Futbol bu ülkede tutkudur.

Rekabettir, heyecandır, bazen tartışmadır.

Ama futbol hiçbir zaman devletin kurumlarını ve makamlarını hiçbir somut delil ortaya koymadan töhmet altında bırakmanın bahanesi olamaz.

Sebahattin Şirin isimli şahısın Adalet Bakanı Akın Gürlek'e hitaben yayımladığı paylaşımda kullandığı ifadeler tam da bu nedenle üzerinde durulması gereken niteliktedir.

Şirin, "devletimizin içinden bir grubun Fenerbahçe'yi bu sezon şampiyon yapacağı" yönünde dedikodular bulunduğunu ileri sürmüş ve bu grubun içerisinde Bakan Gürlek'in de adının geçirildiğini söylemiştir.

Dikkat edin:

Ortada bir belge yok.

Somut bir delil yok.

Ama Türkiye Cumhuriyeti'nin Adalet Bakanı'nın adı var.

İşte sorun tam olarak burada başlıyor.

Bir insanı eleştirmek demokratik haktır. Bir bakana soru sormak da demokratik haktır. Ancak eleştiri ile kaynağı belirsiz bir "dedikoduyu" kamuoyuna taşıyarak devletin Adalet Bakanı'nı futbol ligine müdahale edeceği şüphesi altında bırakmak hak değil suçtur.

Hele söz konusu makam Adalet Bakanlığı ise...

Çünkü burada yalnızca Akın Gürlek isimli bir siyasetçiden bahsetmiyoruz.

Bahsettiğimiz makam, Türkiye Cumhuriyeti'nin adalet sisteminin en önemli kurumlarından birinin başıdır. Bugün Türkiye'de gerçekleştirilen Adalet Atılımı'nın lideridir.

Akın Gürlek bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Adalet Bakanıdır.

Elbette eleştirilecektir.

Her kamu görevlisi gibi yaptığı işler sorgulanacaktır.

Fakat eleştiri başka, delilsiz çağrışımlar oluşturmak başkadır.

"Adınız geçiyor" diyerek ortaya atılan her söylentinin arkasından bir devlet görevlisinin kendisini savunmak zorunda kaldığı bir düzen hukuk devleti değildir.

Çünkü yarın aynı yöntem bir hâkim için kullanılır.

Öbür gün bir savcı için.

Sonra bir vali, bir emniyet müdürü veya başka bir kamu görevlisi için...

"Ben söylemiyorum, böyle bir dedikodu var."

Bu cümle hiç kimseye sınırsız bir sorumsuzluk alanı açmamalıdır.

Ancak konunun çok başka olduğunu görüyorz, biliyor, anlıyoruz.

Görülüyor ki bu kişi, bazı eylemleri nedeni ile kuvvetli şüphe altında olduğu için, soruşturma, operasyon ve gözaltı işlemine muhatap kılınacağının farkındaydı.

Şirin gözaltına alınmadan çok kısa bir süre önce söz konusu paylaşımı yapınca, doğal olarak kamuoyunda iki olay arasında bağlantı kuran bir algı oluştu.

Ancak soruşturmanın konusu bambaşka.

Uyuşturucu madde bulundurma veya kullanma ve karaborsa bilet üzerinden dolandırıcılık iddiaları var.

Bundan sonrasını belirleyecek olan da sosyal medya değil, yargıdır.

Deliller toplanır, savunma alınır ve bağımsız yargı kararını verir.

Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir.

Türkiye'nin suç örgütleriyle, yasa dışı bahisle, uyuşturucuyla ve organize suç yapılarıyla mücadelesinde devlet makamlarının geri adım atmaması gerekir.

Akın Gürlek de 8 Ağustos'taki açıklamasında kendisini devletin üzerinde gören ve toplum huzurunu tehdit eden yapılara karşı mücadelenin süreceğini ifade etti.

İşte desteklenmesi gereken irade budur.

Kimin formasını giydiğine bakmadan...

Hangi tribünde alkışlandığına bakmadan...

Kaç takipçisi olduğuna bakmadan...

Suç şüphesi varsa hukuk işlemelidir.

Güçlü devlet tam olarak budur.

Devletin gücü hiç kimseye ayrıcalık tanımadan hukuku uygulayabilmekten gelir.

Bugün Akın Gürlek'in arkasında durulması gereken nokta da kişisel bir tarafgirlik değildir.

Mesele çok daha büyüktür.

Mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin adalet makamlarının bir futbol rekabetinin içine çekilmesine izin verilmemesidir.

Fenerbahçe şampiyon olur, Galatasaray olur, Beşiktaş olur, başka bir takım olur...

Kupalar gelir, kupalar gider.

Ama devletin adaletine duyulan güven bir kere kaybolursa onun telafisi bir şampiyonluk kupası kadar kolay değildir.

Bu nedenle herkese düşen sorumluluk bellidir:

Tribün tribünlüğünü yapacak.

Siyaset siyasetini yapacak.

Yargı da önündeki dosyaya, delile ve hukuka bakacak.

Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Adalet Bakanı'nın adı, kaynağı belirsiz futbol dedikodularının içerisine çekilerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldığında buna karşı çıkmak da hukuk devletini savunmanın vazgeçilmez bir parçası olacak.

Akın Gürlek'in şahsından bağımsız olarak savunmamız gereken ilke budur:

Ve kim olursa olsun, hangi camiadan gelirse gelsin, hukuk önünde herkes eşittir.