Yazmak, ulvî bir iş midir, yoksa herkesin elinden gelen sıradan bir meşguliyet mi? Yazarın meziyeti iyiyse, yazmak tılsımlı bir şeye dönüşür. Aksi hâlde yazmak, alelade bir iştir. Okuyup yazmak, ruhumuza bir metanet bahşettiği gibi, ufkumuzu da açıcı bir rol oynar — insanı kendi hâlinden alıp başka bir yere taşıyan bahistir. Hafta sonu, Karaköy’deki İstanbul Kitapçısına gittim; mevkiî güzel; Ayasofya’yı ve Topkapı Sarayı’nı görüyor. Burada Japon Haruki Murakami’nin “Mesleğim Yazarlık” kitabına tevafuk ettim. İsmi dolayısıyla dikkatimi celbetti. Biraz okumaya başladıktan sonra da merakımı kamçıladı, binaenaleyh okumaya başladım.

Murakami hasbelkader yazar olmuş bir isim. Mezkûr kitabında şöyle söylüyor:

“Az da olsa yeteneği olan birinin muhteşem bir roman yazması hiç de olasılık dışı değildir. Kendi durumumu örnek olarak göstermekten biraz çekiniyorum ama, ben roman yazmak konusunda hiç eğitim almadım. Üniversitede Edebiyat Fakültesi Tiyatro Bölümünde öğrenim görmüş olsam da o dönemin koşullarında neredeyse hiçbir şey öğrenmedim diyebilirim. Uzattığım saçlarım ve sakalımla, üzerimdeki kirli kıyafetlerle etrafta boş boş dolanıp duruyordum sadece. Özellikle yazar olmak gibi bir niyetim olmadığı gibi yazma alıştırması da yapmıyordum. Bir gün birdenbire karar verip Rüzgârın Şarkısını Dinle adlı ilk romanımı (romana benzeyen o şeyi) yazdım ve bir edebiyat dergisinin "Yeni Yazarlar Ödülü'nü kazandım.”

Sonra kendini bir anda yazarlık mesleğini yaparken buluyor romancı. “Kendimden şüphe etmedim, bu kadar basit mi gerçekten diye de sormayı ihmal etmedim” diyor. Daha sonra yeni kitaplar (Pinball, Yaban Koyununun İzinde, Haşlanmış Harikalar Diyarı) yazmaya devam ettiğini söylüyor. Devamlı yazmaya ve hayatını yazarlık ile idame ettirmeye dair, "Ringe çıkmak kolaysa da orada uzun süre kalabilmek hiç kolay değildir." diyor.

Özgünlük: “Dünyayı yeniden yaratma”

Özgünlük bahsine dair ise söylediği şeyler pek güzel. Sanat eserlerinin özgün olması ne anlama gelir? Bir sanat eserinin orijinal olması için nasıl bir nitelik taşıması gerekir?

Bu suâle Doktor Oliver Sacks'ın verdiği cevabı aktarır Murakami. Sacks'a göre yaratıcılığın mûteber tariflerinde ehemmiyetli olan, yalnız becerinin mahiyeti değil, onun kimde tezahür ettiğidir. Zira şahsî hususiyetler, güçlü bir kimlik, ferdî bir hassasiyet, kendine mahsus bir üslup, beceriyle birleşince ona bir bütünlük ve bir sûret kazandırır. Bu mânâda yaratıcılık; özgünlüğü, mevcut görme biçimlerinden farklı bakabilmeyi, hayal âleminde serbestçe dolaşabilmeyi, zihninde dünyayı tekrar tekrar yeniden inşa edebilmeyi ve bütün bunları eleştirel bir içgörüyle denetleyebilme kudretini icap ettirir.

Buna dair somut bir misal de verir Murakami: gençlik yıllarına, on beş yaşına döner. Radyoda ilk defa Beatles'in "Please Please Me" parçasını işitir ve derin bir heyecana kapılır. Aynı hissi, The Beach Boys'un "Surfin' USA" parçasında da duyar. Bu iki ânda içinden geçirdiği tek şey şudur: "Vay, bu diğerlerinden oldukça farklı."

Murakami, müşahede ettiği şeylerde hüküm vermeyi takati yettiğince tehir etmek gerektiğini ifâde ediyor. Bir karakteri icat edebilmek için dış dünyada vukû bulan hâdisenin doğruluğuna yahut yanlışlığına hemen karar vermek değil, onu ham hâliyle, canlılığıyla akılda muhafaza etmek lâzım geldiğini söylüyor: “Etrafındaki insanları, çevrende olan biten her şeyi özenle, dikkatle gözlemlemelisin. Ve sonrasında da onlar hakkında etraflıca düşünmelisin. Ancak ‘etraflıca düşünmelisin’ desem de burada amaç olanların doğru ya da yanlışlığına veya değerine hızlıca kerer vermek değildir. Hatta kararı olabildiğince ertelemek için gayret etmek gerekir. Önemli olan net bir sonuç ortaya koymak değil, o şeyin durumunu, bir malzeme olarak olabildiğince mevcut duruma yakın bir formda akılda canlı bir şekilde tutmaktır.”

Kime yazarız?

Kime yazarız başlığı altında Murakami şu ifâdeleri kullanıyor "Kendim için yazıyorum demek bir anlamda doğrudur. Özellikle de ilk romanım Rüzgarın Şarkısını Dinle'yi gece yarısı mutfak masasında yazarken amacım sahiden kendimi ‘iyi hissetmekti.’ İçimde var olan birkaç imgeyi, bana tam gelen, anlaşılır sözcükler kullanarak, onları birleştirip cümle haline getirmek... aklımda sadece bunlar vardı. (…) Çok sâde bir durumdu.”

Her türlü “yaratıcı” aksiyonda bir hesaplaşmanın olduğunu ifade eden yazar, “Yine roman yazmanın içinde bir ‘kendi kendini iyileştirme’ bağlamı da olabilir. Çünkü her türlü yaratıcı eylemde, az ya da çok kendiliğinden iyileşme isteği vardır. Diğer deyişle kendinle yüzleşerek, kendi ruhundaki bir şeyi farklı bir forma sokarken, yaşamındaki kaçınılmaz çekişlileri, çatışmaları gerginlikleri çözersin -veya yüceltirsin. Her şey yolunda giderse bu tesir okurla paylaşılır.” diyor.

Evet, hesaplaşma iyi bir gerekçe.