Bir hakem yanlış düdük çalabilir.
Pozisyonu göremeyebilir.
VAR’a rağmen hata yapabilir.
Bunların hepsi futbolun içinde tartışılır.
Ama artık önümüzde tartışılan şey bir penaltı, bir kırmızı kart ya da üç santimetrelik ofsayt değil.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü “Hakemler Dosyası”nda Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu isimler hakkında adli süreç yürütülüyor. Beş isim tutuklandı. Süper Lig hakemi Yasin Kol ile yardımcı hakem Göktuğ Hazar Erel ise bugün tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edildi.
Yasin Kol hakkında elbette hükmü mahkeme verecek.
Kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz.
Ama gazetecinin görevi de tam burada başlıyor:
Soracağız.
Çünkü Kol’un ifadesine yansıyan MASAK verisine göre 2012 ile 2026 arasında hesabında 5 bin 978 işlem üzerinden toplam 135 milyon liralık bir işlem hacminden söz ediliyor.
Kol ise buna itiraz ediyor.
“Hayatım boyunca bu kadar param olmadı” diyor.
“Yasa dışı bahis oynamadım” diyor.
İşte zaten soru da burada.
Eğer bu para trafiği doğruysa bunun ekonomik açıklaması nedir?
Değilse MASAK kayıtlarında böyle bir büyüklük nasıl ortaya çıkmıştır?
Para kimden gelmiş, kime gitmiştir?
Aynı kişiler arasında tekrarlanan hareketler var mıdır?
Bahis şirketleriyle, bahis oynayan üçüncü kişilerle veya futbol dünyasının başka aktörleriyle bağlantı kurulabilmekte midir?
Bunların tamamı yargının cevaplandıracağı sorular.
Fakat bu dosyayı yalnızca Yasin Kol’un kişisel meselesi gibi görmek de büyük hata olur.
Çünkü soruşturmanın başlangıç noktalarından biri doğrudan hakem klasmanları, görevlendirmeler, puanlamalar, atamalar ve sınav süreçlerine müdahale edildiği iddiaları.
Yani mesele saha çizgisinin dışına çoktan çıktı.
Mesele sistem.
Hakemi kim seçiyor?
Kim yükseltiyor?
Kim maç veriyor?
Kim puanlıyor?
Kim gözlemliyor?
Ve bütün bunları yapanları kim denetliyor?
Avrupa futbolu bu soruları daha önce çok acı biçimde sordu.
2006’daki İtalya’daki Calciopoli skandalı, sadece birkaç kötü hakem hikâyesi değildi. Hakem atamalarına müdahale edildiği iddiaları İtalyan futbolunun merkezini sarstı. Juventus Serie B’ye düşürüldü, iki lig şampiyonluğu elinden alındı.
2009’da Almanya’nın Bochum kentinden başlayan bahis soruşturmasında ise dokuz ülkede yaklaşık 200 karşılaşma mercek altına alındı. Oyuncuların, hakemlerin ve yöneticilerin organize bahis ağları tarafından etkilenip etkilenmediği araştırıldı.
Bu skandalların ardından Avrupa’nın öğrendiği şey şuydu:
Futbolun güvenliği, yalnızca sahaya kamera koyarak sağlanmıyor.
Para hareketini izleyeceksiniz.
Bahis hareketlerini izleyeceksiniz.
Hakemin malî ilişkilerini izleyeceksiniz.
Hakem atama sistemini şeffaflaştıracaksınız.
Çıkar çatışmasını takip edeceksiniz.
Türkiye’de de artık buraya gelmiş durumdayız.
TFF “temiz futbol, adil oyun” diyor.
Çok güzel.
Ama bu sözün içinin doldurulması gerekiyor.
Çünkü taraftarın güveni bir kere kırıldığında, artık her düdüğün arkasında başka şey aranmaya başlanır.
Hakem doğru karar verse bile inanılmaz hale gelir.
Şampiyon olan takımın başarısı tartışılır.
Kaybeden takım mağdur olduğunu düşünür.
Ligin ekonomik değeri düşer.
Yayıncı zarar görür.
Sponsor uzaklaşır.
En kötüsü de milyonlarca insanın sevdiği oyunun kendisi kirlenir.
O nedenle Yasin Kol dosyasını küçümsemeyelim.
Ama Yasin Kol’u da daha mahkeme karar vermeden hükümlü ilan etmeyelim.
Bizim meselemiz bir insanı linç etmek değil.
Bizim meselemiz 135 milyon liralık işlem hacmi iddiasının açıklanmasıdır.
Bizim meselemiz hakem atamalarına müdahale edildiği iddiasının sonuna kadar araştırılmasıdır.
Bizim meselemiz, Türk futbolunda hakemlik kurumunun hiçbir soru işareti bırakmayacak biçimde yeniden güven üretmesidir.
Çünkü bu saatten sonra milletin önüne çıkıp;
“pozisyon griydi”,
“VAR çağırmadı”,
“hakemin takdiri”
deyip geçemezsiniz.
Dosya artık çok daha büyük.
Ve bu soruşturma nereye uzanıyorsa oraya kadar gitmek zorunda.
Kulübe mi?
Menajere mi?
Bahis ağına mı?
Hakeme mi?
Federasyon bürokrasisine mi?
Hiçbir yere uzanmıyorsa, o da açıkça ortaya konulmalı.
Kim suçsuzsa aklanmalı.
Kim suçluysa da formasına, koltuğuna, unvanına bakılmadan hesabı sorulmalı.
Çünkü futbolu temizlemenin başka yolu yok.
Artık mesele bir hakemin düdüğü değil.
O düdüğü tutan elin arkasında nasıl bir sistem bulunduğu meselesidir.