Bazen öyle haberler okursunuz ki, mesele artık sadece bir magazin başlığı olmaktan çıkar, toplumun vicdanını ilgilendiren daha derin bir tartışmaya dönüşür. İnsan ister istemez durup düşünür:
“Burada gerçekten ne oluyor?”
Yeraltı dizisiyle ilgili kamuoyuna yansıyan iddialar da tam olarak böyle bir noktaya işaret ediyor.

Bu olayı yalnızca “iki oyuncu arasında yaşandığı öne sürülen bir aşk” haberi olarak okumak büyük hata olur. Çünkü tartışmanın merkezinde sadece magazin değil; hukuki, etik ve vicdani açıdan cevap bekleyen pek çok soru bulunuyor.
Benim dikkatimi çeken sosyal medyadaki dedikodular değil.
Benim dikkatimi çeken, henüz 17 yaşında, yani hukuken reşit olmayan bir genç kızın adının böylesine ağır iddialarla gündeme gelmiş olmasıdır.
Çünkü burada konuşulan şey yalnızca bir haber değil, bir çocuğun geleceğidir.

İddialar bununla da sınırlı değil.

Baba Ünal Çiftçi, kızının kendi bilgisi ve rızası dışında menajerlik şirketine kaydedildiğini, oyunculuk faaliyetlerinin yürütüldüğünü ve hatta rol aldığı projelerden dahi haberdar olmadığını öne sürüyor.
Eğer bu iddialar doğruysa elbette ciddi şekilde araştırılması gerekir.
Ancak tam da bu noktada benim kafam karışıyor.
Çünkü yaptığım araştırmada bambaşka bir tabloyla karşılaştım.
Kamuoyuna açık bilgiler incelendiğinde genç oyuncunun bugüne kadar yaklaşık 17 farklı projede yer aldığı görülüyor. Üstelik bunların önemli bir kısmı sektörün büyük yapımları.
Dahası…
Henüz dört yaşındayken reklam filmleriyle kamera karşısına geçtiği, profesyonel oyunculuk kariyerini sürdürebilmek için ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındığı bilgileri internette mevcut.
Hatta daha bebek yaşlarındayken çocuk giyim markalarının katalog çekimlerinde bulunduğuna dair bilgiler de mevcut.
İşte tam da burada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Eğer oyunculuk kariyeri bebeklik döneminden itibaren devam ediyorsa…
Reklam filmleri…
Diziler…
Sinema projeleri…
Katalog çekimleri…
Toplamda yaklaşık 17 yapım…
Bütün bunlar yıllardır devam ederken baba gerçekten bunların hiçbirinden haberdar değil miydi?
Yoksa bugün itiraz edilen konu oyunculuk kariyeri değil de kamuoyuna yansıyan başka iddialar mı?
Bana göre cevaplanması gereken en önemli sorulardan biri de budur.
⸻
Şunu açıkça söyleyeyim.
Bir baba olarak değil ama bir insan olarak, babanın 17 yaşındaki kızıyla ilgili ortaya atılan duygusal ilişki iddiaları karşısında savcılığa başvurmasını son derece anlaşılır buluyorum.
Hangi ebeveyn böyle bir iddiayı duyduğunda sessiz kalabilir?
Bu noktada babanın gösterdiği hassasiyeti eleştirmek bana doğru gelmiyor.
Ancak aynı zamanda şu çelişkiyi de görmezden gelemiyorum.
Oyunculuk kariyeri yıllardır herkesin gözü önünde devam eden bir çocuk söz konusuysa, “Ben hiçbir şeyden haberim yoktu.” iddiasının da kamuoyunda doğal olarak sorgulanması kaçınılmazdır.
Bu sorunun cevabını ise ancak yargılama süreci ve tarafların ortaya koyacağı deliller verebilir.
⸻
Ben hukukçu değilim.
Mahkemenin yerine de geçmem.
Kim haklıdır, kim haksızdır buna karar vermem.
Ama düşündüğümü söylemekten de geri durmam.
Çünkü bazı olaylarda sadece hukuk değil, vicdan da konuşur.
⸻
Haberlere göre anne ile baba boşanma sürecinde.
Belki bugün yaşananların temelinde yıllardır süren aile içi anlaşmazlıklar vardır.
Belki iletişim tamamen kopmuştur.
Belki velayet ve ebeveynlik konusunda ciddi ihtilaflar yaşanmaktadır.
Bunların hiçbirini bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz tek gerçek şu:
Bu tartışmaların merkezinde reşit olmayan bir çocuk bulunuyor.
Ve çocuklar, anne ile babanın kavgasının tarafı olmamalıdır.
⸻
Bir başka önemli konu ise set ortamı.
Kimseyi suçlamıyorum.
Ama bazı soruları sormak zorundayım.
Eğer kamuoyuna yansıyan iddialar doğruysa…
Sette görev yapan onlarca kişi bunu hiç fark etmedi mi?
Yapım ekibi…
Yönetmen…
Yardımcı yönetmen…
Oyuncu koçları…
Set amirleri…
Hiç kimsenin dikkatini çeken bir durum olmadı mı?
Yoksa oldu da önemsenmedi mi?
Bunların da açıklığa kavuşması gerekir.
⸻
Ancak burada özellikle Med Yapım’a da ayrı bir parantez açmak istiyorum.
Yıllardır Türk televizyonuna önemli projeler kazandıran, kurumsal yapısıyla bilinen bir yapım şirketinden söz ediyoruz.
Böyle büyük şirketlerin profesyonel denetim mekanizmalarına sahip olduğu da bilinir.
Bu nedenle açıkçası, eğer iddialar doğruysa bile, böyle bir durumun şirket yönetimi tarafından bilinçli şekilde görmezden gelindiğine inanmak istemiyorum.
Tam tersine…
Bazen büyük organizasyonlarda bilgi akışındaki kopukluklar nedeniyle yönetime her ayrıntı ulaşmayabilir.
Bu ihtimal de göz ardı edilmemelidir.
Çünkü hiçbir yapımcı yüzlerce kişinin emeğinin bulunduğu bir projeyi böylesine ağır bir risk nedeniyle tehlikeye atmak istemez.
⸻
Gelelim asıl sorumluluğa…
Benim kişisel kanaatim şudur:
Eğer kamuoyuna yansıyan iddialar doğruysa, en büyük sorumluluk önce aile içinde aranmalıdır.
Çünkü bir çocuğun ilk güvenli alanı evidir.
İlk koruyucuları anne ve babasıdır.
Daha sonra ise çocukla çalışan herkes…

Menajer…
Yapım şirketi…

Set ekibi…
Öğretmen…
Yakın çevresi…
Hepsi ayrı ayrı sorumluluk taşır.
⸻
Bugün konuşulan mesele aslında bir magazin haberi değildir.
Bugün konuşulan mesele, bir çocuğun gerçekten korunup korunmadığıdır.
Son sözü elbette bağımsız yargı söyleyecektir.
Kim haklı…
Kim haksız…
Hangi iddia doğru…
Hangisi gerçeği yansıtmıyor…
Buna mahkemeler karar verecektir.
Ama ben şunu çok net söylüyorum:
Bir çocuk söz konusu olduğunda herkes iki kez düşünmek zorundadır.
Çünkü hiçbir kariyer…
Hiçbir proje…
Hiçbir başarı…
Bir çocuğun güvenliğinden daha değerli değildir.
Ve unutmayalım…
Bazen en büyük ihmal…
Sadece sessiz kalmaktır.