Kırgızistan.
Kara-Suu District.
Bir sahne.
Bir kadın…
Bir erkeğin yakasında.
Fizik ortada.
Erkek güçlü.
Kadın zayıf.
Ama güçlü olan susuyor.
Zayıf olan çekiyor.
Niye?
Aynı gün.
Başka bir sahne.
Bir engelli taksi şoförü.
Elinde baston.
Karşısında genç, iri bir adam.
Yol verme tartışması.
Bastonlu adam dikleniyor.
Delikanlı geri duruyor.
Niye?
Çünkü mesele kas değil.
Dayanak.
Kadının arkasında hukuk var.
Engellinin arkasında kanun var.
Devlet diyorsa…
Kuvvet değişir.
Zayıf güçlenir.
Güçlü durur.
Şimdi başını kaldır.
Âleme bak.
Tohum…
Avuç içi kadar.
Ama ağaç taşıyor.
Ağaç…
Yerinden kıpırdamaz.
Ama meyve dağıtıyor.
Bir bostan…
Toprak, su, çekirdek.
Ama yüzlerce tat çıkarıyor.
Bir inek…
Ot yer.
Ama süt verir.
Bir kök…
İpek gibi yumuşak.
Ama taşı deler.
Bir yaprak…
Sigara kâğıdı gibi ince.
Ama güneşe meydan okur.
Bu güç nereden?
Kendi kuvveti mi?
Hayır.
Dayandığı yerden.
Bir asker düşün.
Kendi başına bir hiç.
Ama “devlet namına” dediği an,
tâkatinin fevkinde iş görür.
İşte kâinat da böyle.
Bütün mevcudat…
zayıf.
âciz.
Ama iş görüyor.
Çünkü hepsi aynı cümleyi kuruyor:
Bismillah.
Yani:
“Kendi adıma değil.”
“O’nun namına.”
Kadın devlete dayanır, yakaya yapışır.
Engelli kanuna dayanır, diklenir.
Mevcudat da Allah’a dayanır,
kâinatı taşır.
Mesele güç değil.
Mesele kimin adına konuştuğun.
RABBÜL ÂLEMİN NE DEMEK?
Rab…
Sadece isim değil.
Sıfat değil.
Terbiye eden.
Yani bir şeyi başlatan değil sadece…
Kemaline kadar götüren.
Bir hedef koyar.
O hedefe giden yolu açar.
Önüne ne engel varsa kaldırır.
Neye ihtiyacı varsa hazır eder.
İşte Rab budur.
Biz her gün ne diyoruz?
“Elhamdülillahi Rabbül Âlemin.”
Ne demek bu?
Ezelden ebede…
Kimden kime…
Ne kadar övgü, ne kadar muhabbet varsa…
Hepsi âlemlerin terbiyecisine aittir.
Şimdi bak.
Bir tohum.
Kemali sebze.
Bir çekirdek.
Kemali meyve.
Bir nutfe.
Kemali insan.
Bir yumurta.
Kemali kuş… hayvan…
Hepsi bir hedefe koşuyor.
Ama nasıl?
Tohum sert.
Çekirdek taş gibi.
Nutfe bir damla.
Yumurta kırılgan.
Bunlar kendi kendine mi büyüyor?
Hayır.
Bir tanesi bile tek başına yetmez.
Toprak lazım.
Su lazım.
Hava lazım.
Güneş lazım.
Yetmez.
Bütün âlem lazım.
Koca kâinat çalışıyor.
Sadece o tohum kemale ersin diye.
Koca sistem işliyor.
Bir çekirdek meyve olsun diye.
Bu tesadüf mü?
Değil.
Bu Rububiyet.
Allah ulûhiyetiyle kanun koyar.
Ama rububiyetiyle yürütür.
Yani sadece emretmez…
İcra eder.
Terbiye eder.
Büyütür.
Olgunlaştırır.
İşte bu yüzden
“Rab” denir.
Ve işte bu yüzden
“Rabbül Âlemin” denir.
Eğer Kur’an’ın gözüyle bakarsan…
Sadece sen söylemezsin.
Tohum da söyler.
Ağaç da söyler.
Hayvan da söyler.
Bütün kâinat aynı cümleyi tekrar eder:
Elhamdülillahi Rabbül Âlemin.
DAĞDAKİ ÇOBAN, ÜNİVERSİTEYE DERS VERİYOR
Karakoy Village.
Sabah.
Manzara sessiz.
Ama kâinat konuşuyor.
Aklıma Said Nursî’nin Meyve Risalesi geldi.
Altıncı mesele.
Talebeler soruyor:
“Bize Hâlıkımızı tanıttır. Hocalarımız Allah’tan bahsetmiyor.”
Cevap tok:
“Her bir fen, kendine mahsus diliyle Allah’tan bahseder.
Siz muallimleri değil, onları dinleyin.”
Fen konuşur.
Kâinat anlatır.
Ama duyan lazım.
Bir misal.
Bir âlim dağda bir çobana rastlar.
“İlmimin zekâtını vereyim” der.
Soruyor:
“Seni kim yarattı?”
Cevap net:
“Allah.”
“Nereden biliyorsun?”
Cevap daha net:
“Koyunlarımdan.”
Nasıl?
“Ben olmasam koyunlarımı kurt kapar.
Âlemin Hâlıkı olmasa mahlûkat helâk olur.”
Âlim susar.
İkinci soru:
“Nasıl bir Allah?”
“Hiçbir şeye benzemez.
Lem yelid ve lem yûled ve lem yekun lehû kufuven ehad.”
“Nereden biliyorsun?”
Yine aynı cevap:
“Koyunlarımdan.”
“Ben koyunlara benzesem, onları idare edemem.
Allah mahlûkata benzese, âlemi nasıl idare eder?”
İşte iman bu.
İşte tevhid bu.
İşte fennin anlattığı hakikat bu.
Mesele çobanlık değil.
Mesele gördüğünden Allah’a gitmek.
Ayet söylüyor:
“Âyetler, akledenler içindir.”
Şimdi yere bak.
Yeryüzü bir halı.
Ama sıradan değil.
Her bahar kendini yenileyen bir fabrika.
İki yüz bin nebatat.
İki yüz bin hayvan.
Her biri ayrı sanat.
Her biri ayrı nimet.
Sürekli üretim.
Sürekli tazelenme.
Sor:
Bu halı ustasız olur mu?
Bu fabrika sahipsiz çalışır mı?
Olmaz.
İşte iki yol:
Sanat Allah’ı tanıttırır.
Nimet Allah’ı sevdirir.
Sanat, aczine bakar.
Nimet, fakrına bakar.
Sen aczini görürsün.
O kudretini gösterir.
Sen fakrını anlarsın.
O rahmetini hissettirir.
O zaman ne yapacaksın?
Eşhedü en lâ ilâhe illallah diyeceksin.
Tanıdığını ilan edeceksin.
Sonra?
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah diyeceksin.
Sevdiğini ilan edeceksin.
Çünkü sevgi sözle kalmaz.
İtaat ister.
Benzemek ister.
Ve insan…
Ya kâinata bakar,
ya da bakıp hiçbir şey görmez.
Selam ve dua ile
Fi-emanillah
ARKASINDA KİM VAR?
Murat Çetin
Yorumlar
Trend Haberler
Mehmetçiğin parası nereye gitti: 150 milyon dolar fazladan mı ödendi?
Bakan Yumaklı: İsrail tohumları hakkında konuştu
Bakan Gürlek cezaevindeki hafız sayısını açıkladı
CHP'li başkanın taciz davasında şüpheli ölüm!
Altın ne kadar oldu?
Özkan Yalım'la ilişkili olduğu iddia edilen kişinin Bornova Belediyesinde işe alınması hakkında soruşturma açıldı
Yolsuzluk soruşturması nedeniyle kabine değişikliği yapıldı
Bakan Kurum'dan kentsel dönüşüm planı
İspanya hükümeti, muhalif lidere vatandaşlık veriyor
Ermenistan Başbakanı Paşinyan'a kilisede saldırı yapıldı!