2021-2023 dönemi enflasyonun zirve yaptığı ve fiyat istikrarının sağlanamadığı yıllar oldu. Faizlerin düşürülmesiyle başlayan ve TL’nin değer kaybıyla perçinlenen fiyat artışları Haziran 2023’te rasyonel ekonomi politikalarına dönüşle sonuçlandı. TCMB öncülüğünde başlayan enflasyonla mücadele süreci deprem harcamaları nedeniyle istenilen hızda ilerleyemedi. Global ortamın savaş, çatışma ve krizlerle sarsılması ise yüzde 85 ile zirve yapan enflasyonun yüzde 30’lu rakamlara takılmasına neden oldu. İran-İsrail savaşının başlamasıyla daha da karmaşık bir hal alan enflasyonla mücadele enerji fiyat artışlarıyla besleniyor. Enerji fiyat artışlarının getirdiği maliyet ürün gruplarında yükselişlere neden oluyor. Hürmüz boğazında yaşanan çatışmanın bölge ülkelerinden enerji ithal eden ülkeler için de tedarikte krize sebebiyet vermesi ithal mallarda riskleri beraberinde getiriyor. Vietnam, Avusturalya, Güney Kore ve Tayvan gibi global üretim için önem arz eden ülkeler enerji tedarikinde yaşadıkları kriz nedeniyle üretimlerini istedikleri düzeyde sürdüremeyebilirler. Bu durum krizin boyutunu enerji krizinden mal yokluklarına çevirebilir. Kızıldeniz’deki yeni krizde ticaret rotaları üzerindeki baskıyı artırabilir. Yaşananlar küresel merkez bankalarını faiz artırımlarına teşvik ederken global enflasyon tahminleri hızla Türkiye başta olmak üzere yükseliyor.
Türkiye’nin enflasyonla mücadele sürecini ciddi şekilde etkileme potansiyeli olan global krizler yeni bir fiyat artış dalgası meydana getirebilir. Maliye politikasının yeterince eşlik etmediği para politikası üzerinden yapılan müdahaleler ise etkisini eskisi kadar gösteremeyebilir. 2026’da geçen yıla göre kamu bütçesinin yüzde 29 arttığı bir süreçte enflasyonun tam anlamıyla kontrol altına alınması da pek mümkün değil. Normal şartlar altında kamu harcamalarının azalması ve vergi ihtiyacının eski dönemlere kıyasla düşmesi genel hatlarıyla para politikasına enflasyonla mücadelede katkı sunabilirdi. Fakat kamu harcama ve istihdamındaki artış hızı kesilmiş olsa da devam ediyor. Böylesi bir dönemde enerji ve tedarik üzerinden gelebilecek yeni şok dalgaları fiyat istikrarının olmadığı ürün gruplarında aşırı yükselişlere neden olabilir. Bu nedenle alt ve orta gelir gruplarının son beş yıldır maruz kaldığı enflasyonun kontrol altında alınması için farklı bir patika izlenmeli. Kamuda verimlilik reformunun hayata geçirilmesi, kamu harcamalarının hedef enflasyon oranında artırılması, üretim sürecinde tekel olmuş çıkar gruplarının tarım başta olmak üzere dağıtılması, KİT’lerin kar eder hale getirilmesi ve kamu istihdamının azaltılması kısa, orta ve uzun vadede yapılabilecek olan bazı önlemler.
Birçok uluslararası kuruluş Türkiye’nin 2026-2027 dönemi için enflasyon tahminlerini yükseltti. Global krizler nedeniyle yapılan artışların 2021’den itibaren süren çift haneli enflasyonun artık sonlandırılması gerektiğine işaret ettiği ise çok açık. Özellikle vergi, ceza ve artış gibi önlemlerle çözümlenmeye çalışılan kamu harcamalarının enflasyona neden olduğu da bir realite. Sonuç olarak enflasyon rakamları gerilese de fiyatlar artışını sürdürüyor. Bu nedenle iletişim kanalları üzerinden yapılan çalışmaların hızla aksiyona dönüşmesi ve fiyat istikrarının sağlanması gerekiyor. Global krizlerin gölgesinde böylesi bir başarı dezenflasyon sürecini de başlatabilir.