Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) KDP ve KYB arasındaki kriz, 4 Kasım 2026'da toplanan parlamentonun ardından yeni bir eşiğe geldi. KDP'nin çağrısıyla toplanan oturumda parlamento yönetimi seçildi, ancak KYB bu adımı uzlaşısız bularak bölgesel hükümetten çekilme ve alternatif yönetim organları kurma mesajı verdi. Anadolu Ajansı Stratejik Analiz Müdürü Bilgay Duman ile AA Akademi Müdür Yardımcısı Mehmet Alaca'nın kaleme aldığı analiz, krizin tarihsel arka planını ve olası sonuçlarını değerlendiriyor.
IKBY parlamentosu neden iki yıl toplanamadı?
20 Ekim 2024'te yapılan seçimlerin ardından KDP ile KYB, hükümetteki görevlerin paylaşımında anlaşamadı. Analize göre bu yüzden iki yıl boyunca parlamento toplantısı yapılamadı. Parlamento, Aralık 2024'teki ilk oturumdan bu yana fiilen işlemez durumdaydı.
4 Kasım 2026'da parlamentoda ne oldu?
KDP'nin çağrısıyla toplanan oturuma küçük partiler ve azınlık temsilcileri katıldı. Oturumu boykot eden KYB, Yeni Nesil ve Halvest Hareketi'nden bazı milletvekilleri de salonda yer aldı. 100 sandalyeli parlamentoda 39 sandalyesi olan KDP, 52 milletvekilinin katılımıyla parlamento yönetimini seçtirdi.
Analiz, bu adımın ilk bakışta iki yıllık krizin çözümü gibi göründüğünü, ancak bölgedeki krizi derinleştirdiğini savunuyor.
KYB'nin tepkisi ne oldu?
KYB lideri Bafel Talabani, 5 Kasım'daki açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Eğer Erbil'de bir başkan atarsanız, biz de Süleymaniye'de bir tane atarız. Eğer başbakan seçerseniz, biz de bir tane seçeriz." Yazarlar bu sözleri "ya eşit ortaklık ya da ikili idareye dönüş" mesajı olarak yorumluyor.
Analize göre KYB'nin hükümetten çekilmesi ve alternatif organ kurma tehdidi, rekabetin yeniden kurumsal bir ayrışmaya dönüşebileceğini gösteriyor. Yazarlar, bu çıkışı aynı zamanda KDP'yi hükümet kuramayan bir parlamento üzerinden baskılama stratejisi olarak değerlendiriyor.
KDP ve KYB arasındaki ayrışmanın tarihsel kökeni ne?
Analizde ayrışma 1970'lere kadar götürülüyor. 1961'de Molla Mustafa Barzani öncülüğünde başlayan Kürt ayaklanması, 1970'te Baas rejimiyle yapılan otonomi anlaşmasıyla sonuçlanmıştı. 1975'te Irak ile İran arasında imzalanan Cezayir Anlaşması'yla İran desteğini çekince hareket çöktü. Kürt siyasi tarihinde bu süreç "Aşbetal" (duran, işlemeyen değirmen) olarak anılıyor.
Yaklaşık üç ay sonra İbrahim Ahmed ve Celal Talabani KDP'den ayrılarak KYB'yi kurdu. Ayrışma 1990'larda iç savaşa ve iki ayrı yönetime uzandı. 2003'ten sonra rekabet geri plana itildi, ancak 2005 Anayasası'yla federal statü kazanılmasına rağmen giderilemedi.
IKBY'de iç savaş riski var mı?
Yazarlara göre doğrudan bir iç savaş senaryosu gerçekçi değil. Geçmiş çatışmaların ağır bedeli, taraflar için caydırıcı bir etken olarak görülüyor. Asıl risk, bölgenin siyasi ve idari bütünlüğünün aşınması.
Analiz, Erbil-Duhok ile Süleymaniye-Halepçe ekseninde iki ayrı yönetim düzeni oluşabileceğini belirtiyor. Bunun hukuki bağlayıcılık kazanması için anayasal süreç gerekiyor ve yazarlar bu sürecin oldukça zor olduğunu ifade ediyor.
KYB Süleymaniye'yi Bağdat'a bağlamayı mı planlıyor?
Analizde, KYB'nin Süleymaniye, Halepçe, Raparin ve Germiyan'ın doğrudan Bağdat'a bağlanması için hukuki süreci takip edecek bir heyet oluşturduğunun ya da oluşturacağının konuşulduğu aktarılıyor. Bu bilgi analizde söylenti düzeyinde, "konuşuluyor" ifadesiyle yer alıyor.
Yazarlar, tehdidin hayata geçirilmesi için hâlâ zaman olduğunu düşünüyor. Gerekçeleri arasında hiçbir liderin "Kürtleri bölen isim" olarak anılmak istemeyeceği ve bölünmeye yönelik güçlü toplumsal itiraz var. Aynı zamanda kopuş tehdidinin, tarafların pazarlık kozlarını tükettiği anlamına geleceği, ayrışma ihtimalinin en güçlü hissedildiği anın barış ihtimalinin en yakın olduğu an olabileceği de vurgulanıyor.
KDP'nin tutumu krizde nasıl okunuyor?
Analize göre sorunu yalnızca KYB üzerinden okumak doğru sonuç vermiyor. Yazarlar, KDP'nin başkanlık ve hükümet konusundaki ödün vermeyen tutumunu da önemli bir sorun olarak görüyor. KDP'nin de resmen iki ayrı yönetimi istemediğini belirten yazarlar, partinin Bağdat ve Kerkük siyasetindeki tutumu nedeniyle kesin bir değerlendirmenin zor olduğunu ifade ediyor.
ABD ve Türkiye krizde nasıl bir rol oynayabilir?
Analizde, Bafel Talabani'nin açıklama yaptığı gün Irak'ta temaslarda bulunan ve Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile görüşen ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın konuya dair açıklama yapmaması dikkat çekici bulunuyor. Barrack, Irak'ın egemenliğine vurgu yapmıştı.
Yazarlar, Trump yönetiminin Kürt partileri arasındaki arabuluculuğa daha az istekli olduğuna dair değerlendirmeleri hatırlatıyor. Ankara başta olmak üzere arabulucuların devreye girmesini şart koşuyorlar. Dengeli bir IKBY'nin Türkiye için de en makul tercih olduğunu, sürecin Bağdat ve Tahran'a bırakılmaması gerektiğini savunuyorlar.
Değirmen yeniden durur mu?
Yazarlar, 1975'te duran değirmenin sonraki yıllarda kurulan siyasi ve idari kurumlarla yeniden çalıştığını, bugünkü tehlikenin ise farklı olduğunu belirtiyor. Bu kez risk, bir ayaklanmanın yenilmesi değil, Kürtlerin elde ettiği anayasal ve kurumsal statünün iç ayrışma nedeniyle işlevsizleşmesi.
Analiz, tansiyonun düşmesi için KDP'nin sorumluluk alıp KYB ile yeniden müzakere zemini oluşturması gerektiğini savunuyor. Aksi halde ayrışmayı durdurmanın kolay olmayacağı uyarısı yapılıyor. Makaledeki görüşlerin yazarlara ait olduğu, AA'nın editoryal politikasını yansıtmayabileceği not düşülüyor.




