Modern ceza hukukunun en hassas meselelerinden biri, suç işleyen çocuğa nasıl yaklaşılacağıdır. Çünkü hukuk yalnızca “Bir suç işlendi mi?” sorusunu sormaz; “Bu fiili gerçekleştiren kişi, yaptığı davranışın anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek olgunluğa sahip miydi?” sorusunu da sormak zorundadır.

Bu meseleye İslam ceza hukuku ile Türk Ceza Kanunu açısından birlikte baktığımızda, yöntemleri farklı olmakla beraber dikkat çekici bir ortak düşünceyle karşılaşırız: Çocuk ile yetişkin aynı ceza sorumluluğuna tabi tutulamaz.

İSLAM CEZA HUKUKUNDA ESAS OLAN YAŞ İNDİRİMİ DEĞİL, CEZA EHLİYETİDİR

Klasik İslam ceza hukukunda bugünkü anlamıyla “12 yaşında şu kadar, 15 yaşında bu kadar ceza indirimi uygulanır” biçiminde rakamsal ve kademeli bir çocuk indirimi sistemi bulunmaz.

Sistem başka bir kavram üzerine kurulmuştur: Ehliyet.

Çocuğun aklî gelişimi, temyiz kudreti ve bulûğa ulaşıp ulaşmadığı önem taşır. Bu nedenle meseleyi yalnızca biyolojik yaş üzerinden değerlendirmek, İslam hukukunun yaklaşımını tam olarak ifade etmez.

Çocukluk dönemi genel olarak gayrimümeyyiz çocuk, mümeyyiz çocuk ve bulûğ sonrası dönem şeklinde değerlendirilir.

Henüz yaptığı davranışın anlam ve sonuçlarını ayırt edemeyen çocuk bakımından ceza sorumluluğundan söz edilemez. Temyiz kudretine ulaşmış fakat henüz bulûğa ermemiş çocuk bakımından da yetişkinlere özgü tam ceza sorumluluğu kabul edilmez. Bunun yerine eğitim, terbiye ve ıslaha yönelik tedbirler gündeme gelebilir.

Burada önemli bir hukuk ayrımı daha vardır: Ceza sorumluluğunun bulunmaması, verilen zararın mutlaka karşılıksız kalacağı anlamına gelmez.

Malın iadesi, zararın giderilmesi ve bazı mali sonuçlar, ceza sorumluluğundan ayrı değerlendirilebilir.

TÜRK CEZA KANUNU NE DİYOR?

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi ise meseleyi daha belirgin yaş sınırlarıyla düzenlemektedir.

Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur.

12–15 yaş grubunda ise yalnızca takvim yaşına bakılmaz. Çocuğun işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği araştırılır. Bu yetenek bulunmuyorsa ceza sorumluluğu doğmaz; bulunuyorsa kanunda öngörülen şekilde indirilmiş ceza uygulanır.

15–18 yaş grubunda ise ceza sorumluluğu vardır; ancak çocuk olması nedeniyle cezada kanuni indirim yapılır.

Dolayısıyla Türk Ceza Kanunu yaş + algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği + indirim esasına dayanan kademeli bir sistem kurmuştur.

İKİ SİSTEMİN AYRILDIĞI NOKTA

İşte asıl dikkat çekici fark buradadır.

Modern Türk ceza hukukunda kanun koyucu hukuki güvenlik ve belirlilik amacıyla kesin yaş sınırları koymuştur.

Klasik İslam hukukunda ise mesele büyük ölçüde temyiz, akıl ve bulûğ kavramları üzerinden ele alınmıştır. Bulûğun tespitinde fiziksel belirtilerin yanı sıra, bunların ortaya çıkmaması halinde uygulanacak azami yaş konusunda mezhepler arasında farklı görüşler geliştirilmiştir.

Bu nedenle İslam ceza hukukundaki sistemi doğrudan “çocuk indirimi” olarak adlandırmak teknik açıdan eksik kalır.

Daha doğru ifade şudur:

İslam ceza hukukunda çocuk bakımından öncelikle cezanın ne kadar indirileceği değil, tam ceza ehliyetinin doğup doğmadığı sorulur.

Türk Ceza Kanunu ise aynı meseleyi çağdaş kanunlaştırma tekniği içerisinde somut yaş sınırlarına bağlamıştır.

ORTAK NOKTA: ÇOCUK KÜÇÜK BİR YETİŞKİN DEĞİLDİR

Aradan yüzyıllar geçmiş, hukuk sistemleri ve kavramlar değişmiş olsa da temel mesele değişmemiştir:

Bir çocuğun iradesi, muhakeme yeteneği ve davranışlarının sonuçlarını değerlendirme kapasitesi yetişkinle aynı kabul edilemez.

Bu sebeple adalet, yalnızca işlenen fiilin ağırlığına bakmak değildir. Failin o fiili anlayabilecek ve davranışlarını yönlendirebilecek zihinsel ve iradi olgunluğa sahip olup olmadığını da değerlendirmektir.

Bir hukukçu olarak benim burada dikkatimi çeken nokta tam da budur.

İslam ceza hukukunun yüzyıllar önce meseleyi akıl, temyiz ve bulûğ üzerinden tartışması ile modern ceza hukukunun yaş, algılama yeteneği ve davranışlarını yönlendirme yeteneği üzerinden kurduğu sistem aynı değildir; fakat her ikisinin arkasında önemli bir ortak hukuk düşüncesi vardır:

Ceza sorumluluğu yalnızca fiile değil, o fiili gerçekleştiren insanın irade ve idrak kapasitesine de dayanır.

Çünkü gerçek adalet, herkese aynı cezayı vermek değil; kişinin kusur ve sorumluluk kapasitesini doğru ölçerek hak ettiği hukuki sonucu uygulamaktır.