​Ege’nin ve Doğu Akdeniz’in tarihsel dengeleri, günübirlik iç politika kaygılarıyla veya harici güçlerin gölgesine sığınarak yürütülecek kadar ucuz değildir. Ne var ki komşumuz Yunanistan’ın yönetici kadroları, uzunca bir süredir bölge gerçekleriyle bağdaşmayan, gerilimi tırmandırmaktan ve silahlanma yarışını körüklemekten medet uman bir hat izlemeye devam ediyor.

Atina’daki karar vericilere ve deniz komşuluğu paylaştığımız Yunan halkına buradan açık ve net bir çağrıda bulunmak tarihî ve hukuki bir sorumluluktur: Bölgenin ihtiyacı daha fazla silah değil; akıl, diyalog ve uluslararası hukuka saygıdır.

​Silahlanma Çılgınlığı ve Gerçeklikten Kopuş​

Yunan yönetimi, kendi ekonomik ve sosyal imkânlarını zorlama pahasına girdiği silahlanma furyasıyla Ege’de bir güç dengesi yaratabileceği illüzyonuna kapılmaktadır. Oysa bilinmelidir ki; üçüncü ülkelerin garantörlüğüne, yabancı donanmaların gölgesine veya üst üste yığılan silah sistemlerine bel bağlayarak kalıcı komşuluk tesis edilemez.

Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’deki meşru haklarından, Mavi Vatan’daki duruşundan ve uluslararası antlaşmalarla tescil edilmiş egemenlik haklarından taviz vermesini beklemek, bölge gerçeklerini okuyamamanın en açık göstergesidir. Silah yığmak, hukuki haksızlıkları örtmeye yetmeyeceği gibi, tırmandırılan gerilimin maliyetini en başta Yunan halkının sırtına yüklemektedir.

Diplomasinin ve Uluslararası Hukukun Gereği

Uluslararası hukuk, tarafların birbirinin meşru haklarına saygı göstermesini, silahsızlandırılmış statüdeki adaların ruhuna uygun hareket edilmesini ve sorunların hakkaniyet ilkesi çerçevesinde çözülmesini emreder. Ancak Atina yönetimi, uluslararası hukuku sadece kendi tek taraflı tezlerine hizmet ettiği ölçüde hatırlamakta; işine gelmeyen maddeleri ve antlaşmaları gormezden gelmektedir.

​İyi komşuluk ilişkileri, güç gösterileriyle veya üçüncü tarafları araya sokarak değil; eşit şartlarda masaya oturarak, samimi bir diyalog zeminini kabul ederek inşa edilir. Ege’yi bir gerilim gölüne çevirme gayretleri, ne Yunanistan’ın güvenliğini artırır ne de bölgeye istikrar getirir.

​Komşuluk Hukuku ve Akl-ı Selim Çağrısı​

Yunan halkının ve yöneticilerinin anlaması gereken temel hakikat şudur: Türkiye, bölgesinde barışın ve istikrarın teminatı olan güçlü bir devlettir. Türkiye ile komşuluk, bir tehdit değil; diyalog ve iş birliği zemininde değerlendirildiğinde Yunanistan için en büyük kazançtır.
​Atina’daki iktidar, gerçek dışı müttefik vaatlerinin ve silah tüccarlarının telkinlerinin ötesine geçmeli; akl-ı selimi ve sağduyuyu rehber edinmelidir. Bölge coğrafyasının kaderi ortaktır. Bu kaderi silahlanma hırsıyla karartmak yerine; hukuka, antlaşmalara ve komşuluk hukukuna saygı göstererek adil bir diyalog zeminine çekmek tek akılcı yoldur.

​Tarih ve uluslararası hukuk ortadadır: Gerilimi körükleyenler değil, akıl ve diyalog yolunu seçenler kazanacaktır.