Ateşkesin ardından İsrail’in katliamları yeniden başladı.

Öyle bir süreç yaşıyoruz ki “tarafı” net bir şekilde belirlemek gerekiyor.

Kişisel olarak da bu böyle… Kim olursanız olun fark etmez! Yazar, öğretmen, doktor, esnaf ya da ev hanımı…

Herkesin gündeminde bu konu!

Ne demişti Cemil Meriç; “Zulmün olduğu yerde tarafsızlık; namussuzluktur!”

Ve gelelim devletimizin tarafına.

Tarafımız çok net!

Türkiye, o kadar isabetli ve hayırlı bir iş yapıyor ki… Taşları yerli yerine koyuyor, kavramları yeniden tanımlıyor.

İnsani yardım vs. başlığını açtığımızda zaten birinci sırada olan; bu husustur. Türkiye, nerede bir mazlum varsa koşan bir ülke.

Filistin meselesinde en önemli iş ise; literatürü Filistin lehine yeniden yazmak, yapısal değişiklik oluşturarak konjonktürü belirlemek ve bölgesel ülkeleri bir araya getirerek güç odağı inşa etmektir.

Bu alanlarda Türkiye, önemli derecede tecrübe ve donanıma sahip. Bu zor işlerin neşvünema bulmasında Türkiye katalizör etkisi meydana getirebilir; altlık oluşturabilir ve fakat buna artı olarak diğer Müslüman ülkelerin de menfaatsiz ve çıkarsız, samimi bir niyetle destek atması icap eder. Katar bu süreçte aktif rol aldı. Mısır, orta-iyi derecede bir pozisyon sergiliyor. Diğer ülkeler de uzun vadeli kalıcı çözüm için net bir duruş sergilemeli ve iş üretmeliler. İran denince akla, laf üretmek geliyor. Hayır! Retorik değil, iş ve pratik üretme zamanı! Yıkıcı değil; yapıcı, onarıcı ve kalıcı!

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN ÇIKIŞI SARSTI!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklaması yine çok netti ve durumu sade bir şekilde tarif ediyordu.

Netahyahu kimdi?

Tarif Erdoğan’dan…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Netanyahu, adını tarihe şimdiden ‘Gazze kasabı’ olarak yazdırdı." dedi.

Ve bu sözler uluslararası basın tarafından manşetten verildi.

“Gazze kasabı” nitelemesi; kodları olan, geçmişi hatırlatan bir tarif.

Sabra ve Şatilla kasabı Ariel Şaron’u anımsatıyor, hafızalarda eşleştiriyor.

16 Eylül 1982 tarihinde İsrail yanlısı aşırı sağcı Hristiyan falanjist milisler, Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güneyinde bulunan Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarını basarak 3 bin 500 kişiyi katletmişti. Bu katliamın sorumlusu olarak da İsrail'in eski başbakanlarından olan Ariel Şaron'a “kasap” lakabı verildi.

Netanyahu’nun sonu da Şaron gibi faşist bir lakapla anılmak oldu. Tarihe Gazze kasabı olarak geçecek ve ismi anıldığında, insanların yüzünde hep tiksinç bir ifade belirecek.

Tüm zalimler kahrolsun!