Sinema dünyasının en prestijli gecesi olarak kabul edilen 98. Oscar Akademi Ödül Töreni, bu yıl 14 Mart Pazar’ı 15 Mart Pazartesi’ye bağlayan gece, Los Angeles’taki Dolby Theatre’da düzenlenecek. 2025 yılı içinde gösterime giren filmleri ödüllendirecek olan törenin sunuculuğunu, geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da Amerikalı komedyen ve televizyon yıldızı Conan O'Brien üstlenecek. Pandemiden bu yana Oscar törenlerinin izlenme oranlarında yaşanan düşüşler, Akademi’nin gösteriyi daha dinamik ve çağdaş hale getirme arayışını hızlandırmıştı. Bu sebeple bu yılki törende bazı yapısal yeniliklere de gidildi.

2026 Oscar töreninin en önemli yeniliği, Akademi’nin uzun süredir tartışılan ‘En İyi Casting’ (Oyuncu Seçimi) kategorisini ödül kapsamına alması. Böylece sinemanın görünmeyen ama belirleyici unsurlarından olan cast direktörleri de ilk kez Oscar tarafından resmi olarak onurlandırılacak. Akademi ayrıca son yıllarda yoğun biçimde eleştirilen oylama sisteminde de bazı düzenlemeler yaptı. Yeni kurallara göre Akademi üyeleri bir dalda oy kullanabilmek için o kategorideki tüm aday filmleri izlemek zorunda. Bu uygulamayla, “kampanya gücüyle gelen adaylıklar” eleştirilerinin önüne geçilmeye çalışılıyor. Törenin akışında da bazı değişiklikler var. En İyi Şarkı adaylarının tümünün sahnede performans sergilemesi yerine yalnızca seçilmiş birkaç şarkı canlı olarak sunulacak. Bu kararın, törenin süresini kısaltması ve ritmini artırması bekleniyor.

EN İYİ FİLM

Bu yıl En İyi Film kategorisi; ana akım anlatılarla auteur sinemasını, tarihsel dramlarla tür sinemasını ve uluslararası yapımları aynı çatı altında buluşturan bir çeşitlilik sunuyor. Bana göre yılın en etkileyici filmi Marty Supreme oldu. Yüzeyde, bir sporcunun klasik bir yükseliş hikâyesini anlatıyor gibi görünse de karakterin psikolojisine ve başarı takıntısının insan üzerindeki yıpratıcı etkisine odaklanan dramatik yapısıyla türün sınırlarını zorluyor. Enerjik ritmi, güçlü oyunculuk performansları ve klasik Hollywood anlatısını çağdaş bir bakış açısıyla yeniden kuran film sezonun en tatmin edici yapımlarının başında geliyor. Buna karşın Oscar yarışında ödül için en güçlü adayın One Battle After Another olduğu yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda. Politik alt metni, geniş anlatı ölçeği ve Paul Thomas Anderson’ın ustalıklı yönetimi, filmi Oscar’a yakışır bir noktaya taşıyor. Tüm zamanların en çok adaylık kazanan filmi olma ünvanını elde eden Sinners’ın En İyi Film dalında da faroviler arasında olmasına şahsen çok anlam veremiyorum. Sinematografik bir başarı aşikâr olsa da 16 dalda adaylık verilmesini son derece haksız buluyorum. Nihayetinde, vampir mitolojisinin en eski savunma mekanizmalarından biri olan ‘sarımsak yiyerek vampirleri uzak tutma’ ve buna benzer birçok klişeye yaslanan, yaratıcılıktan uzak ve formülize bir yapım Sinners! Shakespeare’in kişisel trajedisinden esinlenen, şiirsel ve içe dönük bir dramatik yapı sunan Hamnet ise yılın en duygusal filmlerinden. Yarışta daha ön sıralarda olmalıydı. Avrupa sinemasının duygusal tonunu temsil eden Sentimental Value ve Brezilya sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici filmlerinden olan The Secret Agent, festival kökenli sinemanın güçlü adaylarından. Gotik atmosferiyle görsel açıdan zengin bir dünya kuran Frankenstein, absürt sinema diliyle dikkat çeken Bugonia, motor sporlarının heyecanını devasa bir prodüksiyonla beyaz perdeye taşıyan, teknik ihtişamıyla göz dolduran F1, minimalist anlatımıyla Amerikan bağımsız sinemasını temsil eden Train Dreams gibi filmlerin ise bu kategorideki şansı mucizelere bağlı. Günün sonunda Oscar bu; bazen gerçek sinemayı ödüllendirir, bazen de sadece gürültü çıkaranı.

Eleştirmenlerin ve festivallerin gözdelerini bir kenara iterek Train Dreams gibi sönük bir anlatıya yer açmak, bu yılki listenin en büyük sürprizlerinden biri. Usta yönetmen Park Chan-wook imzasını taşıyan, her karesinden zekâ fışkıran, jilet gibi keskin bir sinematografi sunan No Other Choice veya Noah Baumbach’ın star sistemini samimi bir şekilde eleştirdiği Jay Kelly filmleri Train Dreams yerine listeye girebilirdi diye düşünüyorum.

EN İYİ YÖNETMEN

Sektörün yaşayan efsaneleri ile yeni nesil vizyonerlerin kapışmasına sahne olan En İyi Yönetmen kategorisinin zirvesinde, One Battle After Another ile sinema dilini adeta yeniden kuran ve Akademi'nin kendisine olan borcunu tahsil etmeye en yakın isim olan Paul Thomas Anderson yer alıyor. Teknik ustalığı ve anlatıdaki mutlak hâkimiyetiyle yarışın tartışmasız favorisi olan Anderson bu dalda daha önce 3 kez aday gösterilmesine rağmen törenlerden eli boş dönmüştü. Marty Supreme ile kariyerinin en rafine ve dinamik işine imza atan Josh Safdie’nin, Safdie Biraderler’in kendine has kaotik enerjisini ustalıkla dizginlediği bu solo yönetmenliği de favoriler arasında. Chloe Zhao başka bir yıl yarışsaydı belki Hamnet ile şansı daha fazla olurdu ancak bu yıl yarışın gerisinde kalmış gibi gözüküyor. Kategorinin zayıf halkası Sentimental Value ile Joachim Trier oldu. Ryan Coogler’ın, Sinners ile bu daldaki adaylığı, diğer dallara göre biraz daha kabul edilebilir.

Öte yandan, Frankenstein ile görsel bir şölen sunan Guillermo del Toro’nun ve No Other Choice ile Park Chan-wook’un bu beşli dışında kalması, yönetmenlik koltuğundaki rekabetin ne kadar çetin olduğunu kanıtlıyor.

EN İYİ SENARYO

Özgün Senaryo dalının en rafine metni, Eskil Vogt ve Joachim Trier’in elinden çıkan Sentimental Value. Zira bu ikili, insan ilişkilerinin en detaylı röntgenini çekmekte uzman. Hemen yanına, Marty Supreme’i koymak lazım. Ronald Bronstein ve Josh Safdie, spor filmi kalıplarını bir kenara itip bir karakterin saplantılarını bu kadar ritmik ve özgün bir metne dönüştürerek kategorinin yaratıcı ruhunu temsil ederken; Jafar Panahi ve ekibinin It Was Just an Accident ile sunduğu katmanlı ve cesur metin ise bu dalın entelektüel yükünü sırtlıyor. Klasik bir biyografik anlatının güvenli limanlarına sığınsa da karakterin iç dünyasındaki melankoliyi yakalamayı başaran Blue Moon ise rakiplerinin yenilikçi vizyonu karşısında biraz eski usul ve hesaplı kalıyor. Sinemanın anlatı sınırlarını zorlayan rakipleri arasında Sinners'ın, ilk beşe kalması ve de favori gösterilmesi, özgünlüğün yerini çoktan parlatılmış vasatlığa bıraktığının kanıtı.

Brezilya’nın politik geçmişini karakter odaklı bir casusluk hikâyesiyle ilmek ilmek işleyen The Secret Agent ve tür kalıplarını alışılmadık bir kurguyla bozan Weapons gibi yaratıcı metinlere sahip yapımların bu kategoride yer bulmaları gerekirdi diye düşünüyorum.

Uyarlama Senaryo dalında da mücadele büyük. Diyaloglarındaki yalınlık ve sahneler arası kurduğu gerilimli köprüler sayesinde, bir uyarlamanın sadece aslına sadık kalmak değil, o anlatıyı görsel bir dile dönüştürmek olduğunu kanıtlayan One Battle After Another bu dalda başı çekiyor. Maggie O'Farrell’ın Hamnet romanını beyazperdeye başarıyla uyarlayan, kitabın lirik dilini bozmadan sinemasal bir derinliğe kavuşturan Chloe Zhao da heykelciğe en yakın isimlerden biri. Guillermo del Toro’nun, Mary Shelley’nin metnine gotik ve insancıl bir yorum getirdiği Frankenstein ve Yorgos Lanthimos'un kendine has, rahatsız edici tarzını bu kez bir bilim kurgu-komplo teorisi zeminine taşıyan Bugonia, kategorinin sınırlarını zorlarken, Denis Johnson’ın eserinden uyarlanan Train Dreams’in sade anlatısı bu büyük yapımların metinlerinin arasında sönük kalıyor. Burada da belki No Other Choice kendine yer bulabilirdi.

EN İYİ ULUSLARARASI FİLM

Farklı coğrafyaların politik ve kültürel hikâyelerini güçlü sinema dilleriyle anlatan yapımlardan müteşekkil En İyi Uluslararası Film kategorisinde, politik gerilim atmosferi ve güçlü karakter yapısıyla The Secret Agent zirvede gözüküyor. Geçen yıl I’m Still Here ile Brezilya’ya giden ödül, bu yıl da aynı ülkenin olacak gibi. Bu gerçekleşirse, Brezilya sineması adına gerçekten büyük bir başarı olacak. Ayrıca Maduro’nun tutuklanmasının ardından, konjonktürel olarak da Güney Amerika’dan verilecek mesajlar oldukça önemli. Norveç yapımı Sentimental Value insan ilişkilerindeki kırılganlığı ve geçmişin yükünü sade ama derin bir anlatıyla işleyerek festival yolculuğu boyunca da dikkat çekmişti. Stilize anlatımı ve metaforik diliyle kategorinin en deneysel yapımlarından biri olan, İspanya yapımı Sirat’ın şansı az değil. Japar Panahi’nin, Fransa’yı temsil eden It Was Just an Accident filmi kara mizah ile dramatik tonu birleştiren anlatısıyla öne çıkıyor. Cannes’da elde ettiği Altın Palmiye de onu bu dalda güçlü kılıyor. Filistin’deki soykırımı sarsıcı ve belgesel estetiğine yakın bir dille anlatan, izleyiciyi doğrudan bir tanıklığa zorlayan, Tunus yapımı The Voice of Hind Rajab ise gönüllerin favorisi konumunda. Genel tabloya bakıldığında, uluslararası film kategorisi yalnızca güçlü hikâyeleri değil, aynı zamanda dünya sinemasının estetik, sosyal ve siyasi çeşitliliğini de yansıtan bir seçki sunuyor.

EN İYİ AKTÖR

Josh Safdie’nin yüksek tansiyonlu Marty Supreme anlatısını müthiş bir sükûnetle dizginleyen, karakterin saplantılarını bile zarafetle canlandıran Timothée Chalamet bana göre yarışın mutlak favorisi. Daha önce yarıştan iki kere eli boş dönen Chalamet, Golden Globe ve Critics Choice ödüllerinin ardından Oscar’a da çok yakın. Ancak onun hemen arkasında; Sinners filminde iki karaktere birden vasat bir performansla hayat veren Michael B. Jordan yer alıyor. SAG ödülünü kazanarak büyük şaşkınlık yaratan Jordan’a bir Oscar verilmesi büyük sürpriz ve hayal kırıklığı olur. Kariyerinin olgunluk dönemindeki Leonardo DiCaprio’nun One Battle After Another’da karakterin içsel savaşını fiziksel bir adanmışlıkla birleştirdiği derinlikli oyunculuğu kıdemli üyelerin oylarını konsolide etmeye devam eder. Blue Moon’daki rolüyle Ethan Hawke’un ve The Secret Agent ile Wagner Moura’nın şanslarını ise düşük görüyorum.

Bu kategoride kesinlikle Russell Crowe da yer almalıydı. Nuremberg’de Hermann Göring’in karizmasını ve tarihsel ağırlığını usta işi bir performansla yansıtan Crowe’un listenin dışında kalması üzücü.

EN İYİ AKTRİS

Sezonun en başından beri ödül çevrelerinde adı en yüksek sesle yankılanan isim, Hamnet filmindeki Agnes Shakespeare rolüyle Jessie Buckley. Asi ve özgür ruhlu bir genç kızdan, ailenin yapı taşı konumundaki bir anneye evrilen karakterin, evladını kaybettikten sonraki yasını katmanlı ve lirik bir görsellikle birleştiren Buckley’nin; Altın Küre, BAFTA ve SAG ödüllerinin ardından Oscar’a uzanmasına da kesin gözüyle bakılıyor. Bugonia’da bir kez daha Yorgos Lanthimos’la işbirliği yapan Emma Stone başta olmak üzere Renate Reinsve, Rose Byrne ve Kate Hudson’ın bu kategoride herhangi bir şanslarının olduğunu düşünmüyorum.

One Battle After Another’daki çıkışıyla yılın keşfi olarak görülen Chase Infiniti ve After the Hunt’taki performansıyla Julia Roberts da bu dalda aday gösterilebilirdi.

YARDIMCI OYUNCULUKLAR

Yardımcı oyunculuk kategorileri bu yıl, kariyerinin zirvesindeki tecrübeli isimlerin çarpıştığı alanlardan biri. En İyi Yardımcı Aktör dalında; One Battle After Another filminde, savaşın insan ruhunda bıraktığı tahribatı en ince jestlerine kadar perdeye taşıyan ve izleyiciyi karakterinden tiksindiren Sean Penn üçüncü Oscar ödülüne çok yakın. Aynı filmdeki rol arkadaşı Benicio Del Toro’yu ise Penn kadar şanslı görmüyorum. Kategorinin öne çıkan isimlerinden, Sinners filminde kısa bir performans sunan Delroy Lindo’ya ödülün verilmesi ise Penn’e büyük haksızlık olacaktır.

En İyi Yardımcı Aktris tarafında ise Weapons filmindeki ürkütücü oyunculuğuyla Amy Madigan favori konumunda. SAG ve Critics Choice ödüllerini kazanan Madigan’ın en büyük rakibi ise One Battle After Another’da sezonun en büyük çıkışlarından birini yapan Teyana Taylor.

TEKNİK DALLAR

Everything Everywhere All at Once vakasından sonra Oscar tarihinin en overrated filmi olmaya aday Sinners’ın adaylık kazandığı 16 daldan en çok hak ettiği, En İyi Sinematografi kategorisi. Yönetmen, ışık ve gölgenin dansını her karede teknik bir kusursuzlukla sergilemeyi başarıyor. Sinners’ın en büyük rakibi ise elbette Michael Bauman’ın yarattığı epik ve dokulu görsel dille One Battle After Another. En İyi Görsel Efekt yarışında, organik ve inandırıcı pratik efektler ile CGI birleşiminde son derece başarılı olan Frankenstein rakiplerinin bir adım önünde. Akademi’nin en taze ödülü olan En İyi Casting kategorisinde, uyumlu oyuncu kadrolarıyla Sinners ve One Battle After Another bu yeni heykelciği müzesine götürmeye en yakın adaylar. En İyi Kurgu dalında, Marty Supreme’in, Safdie Biraderler’e has o yüksek tempolu ve ritmik kurgusu favori. En İyi Ses dalında; pistteki motor kükremesini, izleyiciyi kokpitin içine hapseden fiziksel bir sarsıntıya dönüştüren F1 ile her fısıltıyı ve rüzgâr uğultusunu birer nota gibi kullanarak işitsel bir mimari inşa eden Sirat öne çıkıyor. En İyi Müzik dalında; Ludwig Göransson’un Sinners için bestelediği nabız gibi atan ritmik şiddetin yarattığı baskıcı atmosfer başat. Frankenstein'ın soğuk laboratuvar estetiği ve grotesk mimariyle şekillenen gotik dünyası; Hamnet’in 16. yüzyıl İngiltere’sini tüm organik dokusu ve en küçük pastoral detayına kadar adeta yeniden soluyan incelikli tasarımı En İyi Prodüksiyon Tasarımı kategorisinin en iddialı iki kutbu.

Ezcümle; bu yılın Oscar listesi hem sürprizleri hem de tartışmalı tercihleriyle sinema dünyasının ikircikli yüzünü bir kez daha ortaya koyuyor. Akademi’nin ‘En İyi Casting’ gibi yenilikçi adımları ve oylama sistemindeki disiplin arayışı, törenin prestijini tazeleme çabasının birer yansıması olarak görülse de asıl heyecan, Paul Thomas Anderson gibi ustaların hak ettiği iade-i itibarı alıp almayacağında gizli. Bazı adaylıklar hak ettiği takdiri sunarken, bazıları eleştirmenlerin ve izleyicilerin gönlünde hayal kırıklığı yaratıyor. Yine de ödül gecesi, yalnızca kazananları belirlemekten öte, çağdaş sinemanın farklı seslerini ve estetik çeşitliliğini kutlama fırsatı sunuyor. Kimi filmler ve performanslar klasik Oscar beklentilerini doğrularken, kimi adaylar sinemanın sınırlarını zorlayarak tartışma yaratıyor; bu da gecenin asıl büyüsünü ve sinema dünyasındaki dinamizmi oluşturuyor. Kazananlar ne olursa olsun, 98. Oscar gecesi, 2025’in en unutulmaz filmlerini ve unutulmaz anlarını hatırlamamıza vesile olacaktır.

KİM ALMALI

KİM ALIR

EN İYİ FİLM

Marty Supreme

One Battle After Another

EN İYİ YÖNETMEN

Paul Thomas Anderson

Paul Thomas Anderson

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Sentimental Value

Sinners

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

Hamnet

One Battle After Another

EN İYİ ULUSLARARASI FİLM

The Secret Agent

The Secret Agent

EN İYİ AKTÖR

Timothee Chalamet

Timothee Chalamet

EN İYİ AKTRİS

Jessie Buckley

Jessie Buckley

EN İYİ YARDIMCI AKTÖR

Sean Penn

Sean Penn

EN İYİ YARDIMCI AKTRİS

Amy Madigan

Amy Madigan

EN İYİ SİNEMATOGRAFİ

Sinners

Sinners

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

Avatar: Fire and Ash

Avatar: Fire and Ash

EN İYİ KURGU

Marty Supreme

One Battle After Another

EN İYİ SES

F1

F1

EN İYİ MÜZİK

Sinners

Sinners

EN İYİ CASTING

One Battle After Another

Sinners

EN İYİ PRODÜKSİYON TASARIMI

Hamnet

Frankenstein

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

Marty Supreme

Frankenstein

EN İYİ SAÇ & MAKYAJ

Frankenstein

Sinners