TAKDİM
Bu yazımı AK Parti iktidara geldiğinde (2002) henüz 5-10 yaşlarında olan yurdumun güzel insanlarının yüksek dikkatlerine sunuyorum. Bir kısım okurumuz, böyle başlayan bir yazı için çok partizan veya yandaş olduğumuz vehmine kapılabilir. Anadolu’nun veciz ifadelerinden ‘Yiğidi öldür hakkını teslim et’ bakış açısıyla değerlendirilirse amacımızla doğru orantılı bir anlayış olacaktır. Henüz küçüktük, hâtırımızda kalmaması gayet normaldir. Yetişkin olsak dahi geçirdiğimiz birçok süreç “ Hafıza-i beşer nisyân ile malüldür/İnsan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır” sözü gereği unutulmuştur. Tekrar etmekte fayda vardır.
Şimdilerde Haliç’in kenarına piknik yapabildiğinize bakmayın. 1994 yılında Recep Tayyip Erdoğan belediye başkanı iken şu anki halini alabilmesi için büyük bir çaba ile Haliç’ten milyonlarca ton temizlik yaptı. İstanbul’un sahibi Eyüp Sultan Hazretleri’nin (ra.) huzuru lağım kokusundan geçilmezdi.
Şimdilerde IMF’ye borç verdiğimize, yabancı sermaye ile yatırım yapılabilen bir ülke olduğumuza bakmayın. IMF denen kapitalist para fonundan alınmış borçların milyarlarca lira faiz ödemesiyle anaparasını dahi ödeyemediğimiz bir türlü kapanmayan borçlarımız vardı. IMF borcu tamamen kapandı. Nasıl? Petrol mü fışkırdı? Erozyonlar oluştu da altından elmaslar mı çıktı?
Şimdilerde Cumhurbaşkanının halkın içinde olduğuna, Başbakan’a rahatlıkla ulaşılabildiğine bakmayın. Cumhurbaşkanları cumhurdan uzak, toplam görev süresinin ortalama %85’ini köşkten hiç çıkmadan geçiren bir cumhurbaşkanı idi. O zamanlar Başbakan’ın halkla işi olmaz, en ufak bir kaldırım taşı sorununu bile iletebileceğimiz BİMER gibi bir iletişim mekanizmasıyla halkla kucaklaşmazdı.
Şimdilerde hastane ve ilaç kuyruklarına girmediğimize bakmayın. Hastanelere böyle randevu sistemiyle gidilemezdi. Sabah saat 06:00 sıraya yazılmak için geç sayılırdı. Her eczaneden ilaç alınamazdı. İlaç alabilmek için SSK eczanesinde günlerce sıra beklenirdi. Bendenizin de günlerce sıra bekledikten sonra ilaç bulunmadığı için nafile beklemişliği avuçlarında hüzünle ayrılışı hala hafızamdadır.
Şimdilerde klimalı otobüslere binip rahatlıkla kitabınızı okuyabildiğinize bakmayın. Otobüsler vardı. Binbir gıcırtı ile giden, kapı altları boşluklu, tabanı delik. Kışın soğuğu yazın sıcağı geçiren otobüsler… Motor sesinden yanındaki arkadaşını duyamadığın, tutacakları kopmuş, oturakları yırtılmış. Ağır mazot kokulu, yükü bedenine ağır gelen otobüsler…
Şimdilerde gelişi de gidişi de çok şeritli, uçak indirsen pist gibi yollarda rahatlıkla yolculuk yaptığımıza bakmayın. Gün geçmiyordu ki kafa kafaya çarpışan arabaların acı yüklü haberlerini duymayalım. Yürekler yanmasın, ocaklar sönmesin. Gidişli gelişli, iki arabanın yan yana sığmakta zorlandığı yollar, saatler süren stresli yolculuklar…
Şimdilerde fiber internet kullandığımıza, 4G mi olsun 5G mi? dediğimize bakmayın. Bundan çok değil 15 yıl önce dial-up bağlantı başında saatlerce cıııızzzztt sesi dinlediğimi ayan beyan hatırlıyorum. Herhangi bir siteye ya da arama motoruna girebilmek için arkadaşlarla üç vardiya bilgisayar başında geçirirdik.
Şimdilerde akıllı cep telefonlarıyla selfieler çekip internet görüşmeleri yaptığımıza bakmayın. 15 yıl öncesinde cep telefonu sadece çok yüksek gelir seviyesine sahip insanlarda olurdu. 10 cm anteni ile şehir merkezlerinde dahi çekim alanı ancak bina dışındaydı.
Şimdilerde başörtülerimizle okullara, kamu kurumlarına rahatlıkla girip çıktığımıza bakmayın. Daha yakın zamana kadar vesayetin kuşattığı milletin kurumlarına inancımızın gereği olarak millet özgürce girip çıkamıyordu. Bize başörtümüzü çıkartıp girebileceğimiz söyleniyordu. Polisin gaz bombaları, rektörün ikna mektupları ile mücadele ediyorduk. Üniversite 1.sınıfta şapkayla dahi derse alınmayan bir kardeşimize destek için dersi terk etmiştim. Uygulamaya kendisini zorunlu hisseden Prof. benim çıkışımla dersi terk etmişti. Çünkü vicdan, inanç, insanlık yapılan zulmü kabul etmiyordu.
Şimdilerde e-sınavlar yaptığımıza bakmayın. Sınavlara girebilmek için başka başka illere yüzlerce kilometre yol giderek sınav merkezine ulaşıyorduk. Hem günlerimiz, hem paramız hem de enerjimiz gidiyordu. Millî servet yok oluyordu.
Şimdilerde kurumlarda; mescid nerede? diye sorabildiğimize bakmayın. Fakültelerde merdiven altında kartonlar üzerinde korka korka kıldığımız namazlarımız aklımıza gelir sık sık.
Şimdilerde uçaklarla memleketinize gidebildiğinize bakmayın. Uçaklar eskiden bizim için sadece çok yükseklerde uçan bir ulaşım aracıydı. Ona sadece fabrikatörler binebilirdi. Bir de turistler.
Şimdilerde Metroya/Metrobüse/Marmaraya bindiğimize bakmayın. Özellikle İstanbul’da saatler süren meşakkatli yolculuklar vardı. Dolmuşlar otur-kalk sistemiyle yüzlerce indi-bindi yapar, bindiğinize bineceğinize pişman olurdunuz. Avrupa’dan Asya’ya geçecekseniz feribotla yaklaşık 45 dakika sürer, köprü ile geçiş zamanı sabırla ölçülür yüzerek dahi geçmeyi hayal ederdiniz. 3 dakikada geçileceğini o dönemde duysa idik, duymamış olurduk.
Şimdilerde anaların ağlamadığına bakmayın. Barış sürecine girilene kadar nice fidanlar devrildi. Anadolumuzun neredeyse her mahalle mezarlığında, en az bir şehit yatıyor. Ruhları şad olsun.
Şimdilerde onurlu bir ülke olduğumuza bakmayın. Neredeyse One Minute duruşuna kadar zihinlerimizi Clinton karşısında el pençe divan duran Ecevitli fotoğraf dağladı durdu. Onurumuz ayaklar altındaydı.
Şimdilerde özgüvenimiz olduğuna bakmayın. Gençliğe güven olmaz, kadrolarda önemli mevkilere getirilmez daha yaşı küçük denilirdi. 25 yaşında milletvekilliği adaylığına cesaret edemezdiniz. Milletvekili yaşlı başlı, kerli ferli kırkında ellisinde godamanlar olurdu.
Şimdilerde ülkemiz adına yapılan tüm güzellikler Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümeti tarafından gerçekleştirildi. Şimdi aynı AK Parti yetkilileri diyor ki; ‘Davutoğlu ile bu bayrağı daha da ileriye taşıyacağız. Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.’ Biz de objektif bir bakış açısıyla diyoruz ki; Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Öldürsen de yiğidi, teslim et hakkını… Allah’a (cc.) emanet olun!