Utanma yok, sıkılma yok… Yüzünü kapatma yok… “Acımadı ki, acımadı ki” der gibi tutuklanırken bile başı dik, etrafa sırıtarak bakıyor.

E sırıtır tabii…

Telefonu yok… Banka hesabı yok… Hiçbir belgenin altında imzası yok…

Artık kimden akıl aldıysa karda yürümüş, iz bırakmamış…

Teşbihte hata olmasın, aynen Ekrem İmamoğlu gibi…

Yolsuzluktan içeride ama mahkemedeki şımarıklığına, özgüven patlamasına bakarsanız dersiniz dünyayı kurtarmış!

Başı dik, sırtı pek!

Haluk Levent’te de tavır aynen öyle…

Çünkü bana göre ikisi de proje…

Gaziantep depremi oldu malumunuz… Maraş depremi… Sonra Hatay… Bu depremleri yerinde yaşadım. Kıyamet koptu… Benzincilerin önünde kuyruklar… Araba var, benzin yok. Şehirden kaçmak isteseniz, yollar da çökmüş… Kapana kısılmış gibi hissediyor insanlar… Herkes dehşet içinde, bir panik hali…

Hava buz gibi… İnsanlar arabalarında ısınmaya çalışırken egzozdan zehirleniyor. Dışarıda beklense, çoluk çocuk donuyor. Gecenin bir yarısı… Birçoğunda ayakkabı yok. İnsanlar pijamalı, can havliyle sokağa fırlamış. Para yok, kredi kartı yok. Elektrikler kesik. Sular kesik. Ekmek yok… Enkaz altından çığlıklar yükseliyor. Ölülerin vücut bütünlüğü yok. Yıkanamıyor, kefenlenemiyor… Ceset poşetlerine konuyor vücut parçaları. Ayrı ayrı mezarlar kazılamıyor. Ölüler, toplu mezarlara gömülüyor.

Türkiye seferber oldu tabii ki… Gaziantep’ten Ankara’ya kadar yardım tırları, akaryakıt tankerleri peş peşe… İşte bu noktada akbabalar para kokusunu aldı. Toplanan yardımlara baktıkça ağızlarından salyalar akıyordu.

Haluk Levent de bu noktada seçildi sanıyorum. Zaten bankaların kara listesindeydi. Karşılıksız çekten sabıkası vardı.

1997 yılında dokuz ay hapis yattı. 2003 yılında PKK’ya yardım ve yataklıktan gözaltına alındı. 2004 yılında borç yüzünden tutuklandı. Üç beş gün yatıp çıktı. 2008 yılında yine dolandırıcılık iddiasıyla gözaltına alındı. 2009 yılında yine dolandırıcılık iddiasıyla gözaltına alındı. 2010 yılında yine tutuklandı ve üç ay hapis yattı. 2011 yılında bu sefer Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde tutuklandı. Otuz gün hapis yattıktan sonra Türkiye’ye iade edildi.

Yani adamın dolandırıcı ve kumarbaz olduğu biliniyordu. “Paralar, yandı bitti, kül oldu” demek için ideal bir figürdü.

Ne diyordu Uğur Mumcu? “Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır.”

İşte Haluk Levent’e de bir İzmir marşı okutuldu ve göz boyandı. Kripto para trafiği takip edilemiyor ya… Artık hangi iş insanlarının kara paraları aklandıysa, toplanan yardım paralarıyla birlikte yurtdışında bir merkeze doğru aktı gitti. Bunu aklınızın bir köşesinde tutun…

*

Ettekraru ahsen, velevkane yüz seksen… FETÖ, aynı hızla çalışmaya devam ediyor. Bir teki bile pişman değil! Mankurtlar, bilgisayar oyunları üzerinden haberleşiyor, AVM’lerdeki kasaları kullanarak para transferleri yapıyor. Kermes de yapıyor, himmet de topluyor…

Bunu aklınızda tutun…

FETÖ’yü arıyorsanız, para nerede oraya bakacaksınız! Kurban dilenciliği mi? FETÖ… Yoksul öğrenci dilenciliği mi? FETÖ… Daha çok saymak mümkün…

Özetle dilencilik deyince akla FETÖ gelir!

O halde?

İnsan düşünmeden edemiyor. Haluk Levent’in eti ne, budu ne? Bu kadar uluslararası çapta himmet, pardon hayır yolsuzluğunu tek başına yapabilir mi?

Bir ara eski köşemde yazmıştım… FETÖ’nün Samanyolu Holding yöneticisi vardı, Ekrem Yalvak. V.I.P. kumar müşterisi olduğundan Hava limanından Girne’deki Merit Crystal Cove Hotel’in görevlileri tarafından beyaz renkli Rolls Royce marka araç ile alınır, krallar gibi otele götürülür, otelin Kral Dairesi’nde konaklardı. Ekrem Yalvak, “Top V.I.P.” müşterilere özel kabinlerde kumar oynardı. O dönem, milletten dilendikleri kurban ve himmet paralarıyla tam 1 milyon doları kumar masalarında ezmişti.

O dönem FETÖ bunu mankurtlarına: “Cemaatin parasını katlamak için kumar oynadı” diye açıkladı. Tıpkı köpük partilerinde faş olan Faruk Aslan’ın, “O ben değildim, ikiz kardeşimdi” demesi gibi…

FETÖ’cü mankurtlar tek başına karar alamaz. FETÖ “aç” dedi, hepsi karılarının başını açtı! FETÖ “iç” dedi, hepsi içkiyle poz vermeye başladı. FETÖ “Atatürk” dedi, hepsi sosyal medya profillerine Atatürk resmi koydu, Atatürkçü takılmaya başladı. FETÖ “CHP” dedi, hepsi CHP’ye oy verdi. FETÖ “saklan” dedi hepsi muhtelif tarikat ve cemaatlerin rengiyle renklenerek bukalemun gibi kamufle oldu. FETÖ tutuklamaları başlayınca “kal” dedi, kadınların alayı hamile kaldı. FETÖ, uzun süre bu “zorla” hamilelikten doğan çocuklarla kamuoyuna duygu sömürüsü yaptı. MASAK, sosyal medyada hasta çocuklar üzerinden dilenen hesapları da takibe alırsa çoğunun F Tipi olduğu ortaya çıkacaktır.

Dikkatimi çekmişti… Takip ettiğim ne kadar FETÖ’cü varsa Haluk Levent’in konserlerini kaçırmıyordu. Haluk Levent’i putlaştırmışlardı. Bot hesaplarla takipçi sayısı anormal şişirilmişti.

Devlet denetiminden önce gidip İçişleri Bakan yardımcısıyla görüşüyor. Nasıl, kimler aracılığıyla görüştürülüyor? Sonra, dernek temiz çıkıyor! Şimdi devletimiz, ivedilikle bu paravan derneği kapatmak ve hesaptaki yardım paralarını Kızılay’a aktarmak zorundadır. Bunu millete borçludur.