Yavaş yavaş yazın sonuna geldik. Tatil modu bitti, okullar açıldı. Çocukları olanlar evlatlarını okullarına gönderdi. Allah hepsine zihin açıklığı versin.

Whatsapp Image 2026 09 21 At 13.28.25

Televizyonlarda da yeni yayın dönemi başladı. Programlar birer birer ekranlara dönüyor. Fakat açık söyleyeyim: Şu ana kadar karşıma çıkanlarda “İşte bu farklı olmuş” dedirtecek yeni bir proje göremedim.

Yine bildiğimiz ekran yüzleri, yine bildiğimiz formatlar, yine yıllardır döndürüp dolaştırıp önümüze koyduğumuz içerikler...

Diziler konusunda ise artık aynı şeyleri söylemekten yoruldum. Yeni başlayan yapımlar bile birbirine benzeyen hikâyelerle geliyor. Aynı çatışmalar, aynı karakterler, aynı ilişkiler, aynı hikâye örgüleri…

İnsanın ister istemez aklına şu soru geliyor:

Senaristlerin anlatacak yeni bir hikâyesi kalmadı mı?

Ama burada önemli bir çelişki var.

Türk dizileri hâlâ dünyanın dört bir yanında satılıyor. Türkiye bu konuda gerçekten önemli bir ihracat başarısı yakalamış durumda. Ciddi gelirler elde ediliyor, Türk yapımları ülkenin tanıtımına katkı sağlıyor. Turizm açısından da dizilerin yarattığı etkinin önemli olduğu sürekli dile getiriliyor.

O zaman bu sektörü neden kendi elimizle yıpratıyoruz?

Bu sektörün ayakta kalması için senaristlerin daha cesur olması gerekiyor. Yeni hikâyeler yazılmalı, yeni karakterler yaratılmalı, farklı anlatım biçimleri denenmeli.

Çünkü bugün başarı sağlayan sektör, yarın aynı formülleri sonsuza kadar kullanarak ayakta kalamaz.

TELEVİZYONDA KEMER SIKMA DÖNEMİ BİTMİYOR

Benim gördüğüm bir başka gerçek ise televizyon kanallarının ciddi anlamda kemer sıkması.

Geçen sezon başlayan tablo hâlâ devam ediyor.

Yeni içerik üretmek istemiyorlar. Dış yapımlara yatırım yapmak istemiyorlar. Çünkü maliyetler gerçekten inanılmaz seviyelere çıkmış durumda.

Fakat bunun sonucu ne oluyor?

Yeni içerik üretilmiyor.

Eskiden reyting almış diziler yeniden ekrana getiriliyor. Eski yarışmalar dönüyor. Sabah kuşağında da akşam kuşağında da benzer bir tablo var.

“Nasılsa izleniyor” mantığıyla ekran dolduruluyor.

Ama televizyonculuk sadece ekranı doldurmak değildir.

Bir ekranı yıllarca aynı içerikle çevirebilirsiniz ama izleyiciyi sonsuza kadar orada tutamazsınız.

Kemal Sunal filmlerini bugün bile insanların büyük bir keyifle izlediği doğru. Çünkü iyi yapılmış işler zamana direniyor. Ama bunun üzerine yeni işler koyamazsanız bir sektörün geleceğini sadece geçmişin başarılarına bağlamış olursunuz.

Türk sinemasında da benzer bir sıkıntı var.

Yeni film üretimi yeterli değil. Üretilenlerin önemli bir bölümü gişede beklenen karşılığı bulamıyor. Sektör ciddi bir darboğaz yaşıyor.

Televizyon tarafında da durum farklı değil.

İZLEYİCİ ARTIK TELEVİZYONA MAHKÛM DEĞİL

Whatsapp Image 2026 09 21 At 13.28.26

Bence televizyon yöneticilerinin artık kabul etmesi gereken en önemli gerçek şu:

İnsanlar televizyon izlemek zorunda değil.

Eskiden evde televizyon açılır ve ne varsa izlenirdi.

Bugün ise kumanda başka, telefon başka, YouTube başka, TikTok başka, dijital platformlar başka bir dünya sunuyor.

İzleyici artık seçiyor.

Beğenmediği içeriği geçiyor.

Üstelik bunu bir saniyede yapıyor.

Dolayısıyla televizyonun eski alışkanlıklarla seyirciyi ekran başında tutması giderek zorlaşıyor.

Çünkü içerik yoksa izleyici de yok.

İçerik üretimi azalınca bunun başka bir sonucu daha ortaya çıkıyor:

Sektörde çalışan binlerce insan işsiz kalıyor.

Yapım azalıyor, ekipler küçülüyor, projeler erteleniyor, insanlar işsiz kalıyor.

Bir taraftan da her yıl radyo-televizyon bölümlerinden yeni mezunlar sektöre geliyor.

Şimdi kendime soruyorum:

Bu gençler hangi sektöre girecek?

Herkes evine ekmek götürme mücadelesi verirken, yıllardır bu işi yapan profesyoneller bile iş bulmakta zorlanıyorsa yeni mezunların işi gerçekten çok zor.

BİR DE YAPAY ZEKA ÇIKTI

Tam bu noktada işin içine yapay zekâ girdi.

Bana yıllar önce “Bir gün televizyon sektöründe yaptığınız birçok işi yapay zekâ yapacak” deselerdi, açıkçası inanmazdım.

Ama bugün geldiğimiz noktada bunu konuşuyoruz.

Reklamların tamamına yakınının yapay zekâyla hazırlandığı örnekler görüyoruz. Görseller, videolar, sesler, müzikler, senaryolar...

Şarkı yazıyorsun, söyletiyorsun, klibini hazırlıyorsun.

Üstelik çok daha düşük maliyetlerle.

Elbette teknolojiye karşı değilim. Yapay zekâ kullanılmasın demiyorum.

Ama televizyonculuk ve içerik üretimi tamamen “ucuz olanı yapalım” mantığına teslim edilirse burada başka bir problem başlar.

İçerik ucuzladıkça kalite de ucuzlamamalı.

İzleyici bir süre sonra sürekli aynı yapay, kolay üretilmiş içerikleri görürse bundan da sıkılacaktır.

Bugün teknolojik olduğu için ilgi çeken şey, yarın sıradanlaşabilir.

HABER KANALLARI İSE BAŞKA BİR DÜNYA

Bir de haber kanallarımız var.

İnsanın psikolojisini bozmamak elde değil.

Her yerde aynı haber.

Küçücük bir olay oluyor, dört uzman konuk alınıyor. Bir moderatör oturuyor, konu saatlerce konuşuluyor.

Bir konunun uzmanı, başka bir konunun uzmanı, onun da uzmanı...

Vallahi hayatımda bir ülkede bu kadar çok uzman olduğunu bilmiyordum.

Maşallah, her olayın bir uzmanını buluyorlar!

Bunlar vardı da biz mi göremedik, onu da bilmiyorum.

Bir haberin haber olarak verilip geçilmesi gerekirken aynı konu saatlerce çekiştiriliyor. Aynı görüntüler, aynı yorumlar, aynı tartışmalar...

Bir noktadan sonra insan gerçekten zapinge başlıyor.

Üstelik halkın eskisi kadar sabırla bu yayınları takip ettiğini de düşünmüyorum.

Haber haberdir.

Haber verilir, gerekiyorsa uzman görüşü alınır, konu anlatılır ve geçilir.

Her şeyi saatlerce tartışma programına çevirmek izleyiciyi ekranda tutmuyor; tam tersine kaçırıyor.

YOUTUBE VE DİJİTAL PLATFORMLAR MESAJI VERDİ

Şimdi işin bir de YouTube, TikTok ve diğer dijital yayın tarafı var.

Orada da haber ve magazin içerikleri üretiliyor.

Elbette çok başarılı işler yapanlar var. Hepsini aynı kefeye koymam.

Ama genel tabloya baktığımda ciddi bir problem görüyorum.

Bazı içeriklerin izlenme rakamları ile gerçek karşılığı arasında insanın aklına soru işareti getiren farklar var. Bot izlenmeler, sahte etkileşimler, şişirilmiş rakamlar...

Bu, bir noktadan sonra insanın kendisini kandırmasına dönüşüyor.

YouTube'da içerik üretip izlenme üzerinden gelir elde etmek mümkün. Fakat bunun için de ciddi prodüksiyon maliyetlerine girenler var.

Bana göre bugün bu işi gerçekten hakkıyla yapan örneklerden biri, Hayrettin'in hazırlayıp sunduğu Kaos Show.

Prodüksiyon tarafına bakıyorsunuz, ortaya koyduğu işe bakıyorsunuz, elde ettiği izlenmeye ve gelir modeline bakıyorsunuz.

Demek ki izleyici hâlâ kaliteli ve farklı içeriği bulduğunda izliyor.

Buradan çıkarılması gereken mesaj çok açık:

İnsanlar televizyon ekranından vazgeçmedi. Televizyonun kendilerine sunduğu içerikten vazgeçmeye başladı.

TELEVİZYON PATRONLARINA AÇIK ÇAĞRI

Artık televizyon patronlarının ve yöneticilerinin kafasını değiştirmesi gerekiyor.

Sadece bilinen isimlere, yıllardır ekranlarda olan yüzlere ve denenmiş formatlara güvenerek bu sektörün geleceğini kurtaramazsınız.

Yeni fikirlere ihtiyaç var.

Gençlere ihtiyaç var.

Yeni mezunlara fırsat vermek gerekiyor.

Bugün okuldan çıkan bir gencin elinde belki de milyonlarca insanın ilgisini çekebilecek bir fikir var. Ama o gence “Sen daha yenisin” denilirse hiçbir zaman o fırsatı bulamaz.

Tekelleşmiş fikirlerden çıkmak zorundayız.

Yeni neslin televizyon anlayışını anlamak zorundayız.

Çünkü gençler artık televizyonu eskisi gibi izlemiyor.

Ve bunu görmezden gelmek, gerçeği değiştirmiyor.

Bugün televizyon kanallarının önünde iki seçenek var:

Ya yenilikçi içeriklere yatırım yapacaklar, yeni insanlara fırsat verecekler, yeni hikâyeler anlatacaklar ve dijital dünyanın hızına ayak uyduracaklar...

Ya da geçmişteki başarıları tekrar tekrar ekrana getirerek yavaş yavaş kendi sonlarını hazırlayacaklar.

Ben açık konuşayım:

Televizyon sektörü ciddi bir kriz yaşıyor.

Ve bu kriz kapıya dayanmış değil.

Kapının önünde.

Hatta bazıları için kapı çoktan açılmış durumda.

Kendini yenilemeyen, risk almayan, yeni fikirlerden korkan, sadece maliyeti kısmaya çalışan bir televizyon sektörü sonunda elinde yayınlayacak yeni bir şey bulamaz.

İzleyici gider.

Reklamveren gider.

Yapımcı gider.

Çalışan gider.

Geriye sadece ekran kalır.

O ekranda da yıllardır izlediğimiz eski yapımlar dönüp durur.

Sonra bir gün bakarız ki televizyon açık ama televizyonculuk bitmiş.