sorunlu olabilir ama devleti zayıf olmayan,
sarsılsa da hızlı toparlanabilen,
kendine has, özerk ve çevik bir ülke olarak görülüyor.

Biz içeride çoğu zaman sadece problemleri görüyoruz. Oysa tabloya biraz daha geniş açıdan bakıldığında şu gerçek ortaya çıkıyor:

Türkiye, sandığımızdan çok daha güçlü bir ülke.

Bu gücü doğru yönetmek, doğru yerde eleştirmek ve doğru yerde hakkını teslim etmek gerekiyor.