Bir cümle bazen sayfalarca açıklamadan daha fazla şey söyler.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'in Esenyurt'ta yaptığı konuşmada kullandığı şu cümle gibi:

“Devlet tepenize binecek ve gereği neyse yapacak. Çünkü biz bunun için varız.”

Sert mi?

Sert.

Ama uyuşturucu satarak çocuklarımızı zehirleyenlere, mahalleleri haraca bağlayanlara, 15-16 yaşındaki çocukların eline silah tutuşturanlara, sanal bahis ve kumarla ailelerin ocağını söndürenlere karşı devletin dili zaten pamuk gibi olamaz.

Olmamalı da.

Çünkü karşımızdaki suç düzeni değişti.

Eskinin suç örgütüyle bugünün suç örgütü aynı değil.

Bugün sokakta motosiklet üzerinde tetikçilik yaptıran yapı ile internet üzerinden yasa dışı bahis oynatan, kripto para üzerinden parasını aklayan, şirketler kurup suç gelirini ekonominin içine sokmaya çalışan yapı çoğu zaman aynı karanlık dünyanın farklı parçaları.

Dolayısıyla mücadele de değişmek zorunda.

Sadece tetiği çekeni yakalamak yetmez.

Tetiği çektireni bulacaksınız.

Parayı taşıyanı bulacaksınız.

Parayı aklayanı bulacaksınız.

Şirketi kuranı, hesabı kullandıranı, kripto cüzdanını yönetenini, gençleri örgüte devşireni, sosyal medyada suç örgütlerine propaganda alanı açanı bulacaksınız.

Ve en önemlisi...

Suçun parasını bulacaksınız.

Çünkü Bakan Gürlek'in açıklamasında bence en önemli noktalardan biri tam da burada.

Suç örgütleriyle mücadeleyi yalnızca bir asayiş meselesi olarak görmüyor.

Meseleyi ekonomik boyutuyla ele alıyor.

Bu son derece önemli.Bir suç örgütünden beş kişiyi alırsınız, yerine beş kişi daha bulabilir.Bir torbacıyı yakalarsınız, ertesi gün başka bir torbacı çıkar.Bir tetikçiyi tutuklarsınız, örgüt başka bir genci kandırabilir.Ama para musluğunu kapatırsanız...

İşte orada işler değişir.

Parası olmayan örgüt büyüyemez.

Silah alamaz.

Adam besleyemez.

Tetkikçi kiralayamaz.

Para aklayamaz.

Yeni eleman devşiremez.

Bu nedenle Adalet Bakanlığı bünyesinde Örgütlü, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Daire Başkanlığı kurulması ve suç gelirlerinin takibinin mücadelenin merkezine yerleştirilmesi bana göre tarihi bir adımdır.

Çünkü suç örgütüyle gerçekten mücadele etmek istiyorsanız sadece adamını değil, kasasını da tutuklayacaksınız!

Bir başka mesele var.

Belki de hepsinden önemlisi.

Çocuklarımız.

Bugün bazı suç örgütlerinin hedefinde artık yalnızca yetişkinler yok.

Gençler var.

Hatta çocuklar var.

Sosyal medya üzerinden gösterilen sahte bir hayat...

Para desteleri...

Lüks otomobiller...

Silahlar...

Kolay para...

Sözde güç ve itibar...

Sonra bir bakıyorsunuz daha hayatın başındaki çocuk, suç dünyasının içine çekilmiş.

Önce küçük bir iş.

Sonra kurye.

Sonra uyuşturucu.

Sonra silah.

Sonra tetikçilik.

Birilerinin milyonlar kazandığı suç düzeninde bedeli yine bizim çocuklarımız ödüyor.İşte devlet burada yalnızca suç işlendikten sonra ortaya çıkan güç olmamalı.Suç örgütlerinin çocuklara ulaşmasını da engellemek zorunda.

Bu yüzden Bakan Gürlek'in konuşmasındaki “gençlerimizi zehirden korumak” vurgusu çok kritik.

Çünkü mesele yalnızca suçluyu cezaevine göndermek değildir.Asıl başarı, suç örgütünün elini çocuğa hiç uzattırmamaktır.

Yasa dışı bahis ve sanal kumar meselesine de ayrı bir parantez açalım.

Çünkü yıllarca bu meseleye gerektiği kadar ciddi bakılmadığını düşünüyorum.

Telefonunuzdan birkaç saniyede ulaşabildiğiniz bir sistemden bahsediyoruz.Bir tarafta vatandaşın cebindeki parayı emen yasa dışı bahis ağı...Diğer tarafta o paranın dolaştığı banka hesapları, elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar ve paravan şirketler...Dolayısıyla artık mesele sadece “kumar oynayan birkaç kişi” meselesi değildir.

Arkasında milyarlarca liralık kayıt dışı ekonomi varsa, bunun adı aynı zamanda organize suç ekonomisidir.

Bakanlığın açıkladığı rakamlar da meselenin büyüklüğünü ortaya koyuyor.

Şubat-Temmuz döneminde binlerce operasyon, çok sayıda tutuklama, milyarlarca liralık malvarlığına ilişkin tedbirler ve yasa dışı bahis sistemlerinde trilyon lirayı aşan işlem hacminden söz ediliyor.

Bu rakamların bize söylediği tek şey var:

Bataklık büyük.

O halde mücadele de büyük olmak zorunda.

Bu mücadele istisnasız yürütülmeli.

Çünkü hukuk devletinin gücü, zayıfa karşı ne kadar sert olduğuyla değil, güçlüye karşı ne kadar tavizsiz olduğuyla ölçülür. Temiz Türkiye'de Akın Gürlek Doktrini'nin temel paradigması da budur.

Bakan Gürlek'in “şekli bireysel de olsa, kurumsal da olsa sonuna kadar gitmeye kararlıyız” sözünün anlamı da tam olarak budur.

Sonuna kadar.

Kim çıkarsa çıksın.

Nereye uzanırsa uzansın.

Ben devletin suç örgütlerine karşı güçlü olmasından rahatsız olmam.

Tam tersine...

Devletin en güçlü olması gereken yerlerden biri burasıdır.

Ama devletin gücü kaba kuvvetten gelmez.

Hukuktan gelir.

İşte o zaman sokaktaki genç şunu bilir:

“Bunlara bulaşırsam yakalanırım.”

Örgüt yöneticisi şunu bilir:

“Parayı saklayamam.”

Bahis baronu şunu bilir:

“Kriptoya geçirsem de bulurlar.”

Paravan şirket kuran şunu bilir:

“Şirketin arkasına saklanamam.”

Ve tetikçi kiralayan da şunu bilir:

“Tetiği ben çekmedim” diyerek kurtulamam.

Caydırıcılık dediğimiz şey tam olarak budur.

Esenyurt'tan verilen mesaj bu nedenle tarihidir.

Devlet tepelerine binecekse...

Hukukla binecek.

Delille binecek.

Sonuna kadar giderek binecek.

Ve gereği neyse yapacak.