Dünya eski dünya değil.
Atlantik merkezli düzen çatırdıyor, eski ittifaklar çözülüyor, küresel güç dengeleri yeniden kuruluyor. Haritalar değişmeden önce zihinler değişir; bugün yaşadığımız şey tam da budur. Dünya, yeni bir jeopolitik çağın kapısından geçiyor.
Bu büyük kırılma döneminde Türkiye artık bekleyen, izleyen, başkalarının kararlarına göre pozisyon alan eski Türkiye değildir. Ankara; Karadeniz’den Kafkasya’ya, Suriye’den Libya’ya, Somali’den enerji koridorlarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada kendi oyununu kuran, kendi masasını açan, kendi sözünü söyleyen bir merkez ülke hâline gelmiştir.
Rusya ile Ukrayna birbirini tüketirken Türkiye dengeyi korudu. Suriye’de küresel güçler hesaplarını sahaya gömerken Türkiye sınır güvenliğini esas aldı. Libya’da dengeleri değiştirdi. Somali’de etkin güç oldu. Afrika’da sömürgeci akla karşı kazan-kazan diplomasisini yükseltti. Kafkasya’da Azerbaycan ile kurduğu stratejik birliktelikle tarihin akışına müdahil oldu.
TANAP, Orta Koridor, Hazar geçişli enerji ve lojistik hatları Türkiye’yi yalnızca bir transit ülke değil, Doğu ile Batı arasında vazgeçilmez bir jeopolitik kilit hâline getirdi.
Bugün mesele yalnızca dış politika meselesi değildir. Bu, devlet aklı meselesidir. Bu, tarihî hafıza meselesidir. Bu, Söğüt’ten Cumhuriyet’e uzanan büyük yürüyüşün yeni yüzyıldaki iddiasıdır.
Türkiye artık “masada yer bulmaya çalışan” ülke değil; masayı kuran, oyunu okuyan, gerektiğinde hamleyi bozan, gerektiğinde yeni hamle açan ülkedir.
İşte bu yüzden, böylesine keskin ve tarihi bir dönemeçte liderlik meselesi sıradan bir siyasi tercih olarak görülemez. Bu dönemde tecrübe, kriz yönetimi, devlet hafızası ve küresel aktörlerle doğrudan temas kurabilme kabiliyeti hayati önemdedir.
Kanaatim odur ki, Recep Tayyip Erdoğan bu yeni jeopolitik dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bir dönem daha aşırı derecede lazımdır.
Çünkü önümüzdeki dönem yalnızca seçimlerin, partilerin, gündelik siyasi tartışmaların dönemi değildir. Önümüzdeki dönem; devletlerin yeniden konumlandığı, ittifakların yeniden kurulduğu, enerji yollarının yeniden çizildiği ve medeniyet iddialarının yeniden sahne aldığı bir dönemdir.
Bu çağda Türkiye’nin zayıflamaya, tereddüde, yönsüzlüğe tahammülü yoktur.
Devlet-i Ebed Müddet fikri, yalnızca geçmişe ait bir hatıra değildir. O fikir bugün Ankara’nın diplomasi masasında, savunma sanayisinde, enerji koridorlarında, sınır ötesi güvenlik hamlelerinde ve Türkiye Yüzyılı vizyonunda yeniden vücut bulmaktadır.
Eski dünya bitiyor.
Yeni dünya kuruluyor.
Ve bu yeni dünyanın şifrelerinde Türkiye’nin adı artık kenarda değil, merkezdedir.