Bir önceki yazımda, Türkiye'nin yepyeni bir vizyonla geliştiği, güçlendiği ve hızla çok önemli bir dünya merkezi olduğunu belirtmiş ve bundan rahatsız olanları anlatmıştım.

Bu rahatsızlığı, uluslararası arenaya Türkiye'yi şikayet ederek dile getiren Özgür Özel'in, bunu yaparken İmamoğlu'nun talimat ve iradesinden ve ülkemizin uluslararası alanda önünü tıkamak için elinden geleni yapan güç ve kurumlar olduğunu ifade etmiştim.

Bugün yaşanan gelişme beni haklı çıkardı.

Avrupa Birliği Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ; 'Ankara'da NATO zirvesi var ama Türkiye'nin geleceği, Silivri'deki yargılamaya bağlı. Avrupa ülkeleri, Ankara'ya değil Silivri'ye bakmalı."

ifadeleri ile, Türkiye'nin yargı otoritesine yön verme gibi bir cüretkar niyeti ortaya koyduğu gibi, Özgür Özel'in şikayetinin adresini bulduğu ortaya net olarak çıktı.

O zaman gelin gerçekleri ortaya koyalım ;

Avrupa Birliği kurumsal olarak kuruluşundan beri Türkiye'nin lehine hiçbir karar almamıştır.

Yıllarca Türkiye'de binlerce masumu öldüren terör örgütlerine Avrupa Birliği ülkeleri önemli maddi ve lojistik destek vermişlerdir.Türkiye aleyhine faaliyet gösteren her kişi ve kurum Avrupa Birliği'nden destek görmüştür.

Türkiye gerekli kriterleri çoğunlukla sağlamasına rağmen yıllarca, kabulü imkansız bahanelerle ülkemizi kabul etmezken, her bakımdan çok gerimizde olan ülkeler üyeliğe kabul edilmiştir.

Gelinen noktada, Türkiye'deki değişimin ve gelişimin en önemli ayağı ve nedeni olan Adalet Bakanlığı önderliğinde yapılan atılımlar, kanuni düzenlemeler, soruşturmalar, operasyonlar ve hukuk devletinin güçlenmesi tabiki Türkiye'nin hiçbir zaman faydasını istemeyen bu kurumu endişeye sevk ediyor.

Avrupa Birliği ve kurumlarında görev alan ve kendi ülkelerinde saygınlık ve popülerliğini yitiren siyasiler Türkiye düşmanlığı üzerinden prim kasarak ülkelerinde tekrar popülerlik kazanmaya çalışıyor.

Hadsiz ifadeleri ile ülkemizde savcılarımızca soruşturulan, hakimlerimizce kovuşturulan yolsuzluk dosyalarına ayar vermeye çalışan raportör, önce kendi ülkesinde yaşanan gerçeklere odaklanmalıdır.

İspanya şu an önemli bir dosya ile gündemde.

İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez'in eşi ve kardeşi ciddi bir rüşvet ağı kurmakla suçlanıyor.

Üstüne Başbakan Pedro Sanchez'in yakın çevresini ilgilendiren bu kapsamdaki yargı soruşturmalarını engellemeyi amaçladığı öne sürülen bir yapıya partisi aracılığı ile rüşvet verdiği iddia ediliyor.

Soruşturmayı yapan hakimler Beatriz Biedma, Mercedes Ayala ve Juan Carlos Peinado'yu itibarsızlaştırmak amacıyla faaliyet gösterdiği iddia edilen bir yapıya 178 bin euro aktarıldığı öne sürülüyor.

Yani hem yolsuzluk yapılıyor hem de yolsuzluğun üstüne gidenleri itibarsızlaştırmak için rüşvet dağıtılıyor.

Nacho Sanchez Amor'un çok yakını olduğu bilinen İspanya Başbakanı'nın, yolsuzluklarını örtmek için yaptıklarına bakınca, ülkemizdeki paydaşları ile ortak noktalarının ne kadar çok olduğu da net olarak görülüyor.

Bu küstah çıkışa en güzel cevabı, ülkemizin arınma sürecine önderlik eden Adalet Bakanımız Akın Gürlek verdi;

'Buradan açıkça ifade ediyorum: Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz; devam eden yargılamaları etkilemeye, Türk yargısını baskı altına almaya ve ülkemizin iç işlerine müdahale etmeye kalkamaz'

Evet Nacho Sanchez Amor; Uzaktan parmak sallamayı bırak. Buyur gel Türkiye'ye. Güçlü, ciddi, demokratik bir hukuk devleti nasıl olur, gel de bir gözlerinle gör.