Son haftalarda bahse konu aldığım meseleler okurların dikkatini bir hayli çekmiş olmalı ki çokça mesaj aldım, çokça öneri aldım… Benim onlara atmış olduğum topu onlarda ceplerine koymak yerine göğüslerinde yumuşattılar ve bana geri attılar. Ee yazarı yönlendiren okurdur. Geçen haftalardaki yazılarda hastalık teşhisini yapmıştım. Bu hafta da doktorluğunu yapmam istendi.

Ülkemizde son 10 yılda sağlık sektörü bir hayli gelişti. Sağlık sektörü gelişirken yeni bir kavram literatürümüze dahil oldu: “Koruyucu Hekimlik” Koruyucu hekiminizi doğru seçmiş iseniz hastalığınız bir şekilde tedavi edilecek ve yayılması önlenecektir. Sonrasında ise ilaçlar ile aşılar ile birlikte daha sağlıklı hale geleceksiniz. Yanlış seçerseniz ise günden güne öleceksiniz.

Yukarıda bahsetmiş olduğum koruyucu hekimlik kavramını sağlık sektöründen ayrı düşünüp sosyolojik olarak ele aldığımızda yeni muhafazakâr sınıfın en önemli ihtiyaçlarından bir tanesi olduğunu söylemek pek zor olmasa gerek. Türkiye’de bu sınıfa hitap edecek koruyucu hekimlerin sayıları elle sayılır derecede olsa bile şunu bilmeliler ki bu sınıf içerisindeki hastalar ikiye ayrılır: Birinci gruptaki hastaların tedavisi hali hazırdaki hastalar için olmalı. Yani ıslah konusu. İkinci gruptaki hastaların tedavisi ise aileden başlamak üzere aşı yoluyla birlikte bulaşıcılığı önleyerek süreç devam ettirilmeli.

Birinci gruptaki hastaların tedavisine Bakara 143 ile birlikte başlanmalı: “Böylece sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” Örneklik ve Orta Ümmet mantalitesi üzerinden yaşanılanların aslında bize ait olmadığı ve sahici olmayan hayatlar yaşadığımız anlatılmalı. Algılayamadığımız, bakamadığımız ve duyamadığımız bir noksanlığımızın olduğu anlatılmalı. Şikâyet ettiklerimize dönüştüğümüz anlatılmalı. Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini aldığımız anlatılmalı. Allah ile aldatıldığımız anlatılmalı. Dinin ticaret metası haline geldiği anlatılmalı. Uyum sağlayalım derken kendimiz olmaktan çıktık, benliğimizi ve özgünlüğümüzü yitirdiğimiz anlatılmalı. Peki bunların koruyucu hekimleri kim?

İkinci gruptaki hastaların tedavisine ise aile ile ortaklaşa başlanmalı. Çocuk büyütmenin devlete, okullara, kreşlere bırakılan bir etkinlik olmadığı anlatılmalı. Kadim sığınağımız olan aile çözülmeye terk edilmemeli. Aile, geçmişe ilişkin bir devamlılık ve geleceğe ilişkin bir taahhüttür. Oradaki aşıyı yapamazsak geçmiş ve gelecek arasındaki bağı koparırız. Bu vatanın çocuklarını ruh köklerinden habersiz bırakan tüm literatür değişmeli, bu literatürü oluşturanların ıslahı yoluna gidilmeli. Erkek ve kızların 28 Şubattaki tesettürü ile günümüz tesettürü arasındaki uçurumu anlatmama gerek yok. Bu uçurumun yolu nasıl açıldı, kimler açtı, kimler göz yumdu? Bu değişimi yaşayan çocuklar aynı mahallenin çocukları değil mi, bunları yetiştiren aile yapısı aynı değil mi? Demek ki değilmiş. 28 Şubattaki gençlerin koruyucu hekimleri kim? Günümüzdeki gençlerin koruyucu hekimleri kim?