Devletlerin büyüklüğü yalnızca savaş kazanma kabiliyetleriyle ölçülmez. Asıl büyüklük, gerektiğinde silahı susturacak iradeyi ortaya koyabilmek, akan kanı tamamen durduracak hukuki zemini oluşturabilmek ve bunu yaparken devletin otoritesinden, adalet anlayışından ve milletin ortak vicdanından taviz vermemektir. Bugün Türkiye’nin önünde duran “Terörsüz Türkiye” hedefi tam da böyle tarihî bir eşiği temsil etmektedir.

Yaklaşık yarım asırdır bu ülkenin en büyük güvenlik meselesi terördü. Binlerce şehit verildi, sayısız aile evlat acısıyla sınandı. Milyarlarca liralık ekonomik kaynak güvenlik harcamalarına ayrıldı. Bölgesel kalkınma gecikti, yatırımlar ertelendi, gençler umut yerine çatışmanın gölgesinde büyüdü. Terör yalnızca can almadı; zamanımızı, enerjimizi ve geleceğe dair pek çok fırsatı da tüketti.

Ancak son yıllarda yürütülen güvenlik politikalarıyla tablo önemli ölçüde değişti. Sınır içinde ve sınır ötesinde gerçekleştirilen operasyonlar, teknolojik imkânların etkin kullanımı ve güvenlik güçlerinin kararlı mücadelesi, örgütün hareket alanını büyük ölçüde daralttı. Artık konuşulan konu, terörle nasıl mücadele edileceği değil; silahlı dönemin nasıl tamamen kapatılacağıdır.

İşte Meclis’e sunulan çerçeve yasa da bu yeni dönemin hukuki altyapısını oluşturmayı hedeflemektedir.

Düzenleme hakkında yapılan en güçlü eleştiri “genel af” iddiasıydı. Oysa kamuoyuna yansıyan çerçeveye bakıldığında bunun klasik anlamda bir af düzenlemesi olmadığı ortada. Çünkü ortada koşulsuz bir bağışlama yok.. Düzenlemeden yararlanmanın temel şartı, örgütün silah bırakması ve kendisini feshetmesi. Daha net ifade etmek gerekirse devlet, “Silahı bırakmadan hiçbir hukuki kolaylıktan yararlanamazsınız.” diyor... Bu yaklaşım, devlet otoritesini zayıflatmak değil; tam tersine hukukun üstünlüğünü ve kamu düzenini esas alan bir model olarak yorumlanabilir.

Toplum vicdanını ilgilendiren en önemli başlıklardan biri ise ağır suçların kapsam dışında bırakılmasıdır. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre öldürme suçunu işlemiş kişiler ile 2005 öncesinde müebbet hapis cezasını gerektiren ağır suçlar düzenlemeden yararlanamayacaktır. Bu yaklaşım da, en ağır suçların cezasız kalmaması gerektiği yönündeki beklentiyi gözetiyor.

Gelelim altı aylık başvuru süresi meselesine.. Bu da düzenlemenin açık uçlu bir süreç olmadığının göstergesi.. Yani devlet süresiz bir bekleyiş yerine, belirli şartlara bağlı ve zamanla sınırlı bir mekanizma kurmayı hedefliyor. Bu da hukuki öngörülebilirlik açısından önemli.

Bir başka dikkat çekici nokta ise FETÖ ve DAEŞ’in düzenleme kapsamında yer almaması. En yüksek perdeden yapılan yorum neydi; FETÖ’cüler bu yasayla geri dönecek, gücü eline geçirecek diyorlardı, değil mi?!.. Demek ki öyle değilmiş.

Elbette bu süreçte eleştiriler olacaktır ve olmalıdır. Şehit ailelerinin hassasiyetleri, adalet duygusu ve uygulamanın nasıl yürütüleceğine ilişkin sorular son derece meşrudur. Böylesine önemli bir konuda toplumsal güvenin korunabilmesi için sürecin şeffaf yürütülmesi, yasal sınırların açık biçimde belirlenmesi ve uygulamanın sıkı şekilde denetlenmesi büyük önem taşıyor.

Bugün Türkiye, terörü güvenlik güçlerinin fedakârlığı ve milletin desteğiyle büyük ölçüde etkisiz hâle getirmiş bir noktadadır. Eğer bundan sonraki aşamada hukuk da bu süreci kalıcı hâle getirebilirse, gelecek nesiller terörü tarih kitaplarında okuyan bir kuşak olabilir. Bu, sadece bir güvenlik başarısı değil; aynı zamanda siyasi, hukuki ve toplumsal bir başarı olarak da değerlendirilebilir.

Terörsüz bir Türkiye, yalnızca silahların susması anlamına gelmez. Bu hedef; daha güçlü bir ekonomi, daha yüksek bir toplumsal güven, daha fazla yatırım, daha fazla üretim ve daha umutlu bir gelecek anlamına da gelebilir. Güçlü devlet, gerektiğinde en sert tedbirleri alabilen; gerektiğinde ise hukuku işleterek kalıcı barışı tesis edebilen devlettir. Eğer bu süreç hukuk devleti ilkeleri gözetilerek, toplumun adalet beklentisi korunarak ve güvenlikten taviz verilmeden yürütülürse, “Terörsüz Türkiye” yalnızca bir slogan değil, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında en önemli demokratik ve güvenlik kazanımlarından biri olarak tarihe geçebilir.