Alihan Kuriş ve çevresine yönelik yürütülen soruşturma, artık yalnızca bir suç örgütü dosyası olarak okunabilecek noktayı çoktan aşmış durumda.

Çünkü ortaya konulan her yeni tespit, başka bir soruyu beraberinde getiriyor.

Ve son ortaya çıkan tablo gerçekten dikkat çekici:

Firari şüphelilerin İstanbul’dan Muğla’ya uzanan kaçış güzergâhında kullanıldığı değerlendirilen araç, sıradan bir otomobil değil.

İddialara ve soruşturma kapsamında aktarılan tespitlere göre araç, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adına 2030 yılına kadar tahsis edilmiş, geçiş üstünlüğüne sahip bir araç.

İşte burada durup sormak gerekiyor:

Bir suç örgütü soruşturmasının firarileri, eski bir İçişleri Bakanı adına tahsisli olduğu belirtilen araca nasıl ulaştı?

TELEFONLAR KAPANDI, AMA İZLER KAYBOLMADI

Dosyada aktarılan teknik takip zinciri son derece çarpıcı.

GSM kayıtları…

PTS görüntüleri…

Akaryakıt istasyonlarının kameraları…

Aracın gidiş ve dönüş hareketleri…

Telefonların kapanma ve yeniden açılma saatleri…

Bütün bunlar yan yana getirildiğinde güvenlik birimlerinin adım adım ilerleyen bir takip yürüttüğü görülüyor.

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünün çalışmalarıyla başladığı belirtilen süreçte firarilerin Muğla'ya uzanan rotasının ortaya çıkarılması ve ardından Hilmi Tuna Kuriş ile Erhan Yılmaz'ın yakalanmasına ulaşılması, organize suçla mücadelede teknik kapasitenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Birileri telefonunu kapatarak görünmez olabileceğini düşünmüş olabilir.

Ama PTS susmamış.

Kameralar susmamış.

Dijital izler susmamış.

Ve sonunda devletin takibi firarilerin önüne çıkmış.

PEKİ O ARAÇ ORAYA NASIL GELDİ?

Şimdi dosyanın en önemli sorularından biri budur.

Soruşturma kapsamında aktarılan bilgilere göre 34 SL 313 plakalı araç San Sistem Lojistik adına kayıtlı ve 17 Aralık 2025 ile 17 Aralık 2030 tarihleri arasında İdris Naim Şahin adına tahsisli.

Üstelik araçta geçiş üstünlüğü sağlayan sistemlerin bulunduğu, yapılan incelemede bazı ışıklı uyarı sistemlerinin mevzuata aykırı olduğunun tespit edildiği ve aracın bir ay süreyle trafikten men edildiği belirtiliyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca “bir otomobil kullanılmış” meselesi değildir.

Bu aracın firarilerin kullanımına hangi ilişki zinciri üzerinden girdiğinin açıklığa kavuşturulması gerekir.

İdris Naim Şahin açısından da cevaplanması gereken soru tam olarak budur.

Aracın kimler tarafından kullanılabildiğini biliyor muydu?

Aracı kullanan kişilerle ilişkisi neydi?

Araç Mehmet Özmen'in kullanımına nasıl geçti?

Ve nihayetinde bu araç, haklarında ağır suçlamalar bulunan kişilerin kaçış organizasyonunda kullanılabilecek noktaya nasıl geldi?

Bunların cevabını soruşturma verecek.

Fakat bir dönem Türkiye Cumhuriyeti'nin İçişleri Bakanlığı makamında bulunmuş bir kişinin adına tahsisli aracın böyle bir dosyada karşımıza çıkması, sıradanlaştırılabilecek bir durum değildir.

“BENİM HABERİM YOKTU” DEMEK YETERLİ Mİ?

Elbette bir aracın bir kişinin adına tahsis edilmiş olması, o kişinin kaçış organizasyonuna iştirak ettiğini tek başına göstermez.

Hukukun temel prensibi açıktır: İddia başka, delil başka; tahsis ilişkisi başka, cezai sorumluluk başkadır.

Ancak siyasi ve kamusal sorumluluk bakımından mesele burada kapanmaz.

Çünkü İçişleri Bakanlığı yapmış bir isim, çakarlı ve geçiş üstünlüğüne sahip olarak tahsis edilen bir aracın kimler tarafından ve ne amaçla kullanıldığı konusunda herkesten daha fazla hassasiyet göstermek zorundadır.

Hele o araç günün sonunda bir suç örgütü soruşturmasındaki firarilerin kaçış güzergâhında karşımıza çıkıyorsa…

O zaman kamuoyunun soru sorması son derece doğaldır.

Bu araç kime teslim edildi?

Kim kullanıyordu?

Neden kullanıyordu?

Firariler bu imkâna nasıl ulaştı?

Bunların tamamının ortaya çıkarılması gerekir.

58 BİN EURO VE KAÇIŞ HAZIRLIĞI

Dosyadaki bir başka dikkat çekici ayrıntı da Hilmi Tuna Kuriş'in yakalanması sırasında araçta 58 bin euro bulunduğunun tespit edildiğinin belirtilmesi.

Bir tarafta firari şüpheliler.

Bir tarafta Muğla'ya uzanan rota.

Bir tarafta kapatılan telefonlar.

Bir tarafta 58 bin euro.

Diğer tarafta ise eski bir İçişleri Bakanı adına tahsis edilmiş geçiş üstünlüğüne sahip bir araç.

Bütün bunlar yan yana geldiğinde soruşturmanın kaçış organizasyonunun yalnızca görünen kısmıyla yetinmemesi gerektiği açıktır.

Çünkü organize suçla mücadelede yalnızca kaçanı yakalamak yetmez.

Kaçıranı da bulacaksınız.

Aracı sağlayanı, lojistiği kuranı, parayı temin edeni, güzergâhı hazırlayanı ve varsa kamu nüfuzundan yararlanılmasını sağlayanı da ortaya çıkaracaksınız.

Asıl mücadele budur.

ESKİ BAKAN DA OLSA SORU SORULUR

Türkiye'nin organize suçla mücadelesinde ihtiyaç duyduğu temel ilke son derece basittir:

Kimsenin sıfatına bakılmamalıdır.

Karşınızdaki eski bakanmış…

Eski milletvekiliymiş…

Siyasetçiymiş…

İş insanıymış…

Tarikat mensubuymuş…

Dernek yöneticisiymiş…

Hiçbiri hukukun önüne geçemez.

Bu nedenle İdris Naim Şahin adına tahsis edildiği belirtilen aracın dosyada ortaya çıkması da bütün yönleriyle araştırılmalıdır.

Bu, Şahin'i peşinen suçlu ilan etmek değildir.

Tam tersine hukuk devletinin gereğidir.

Aracın kaçış organizasyonuna nasıl dahil olduğu ortaya çıkarılmalı; Şahin'in bilgisi veya bağlantısı bulunup bulunmadığı delillerle belirlenmelidir.

Varsa sorumluluk gereği yapılmalı, yoksa o da aynı açıklıkla ortaya konulmalıdır.

KURİŞ DOSYASININ VERDİĞİ MESAJ

Alihan Kuriş yapılanmasına yönelik operasyonların belki de en önemli tarafı burada ortaya çıkıyor.

Suç örgütleri yalnızca silahlı adamlardan ibaret değildir.

Para trafiği vardır.

Şirketleri vardır.

Lojistiği vardır.

İnsan ilişkileri vardır.

Ve yakalanma tehlikesi ortaya çıktığında devreye sokulan kaçış ağları vardır.

Bu ağların tamamı çözülmeden örgütle mücadele tamamlanmış sayılmaz.

Bugün güvenlik ve yargı birimlerinin önündeki görev de tam olarak budur:

Kuriş yapılanmasının yalnızca görünen yüzünü değil, arkasındaki bütün ilişki ağını ortaya çıkarmak.

Çünkü devlet suç örgütünün kapısına geldiğinde içeride kimin olduğuna bakmaz.

Bakmamalıdır.

Ve bu dosyada ortaya çıkan son gelişmelerin ardından söylenmesi gereken söz de budur:

Çakarınız olabilir.

Tahsisli aracınız olabilir.

Siyasi geçmişiniz olabilir.

Telefonunuzu kapatabilirsiniz.

Ama bunların hiçbiri hukukun ulaşamayacağı bir alan yaratmamalıdır.

Kuriş dosyasında firarilerin yakalanması önemli bir başarıdır.

Şimdi sıra, o kaçışın kapısını kimlerin açtığını bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarmaktadır.