Bir çiçeğin rayihası nasıl saklanamazsa, kalpte taşınan iyi niyet de öyle saklanamaz; sızar, taşar, çehreye ve çevreye vurur.
İnsanın içi neyle doluysa, dışına o akseder; testi içindekini sızdırır.
Güzel düşünce, muhatabından önce sahibinin yüzünü güzelleştirir; gözlerdeki nur, sözdeki halâvet, duruştaki vakar hep o gizli hazinenin tezahürüdür.
İyilik, sadece karşıdakine verilen bir hediye değildir; asıl, verenin ruhunda açan bir bahardır.
Erdemli hareket eden insan, farkında olmadan kendi iç dünyasını imar eder; her güzel amel, o binaya konulan bir tuğla, her iyi niyet o temele dökülen bir harçtır.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) "Ameller niyetlere göredir" buyurmuştur; demek ki yolculuğun kıymeti, daha ilk adımda, kalpteki o görünmez kararla belirlenir.
Niyet tohumdur; toprağa düştüğü anda görünmez ama mevsimi gelince dal olur, yaprak olur, gölge olur ve meyveye durur.
Ve o gölgede yalnız tohumu eken değil, yoldan geçen nice yorgun da dinlenir.
İyiliğin en müstesna tarafı budur; bir kandil gibi yalnız kendi bulunduğu yeri değil, etrafındaki karanlığı da aydınlatır.
Bir insanın gülümsemesi bir başka yüzde çiçek açar; bir güzel söz, kimin kalbine hangi kapıdan girip hangi yarayı saracağını bilmediğimiz bir şifadır.
Modern çağ ise bize bunun tersini fısıldıyor; görünmeyi vermeye, alkışı ihlasa, menfaati merhamete tercih etmemizi istiyor.
Ekranlarda sergilenen iyilik, sahnelendiği anda özünden bir şey kaybediyor; gösterişin hengâmesi, sessiz erdemin sadasını bastırıyor.
Oysa sağ elin verdiğini sol elin duymaması öğütlenir; iyilik mahremdir, riyaya bulaştığı anda solmaya başlar.
Enaniyetin zırhını kuşanan insan, başkalarına kapandığı gibi kendi güzelliğine de kapanır; kimseye açılmayan pencere, içeriye güneş de almaz.
Hâlbuki iyilik yapan insanın yüzüne bakınız; orada yorgunluk değil, huzurun o tarifi zor aydınlığı vardır.
Beden yaşlanır, sûret solar; fakat erdemle yoğrulmuş bir sîret, sahibini her mevsimde güzel kılar.
Bir de şunu düşünelim; bizden geriye kalacak olan nedir?
Mal dağılır, makam devredilir, şöhret unutulur; ama bir gönülde bırakılan güzel iz, sahibi toprağa düştükten sonra da yaşamaya devam eder.
İnsan, geçtiği yolda bıraktığı kokuyla hatırlanır; gül bahçesinden geçen üzerinde gül kokusu taşır.
Güzelleşmek isteyen, önce niyetini güzelleştirsin; çünkü yüz, kalbin aynasıdır ve ayna, karşısındakini değil içindekini gösterir.