Son günlerde kamuoyuna sinsice servis edilmeye çalışılan son derece tehlikeli bir propaganda dili var:

“AK Parti dini cemaatlere operasyon yapıyor.”

Bu cümle üzerinden hem dindar vatandaşlarımızın hassasiyetleri kaşınmak hem de adli soruşturmalar sanki inanç özgürlüğüne yönelikmiş gibi gösterilmek isteniyor. Dahası, bu söylemin arkasında MOSSAD, BND veya CIA gibi yabancı istihbarat servislerinin bulunduğuna ilişkin iddialar da dile getiriliyor. Elbette böyle ciddi bağlantılar somut deliller ortaya konulmadan kesin bir gerçekmiş gibi ileri sürülemez. Ancak kim tarafından üretilirse üretilsin, yapılan propagandanın kendisi üzerinde durmak gerekir.

Çünkü mesele son derece basittir:

Cemaat olmak suç değildir. Tarikata mensup olmak suç değildir. İnsanların dinî inançları etrafında bir araya gelmesi suç değildir. Ama din kisvesi altında suç işlemek de hiç kimseye dokunulmazlık sağlamaz.

Bir yapı dinî eğitim veriyor, insanlara yardım ediyor, fakirin elinden tutuyor, öğrenciyi okutuyor ve bütün faaliyetlerini hukuk içerisinde yürütüyorsa devletin görevi onun inanç özgürlüğünü korumaktır.

Fakat aynı yapı zaman içerisinde devasa bir ekonomik organizasyona dönüşüyor; şirketler ve ticari ağlar üzerinden hukuka aykırı kazanç sağlıyor, vergi kaçırıyor, kaynağı belirsiz para hareketleri gerçekleştiriyor, mal varlığını illegal yollarla yurt dışına çıkarıyor veya fakir fukaradan Allah rızası için toplanan bağışları birtakım kişilerin şahsi servetine dönüştürüyorsa artık başka bir şey konuşuyoruz demektir.

Hele bir de kapalı bir hiyerarşi kurarak mensuplarını devlet kurumları içerisinde örgütlemeye, kamu otoritesine paralel bir güç merkezi oluşturmaya veya bir cunta mantığıyla hareket etmeye başlıyorsa, burada “cemaat” kavramının arkasına saklanmak mümkün değildir.

Bunun adı dinî faaliyet değil, iddialar sabit olduğu ölçüde suçtur.

Hukuk, insanların alnındaki secde izine, üzerindeki cübbeye veya dilindeki dinî kavramlara bakmaz. Fiile bakar, delile bakar, kanuna bakar.

Üstelik bunun Menzil’i, İsmailağa’sı, Süleymancısı veya İskenderpaşa’sı da olmaz.

Hangi isim altında faaliyet gösterirse göstersin, ölçü herkes için aynıdır.

Bir cemaat hukuka uygun faaliyet gösteriyorsa özgürdür ve devletin güvencesi altındadır. Fakat herhangi bir yapının içerisinde suç işlemek amacıyla örgütlenen kişiler varsa, hukuka aykırı ekonomik faaliyet yürütülüyorsa, bağışlar şahsi zenginleşme aracına dönüştürülüyorsa veya devlet içerisinde paralel bir yapılanma kuruluyorsa, savcı da polis de görevini yapmak zorundadır.

Türkiye, FETÖ tecrübesinin bedelini çok ağır ödedi.

Yıllarca “cemaat” denildi, eleştirenlere “düşmanlık yapıyorsunuz” denildi. Dinî hassasiyetler bir koruma kalkanına dönüştürüldü. Sonunda devletin damarlarına kadar sızmış, kendi hiyerarşisini kamu hiyerarşisinin üzerine koymuş bir yapı 15 Temmuz gecesi silahını millete çevirdi.

Bu tecrübeden sonra Türkiye'nin aynı hatayı bir kez daha yapma lüksü yoktur.

Devletin görevi cemaat seçmek değildir.

Devletin görevi suçla mücadele etmektir.

Bu nedenle herhangi bir soruşturmayı yalnızca şüphelilerin dinî aidiyetlerinden hareketle “cemaatlere operasyon” şeklinde sunmak son derece tehlikeli bir manipülasyondur. Böyle bir dil hem samimi dindar vatandaşlarımızı korkutmakta hem de varsa suç işleyen kişilerin dinî kimliklerin arkasına saklanmasına hizmet etmektedir.

Daha da önemlisi, suç isnadıyla dinî inancı birbirine karıştırmak gerçek cemaatlere yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.

Çünkü milyonlarca insanın samimi inancı ile birkaç kişinin ekonomik veya örgütsel çıkarını aynı kefeye koymuş olursunuz.

Hiç kimse dini, ceza hukukunun dışında kalmanın ruhsatı haline getiremez.
Hiç kimse “Ben cemaatim” diyerek vergi kaçırma, kara para aklama, dolandırıcılık, zimmet, yasa dışı para transferi veya suç örgütü kurma iddialarından muaf tutulamaz. Bunların gerçekleşip gerçekleşmediğine ise propaganda merkezleri değil, bağımsız yargı deliller üzerinden karar verir.
Bu yüzden ölçümüz son derece açık olmalıdır:
Cemaate dokunma değil, suça dokunmama anlayışı tehlikelidir.
Kim olursa olsun, hangi şeyhin, hangi hocanın veya hangi yapının mensubu olursa olsun; suç işlemişse hukuk önünde hesap vermelidir.
Ve yürütülen hukuki soruşturmaları hiçbir somut dayanak göstermeden “Dini cemaatlere savaş açıldı” propagandasına dönüştürenler de bilmelidir ki, aslında dini savunmuyorlar.
Tam tersine, dini suç işlediği iddia edilen kişilerin arkasına siper ediyorlar.
Din suçlunun kalkanı değildir.
Cemaat hukukun alternatifi değildir.
Tarikat devlet içinde devlet değildir.
Türkiye Cumhuriyeti'nde tek ölçü vardır:
Hukuk.
Ve hukuk karşısında herkes eşittir.