Sermaye piyasalarında yaşanan son gelişmeler artık yalnızca borsayı, fonları ya da finans çevrelerini ilgilendiren teknik bir tartışma olmaktan çıkmış durumda.

Ortada çok daha temel bir mesele var:

Vatandaşın alın teriyle oluşturduğu birikimin güvenliği.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturmasında ortaya çıkan ifadeler ve savcılığın yönelttiği sorular, dosyanın ne kadar kapsamlı bir mali incelemeye dönüştüğünü gösteriyor.

Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen ile eski Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk’ün savcılık ifadelerinde; fon paralarının hangi hisselere yönlendirildiği, grup şirketlerinin hisselerindeki olağanüstü değer artışları, şirket sahipleriyle herhangi bir menfaat ilişkisi kurulup kurulmadığı ve milyarlarca lirayı bulan para hareketlerinin ekonomik gerekçeleri sorgulandı. Tezmen iddiaları reddederken Öztürk’ün bazı işlemlerin “hâkim ortağın iradesinin yansıması” olduğu yönündeki beyanı da soruşturma dosyasına yansıdı.

Elbette bunların tamamı bugün itibarıyla soruşturma konusu iddia ve beyanlardır. Suçluluğa karar verecek makam bağımsız mahkemelerdir ve masumiyet karinesi herkes için geçerlidir.

Ancak hukuk devletinin görevi de tam burada başlar.

Ortaya ciddi bir şüphe çıktığında bunun üzerini örtmek değil; paranın izini sürmek, belgeleri incelemek, hesap hareketlerini ortaya çıkarmak ve varsa sorumluluğu kişilerin konumu veya ekonomik gücü ne olursa olsun araştırmak gerekir.

Nitekim soruşturma kapsamında Emre Tezmen ve Alper Öztürk'ün de aralarında bulunduğu beş şüpheli 23 Eylül'de sulh ceza hâkimliğince tutuklandı.


Gürlek’in verdiği mesaj: Hukukun dışında kimse yok


Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son günlerde yaptığı açıklamalarda öne çıkan mesaj da tam olarak bu noktada önem taşıyor.

Gürlek, 18 Eylül’de sermaye piyasalarındaki işlemlere ilişkin olarak vatandaşın “alın terini, emeğini ve birikimini” istismar edenlerden hukuk önünde hesap sorulacağını açıkladı. Bakanlık açıklamasında SPK ile yürütülen süreçler, mal varlıklarına yönelik tedbirler ve devam eden adli soruşturmalar ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

22 Eylül’de ise mesaj daha da açık hale geldi:

Mağdur vatandaşların haklarının korunması, suçtan elde edildiği değerlendirilen kazancın izinin sürülmesi ve hukuken sorumluluğu tespit edilen kişilerin hesap vermesi için hukuki tedbirlerin sürdürüleceği belirtildi.

Çünkü sermaye piyasalarında güven yalnızca rakamlardan oluşmaz.

Bir vatandaş parasını bir fona yatırırken aslında sisteme güvenini de yatırır.

Parasının mevzuata uygun yönetileceğine, fon yöneticisinin kendi çıkarı yerine yatırımcının menfaatini gözetmek zorunda olduğuna, piyasanın belirli kurallar içerisinde işleyeceğine inanır.

Bu güven sarsıldığında kaybolan yalnızca para değildir.

Devlete, denetime ve finans sistemine duyulan güven de zarar görür.

Bu nedenle fon soruşturmasının önemi birkaç şirketin bilançosundan çok daha büyüktür.

Savcılığın bugün sorduğu sorular aslında milyonlarca yatırımcı adına sorulmaktadır:

Fonlarda toplanan para gerçekten yatırımcıların menfaatine mi kullanıldı?

Fonlarla bağlantılı şirketlerin hisselerine yapılan yatırımların ekonomik gerekçesi neydi?

Olağanüstü fiyat hareketlerinin arkasında doğal piyasa koşulları mı vardı, yoksa başka ilişkiler mi?

Milyarlarca liralık para transferlerinin gerçek hukuki ve ekonomik karşılığı neydi?

Bu soruların cevaplarını verecek olan soruşturma ve yargılama sürecidir.


Para büyüdükçe hukuk küçülmemeli


Türkiye’nin sermaye piyasalarının büyümesi elbette önemlidir.

Ama daha önemli bir şart vardır:

Para büyüdükçe hukuk küçülmemelidir.

Şirketin büyüklüğü, kişinin ekonomik gücü, piyasadaki etkisi ya da yönettiği milyarlar; hiç kimseye denetimden muafiyet sağlamamalıdır.

Tam tersine, yönetilen para ve emanet edilen vatandaş birikimi büyüdükçe hesap verebilirliğin de aynı ölçüde artması gerekir.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son açıklamalarında altını çizdiği “kim olursa olsun hukuk önünde hesap verme” yaklaşımının asıl anlamı da burada ortaya çıkıyor.

Sermaye piyasasında güveni yeniden tesis edecek olan şey ne söylentiler ne de sosyal medya tartışmalarıdır.

Belgedir. Delildir. Şeffaflıktır. Denetimdir. Ve sonunda bağımsız yargının vereceği karardır.

Bugün yapılması gereken de budur:

Paranın izini sonuna kadar takip etmek.

Vatandaşın hakkını korumak.

Gerçekten suç işleyen varsa bunu delilleriyle ortaya koymak; suç işlemeyen varsa onu da aynı hukuk sistemi içerisinde ayırmak.

Çünkü devletin en temel görevlerinden biri, vatandaşına şu güvenceyi verebilmektir:

“Alın terinle kazandığın para sahipsiz değildir.”

Fon soruşturmasının sonunda çıkacak karar ne olursa olsun, sürecin şeffaf, delile dayalı ve hukuk içerisinde sonuna kadar yürütülmesi Türkiye'nin finans sistemine duyulan güven açısından en az soruşturmanın kendisi kadar önemlidir.