Modern hayat, insana çok şey vaat etti; lakin verdiğinden fazlasını sessizce geri aldı.

Bize daha geniş evler verdi, ama içini dolduracak sıcaklığı elimizden çekip aldı.

Bize binlerce "arkadaş" verdi ekranların ardında, ama hâlini soracak tek bir dost bırakmadı yanımızda.

Kalabalık büyüdükçe kalabalıklaştı yalnızlığımız; şehirler genişledikçe daraldı yüreklerimiz.

İnsan, yaratılışı gereği toplumsal bir varlıktır; tek başına değil, birlikte var olur.

O, bir sosyokültürel dokunun içinde nefes alır, o dokunun içinde yara alır ve yine o dokunun içinde şifa bulur.

Eskiden bir derdi olanın kapısını komşusu çalardı; bir sıkıntısı olanın elinden akrabası tutardı.

Gözyaşı, paylaşıldığında hafifler; sevinç, bölüşüldüğünde çoğalırdı.

İnsan, kendi hastalığına yine kendi içinde yaşadığı o canlı bağların içinde derman bulurdu.

Mahalle bir şifahaneydi; sohbet bir ilaç, komşuluk bir merhemdi.

Fakat modern hayat geldi ve bu kadim dokuyu lime lime etti.

İnsanı önce kalabalıkların ortasında yalnızlaştırdı, sonra o yalnızlığı ona bir marifet gibi sundu.

"Kimseye muhtaç olma" dedi; muhtaç olmayınca da kimseye yaklaşamaz hâle geldik.

Hürriyet diye sarıldığımız şey, aslında gönüllü bir sürgündü; herkes kendi hücresinin hem mahkumu hem gardiyanı oldu.

Bağları koparılan insan, artık derdini döktüğü bir dost değil, randevuyla görüştüğü bir uzman arıyor.

Bir zamanlar bir dua ile, bir sohbet ile, bir sarılma ile geçen sıkıntılar; şimdi seanslara, reçetelere havale ediliyor.

Ücretle dinlenen dert, dert olmaktan çıkmıyor; sadece kimsesizliğini yüzümüze vuruyor, sahipsizliğini belli ediyor.

Elbette hekimin de, ehil olanın da yeri başımızın üstündedir; hastalığın tedavisi ehline danışmakla olur.

Lakin asıl mesele şudur ki, insanı hasta eden çoğu zaman yalnızlığın kendisidir.

Yalnızlık öyle bir hastalıktır ki, ilacı eczanede değil, bir başka insanın yüreğinde saklıdır.

Kalbin yarasına merhem, bir başka kalbin şefkatidir; bunu hiçbir ilaç tam ikame edemez.

İnsan, sevildiğini hissettiğinde iyileşir; anlaşıldığını bildiğinde ferahlar.

Asıl şifa, insanı yeniden insana bağlayan o görünmez iplikleri onarmakta gizli.

Belki de bugün en çok muhtaç olduğumuz şey, yeni bir tedavi değil; kaybettiğimiz o eski kardeşliktir.

Bir kapı çalmak bazen bir ömür kurtarır; bir selam bazen bir kalbi, bir tebessüm bazen bir hayatı yeniden diriltir.

Kapıları değil, kalpleri yeniden birbirine açmaktı tüm mesele.