Yıllarca aynı haberleri okuduk.

“Türkiye’nin en güvenilir ünlüsü…”

“Haluk Levent yine zirvede…”

“Rekor kırdı…”

Her yıl aynı başlık…

Her yıl aynı isim…

Her yıl aynı algı…

Peki şimdi geriye dönüp bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bu haberler gerçekten toplumun nabzını mı tutuyordu, yoksa toplumun zihnini mi şekillendiriyordu?

Çünkü işin içinde çok ilginç bir çelişki var.

Televizyon ve sanat dünyasının önemli isimlerine bakacak olursak, bu “en güvenilir ünlüler” araştırmalarının sektör içinde hiçbir karşılığı olmadı bugüne kadar

Daha açık anlatayım. Türkiye’de güven denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Müge Anlı mesela.. , Siz hiç Müge Anlı’yı ismi bu listelerde ilk sıralarda çıktığı halde programında bu anketleri paylaşırken gördünüz mü?

Bence sebebi basit.

İçinde Haluk Levent gibi sipariş isimler olduğunu bildikleri için..

Listenin güvenilirliğine kendisi de inanmıyordu bence.

Bu ayrıntı tek başına bile üzerinde durulması gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Çünkü gerçekten güven duyulan insanlar bile bu araştırmaları sahiplenmiyorsa, yıllarca bu manşetler kimin için üretildi?

Kim, neden, her yıl aynı hikâyeyi servis etti?

Bir insanı “Türkiye’nin en güvenilir ünlüsü” ilan etmek kolaydır.

Asıl mesele, o güvenin gerçek hayatta karşılığının olup olmadığıdır.

Bugün yaşanan gelişmeler gösteriyor ki, yıllarca oluşturulan “dokunulmaz güven” imajı ciddi biçimde sarsılmış durumda.

Bir dönem o imajın parçası olan insanların bile “Biz de bilmiyorduk”, “Biz de yanıldık” diyerek kamuoyuna açıklama yaptığı bir süreçten geçiyoruz.

Demek ki ortada yalnızca bir anket başarısı değil, yıllar boyunca beslenen bir algı mekanizması varmış.

Bugün cevap bekleyen soru şudur:

Her yıl aynı isim neden zirveye taşındı?

Bu araştırmaları kim finanse etti?

Hangi yöntemlerle hazırlandı?

Hangi medya organları bunları sorgulamadan manşet yaptı?

Ve en önemlisi…

Gerçekten güvenilen insanlar bile paylaşmaya değer görmediği bu listeler, yıllarca neden milyonlarca insana “hakikat” gibi sunuldu?

Belki de bugün tartışılması gereken Haluk Levent değil.

Onun etrafında yıllarca örülen “güven” hikâyesini kimlerin yazdığıdır.

CHP OLMASAYDI ÖZGÜR ÖZEL OLUR MUYDU?

Türk siyasetinde bazı liderler vardır; partiyi onlar kurar, büyütür ve kimlik kazandırır.

Bazıları ise tam tersidir.

Parti onları büyütür.

Bugün Özgür Özel tartışılırken asıl sorulması gereken soru tam da budur.

CHP Genel Başkanı olmasaydı, bugün Türkiye’de kaç kişi Özgür Özel’i tanıyordu?

Acı ama siyasetin gerçeği budur.

Özgür Özel, yıllarca Manisa milletvekilliği yaptı. Grup başkanvekilliği görevinde bulundu. Meclis kürsüsünde konuştu. Muhalefetin önemli isimlerinden biri olarak görev yaptı.

Ancak bütün bunlara rağmen, onu Türkiye siyasetinin merkezine taşıyan kırılma noktası CHP Genel Başkanlığı oldu.

Bugün televizyonların canlı yayınlarında, uluslararası basında, meydanlarda ve anketlerde gördüğümüz Özgür Özel’i oluşturan en büyük güç, CHP’nin yüz yılı aşan kurumsal ağırlığıdır.

Şimdi aynı isim için yeni bir parti konuşuluyor.

İşte tam burada siyaset en acımasız sınavını yapar.

Çünkü artık arkanızda CHP tabelası yoktur.

Artık sizi milyonlara tanıtan yüz yıllık bir siyasi marka yoktur.

Artık belediyeler, teşkilatlar ve kurumsal hafıza yoktur.

Geriye yalnızca sizin kişisel liderliğiniz kalır.

Türkiye siyasetinde bunun örneklerini çok gördük.

Recep Tayyip Erdoğan, yasaklı olduğu dönemde sıfırdan bir siyasi hareket kurdu. AK Parti, Erdoğan’ın gölgesinde büyümedi; Erdoğan’ın liderliğiyle doğdu.

Turgut Özal, ANAP’ı kurarken arkasında yüz yıllık bir parti bırakmamıştı.

Adnan Menderes de Demokrat Parti’yi mevcut bir tabelenin devamı olarak değil, yeni bir siyasi iddia olarak inşa etti.

Bu isimler önce lider oldular, sonra partileri büyüdü.

Özgür Özel’in hikâyesi ise bunun tam tersidir.

Onun siyasi ağırlığını artıran unsur, önce CHP oldu.

Bu yüzden bugün tartışılması gereken soru şudur:

CHP olmasaydı, Özgür Özel yine Türkiye siyasetinin bir numaralı aktörlerinden biri olabilir miydi?

Bu soruya herkes farklı cevap verebilir.

Ama şu gerçeği inkâr etmek zordur:

CHP Genel Başkanlığı makamına oturmadan önce Özgür Özel, Türkiye siyasetini belirleyen bir figür değildi.

Onu ülkenin en önemli siyasi aktörlerinden biri hâline getiren, CHP’nin kurumsal gücü ve genel başkanlık makamının sağladığı görünürlük oldu.

Yeni parti iddiaları doğruysa, artık bu görünürlüğün ne kadarının kişisel liderlikten, ne kadarının CHP markasından kaynaklandığı sandıkta test edilecektir.

Çünkü siyasetin değişmeyen bir kuralı vardır:

Bir partinin genel başkanı olmak ile bir partiyi var edecek lider olmak aynı şey değildir.