Spike Lee’nin 2006 yapımı Inside Man (İçerideki Adam) filminden bir sahne:

Manhattan Trust bankasının Wall Street şubesi, yaşanmakta olan bir soygun nedeniyle polisler tarafından kuşatılmıştır. Henüz rehine pazarlığı başlamamışken, soyguncular, tıpkı kendileri gibi giydirdiği (kafada kapüşon, yüzde maske, gözde güneş gözlüğü) rehinelerden birini serbest bırakarak bankanın dışına salar. New York polisi büyük panikle emirler yağdırarak rehine mi yoksa soyguncu mu olduğunu bilemediği bu adamı kapı önünde diz çöktürür. Maskesi, gözlüğü, kapüşonu yavaş yavaş çıkarılan (ve o anda Hintli bir Sih olduğunu anladığımız) adamın kafasındaki devasa türbanı ve siyah uzun sakalını gören polis dehşetle feryat eder: “Aman Tanrım; bu bir Arap!”

Sahne komik ama dibine kadar gerçek bir hissiyatı yansıtıyor. Bugün Amerika Birleşik Devletleri (ABD), azcık karayağız, azcık uzun sakallı, kravat âdeti olmayan tüm erkekler için günlük hayatın zehir olduğu bir ülke.

Diyelim bahçenizde kullanmak üzere gübre almak için bir yapı markete gittiniz. Eğer yukarıdaki tanıma uyan birisiyseniz daha elinizi gübre rafına uzattığınız anda etrafınızda şüpheli bakışlar belirmeye başlar. Güvenlik görevlileri telsizlerine sarılır. Kasadaki kadın o bir avuç gübreyle ne yapacağınızı öğrenmek için tüm yasal haklarını kullanır. Hatta polis bile çağırabilir. Fakat evde C4 patlayıcı yapmak üzere gübre almak için aynı markete giden sarışın-mavi gözlü bir adamsanız bunların hiçbirini yaşamazsınız.

Avrupa’nın da durumu farklı değil. Mesela Almanya’da kocasından dayak yiyen bir kadın polise/yargıya başvurduğunda, koca eğer “has Avrupalı” biriyse -en kötü ihtimalle- para cezası alır, salıverilir. Ama Mısır ya da Türkiye pasaportuna sahipse vay haline… “Has Avrupalı” ile aynı yasaya tabi olmasına rağmen en üst limitten hapis cezası alır, cezası bittikten sonra da rehabilitasyon görmesi şart koşulur (Karısını döven, kim olursa olsun, en üst limitten ceza alsın, ömür boyu rehabilitasyon da görsün zaten. Dikkat çektiğim şey, çifte standart.)

Sıradan biri olup olmamanız da mühim değildir. Sözgelimi Fransa’da oynayan, daha önce ABD’nin NBA’inde bulunmuş ünlü bir basketbolcu olsanız da durum değişmez. Twitter’da gezinirken denk geldiğiniz “Ben Charlie değilim, ben polis Ahmed’im. Charlie benim dinimle dalga geçti ama ben onu korurken öldüm” mesajını retweet’lediğiniz -yani başkaları da görsün istediğiniz- için takımınızdan kovulursunuz (Geçen hafta Nijeryalı pivot Akin Akingbala’nın başına geldi mesela.)

Şimdilerde “Türkiye demokrasiden vazgeçiyor, Batı’nın insan hakları ilkelerinden uzaklaşıyor, ABD’nin, Avrupa’nın özgürlükçü ruhundan kopuyor” diyen, hatta “Bu ülkenin dindarları dahi Batı’daki özgürlük ortamına gıpta ile bakıyor; fırsat bulsa ABD’de, Avrupa’da yaşamak istiyor” diyecek kadar ileri giden zevatı gördükçe tevbe istiğfar ile Allah’a şükrediyorum, bu “Batı tipi demokrasiden” beri olduğumuz için.