Gazetelerde, televizyonlarda veya internette kopan fırtınanın, buralardaki kutuplaşmanın binde 1’i halk arasında ya var ya yok. Herkes -hangi “tarafta” olursa olsun, herkes- işinde, gücünde. Evvelce krizleri nasıl aşmışlarsa bugün de öyle aşıyorlar. Gazetelerde, televizyonlarda veya internette köpürtülen krizleri, gazetelerde, televizyonlarda veya internette yazmayan, kendilerine has tekniklerle yönetmeye dair kıymetli tecrübeleri var.

Bir geçiş sürecindeyiz ama. Bu tecrübeli nesil ile, bugün internet üzerinde birbiriyle kanlı bıçaklı olan nesil arasındaki geçiş süreci…

“Geçiş nesli”ni, herhalde, 10 küsur yıllık tek başına iktidar istikrarına aşina iken, Gezi ve 17-25 Aralık’la karşılaşınca, yapılabilecekler hususunda, yukarıda tarifi geçen bir önceki nesle dönüp bakan, ama onun hareket tarzını tam özümseyemeyen nesil olarak tarif edebiliriz. Bu yüzden, son birkaç yıldır, halkın krizleri idare etme biçimlerinde yer yer farklılıklar görüyoruz ve daha önemlisi bunlarda eskisi kadar isabetli sonuçlar ortaya çıkamayabiliyor. İnişli çıkışlı bir grafik diyelim.

Müstakbel nesle, “internetin kanlı bıçaklı çocuklarına” gelince… Oradaki grafik hep inişli. Gezi’yle birlikte -hangi “tarafta” yer alırsa alsın- bir tür kimliğe kavuşan bu neslin bilincinde kavgasızlık hali diye bir şey yok.

Yılmaz Erdoğan’ın yönettiği 2004 yapımı Vizontele Tuuba’da şöyle bir sahne vardı: Kente gelen, sağ-sol kavgasından rahatsız kütüphaneci, Ülkücüler ile Komünistlere kütüphaneyi gösteriyor, “Burada okuyun, tartışın, meselelerinizi konuşarak halledin” diyor. Bunun üzerine gruplar kütüphanede “fikir alışverişine” başlıyorlar, sürekli tartışıyorlar, sürekli tartışıyorlar. Derken iki grubun temsilcisi beraber kütüphaneciye gelip, “Biz bir konuda uzlaştık” diyor. Kütüphaneci şaşkın ve sevinçli, “Nedir?” diye soruyor. Cevap: “Kütüphanede sigara yasağının kaldırılması konusunda hemfikiriz.”

Müstakbel nesilde, mesela böyle sıradan bir uzlaşma zemini bile yok görünüyor. Böyle bir zeminin olabileceğine dair zihinlerinde ya da bilinçlerinde bir bilgi, bir bağlam olduğundan da şüpheliyim. Biri bir şeyin mutlak ak olduğuna mutlak şekilde inanıyor, öbürü tamamen refleks olarak onun mutlak kara olduğunu mutlak şekilde inanarak savunuyor.

Evet, kutuplaşma halk arasında iddia edildiği kadar yok ve olduğu kadarı da şiddete mütemayil değil; dahası, her şey kısa vadede toparlanabilir bir potansiyel arz ediyor. Fakat, günler geçecek ve bu müstakbel nesil memleketin maddi-manevi yükünü sırtlanmakla görevlenecek. Bugünün “kanlı bıçaklı” gençleri yarın başbakan olacak, öğretmen olacak, esnaflık yapacak. Alelade bir meselede bile hemfikir olduklarını görmediğimiz, görebileceğimize dair hiçbir emare bulunmayan, “yeri geldiğinde muarızla da hemfikir olunabilir” gibi ufak bir bilinç parçasından yoksun kimseler ülkeyi yönetecekler; yönetilecekler.

İşbu nedenle, bugüne dair kaygılanacak bir durum yoksa da, istikbalimiz için, bir süredir zihnimize, kalbimize, dilimize tesir eden aşırı tansiyon halinden kurtulmamız gerektiğini düşünüyorum.

Ahir ve akıbetimiz hayrolsun inşaallah.