Mesele artık domatesin, biberin, patatesin kaç liraya satıldığı meselesi değil. Mesele, milletin sofrasına gelen ürünün fiyatını kimin, nerede ve hangi yöntemle belirlediği meselesidir.

Çünkü gıda fiyatı sıradan bir ticaret başlığı değildir. Enflasyon algısını etkiler, mutfağın huzurunu bozar, dar gelirlinin cebini yakar ve sonunda siyasete kadar uzanır. Bu nedenle gıda arzı ve fiyatları, kötü niyetli ellerde ekonomik bir silaha bile dönüşebilir.

Bugün önümüzde duran Vergi Denetim Kurulu raporları işin ne kadar vahim noktalara ulaşabildiğini gösteriyor. Çiftçiden 6-8 liraya alındığı beyan edilen mandalina, müstahsil makbuzunda 28 liraya çıkıyor, ardından ortalama 31,82 liraya satılıyor. Başka bir örnekte çiftçi mandalinayı 12 liraya sattığını söylüyor. Makbuzda 31,48 lira yazıyor, şirketin ortalama satış fiyatı ise 31,65 lira. Gerçekte yaklaşık 20 liralık fark var ama kâğıda baktığınızda şirket sanki 17 kuruş kazanmış!

Dahası var. 200 ton limon ürettiğini söyleyen çiftçinin adına 633 tonluk makbuz düzenlendiğine ilişkin bulgular var. 60 ton sarımsak üreten kişinin adına 800 tonluk belge oluşturulmuş. Ürün satmadığını söyleyenlerin adına makbuz var. Çiftçilik yapmadığını söyleyenlerin adına makbuz var. Daha da inanılmazı, hayatını kaybetmiş insanlar adına düzenlenmiş müstahsil makbuzları var.

Demek ki mesele yalnızca market rafında başlamıyor. Fiyat daha tarladan çıkarken, kâğıt üzerinde şişirilebiliyor.

2018’İ UNUTMADIK

2018’i unutmadık.

Soğan fiyatları bir anda Türkiye’nin en önemli siyasi tartışmalarından birine dönüşmüştü. Depolar konuşuluyor, ürünün piyasaya yeterince sürülmediği, stokçuluk ve spekülatif fiyat hareketleri tartışılıyordu. Devlet depolara girdi, denetimleri artırdı. Ardından tanzim satış noktaları kuruldu; patates, soğan, domates doğrudan vatandaşa ulaştırıldı.

O gün de aynı şeyi gördük: Soğan sadece soğan değildi.

Çünkü soğanı, patatesi, domatesi kontrol eden yalnızca bir ticari ürünü kontrol etmiyor. Milletin mutfağına dokunuyor. Mutfaktaki yangın büyüdüğünde vatandaşın öfkesi de büyüyor ve o öfkenin siyasi sonuçları oluyor.

Elbette her fiyat artışına “siyasi operasyon” demek doğru değil. Ama gıda arzının manipüle edilmesinin siyasi sonuç üretebileceğini görmemek de saflık olur. Malı piyasadan çekerseniz, arzı daraltırsanız, maliyeti kâğıt üzerinde şişirirseniz, çiftçiden çıkan fiyatla vatandaşın önüne gelen fiyat arasındaki bağı koparırsanız, artık sadece ticaret yapmıyorsunuz demektir.

Milletin sofrasıyla oynuyorsunuz.

Ve bugün ortaya çıkan belgeler, bu oyunun yalnızca depoda mal saklamakla yapılmadığını gösteriyor. Manipülasyon daha tarlada başlayabiliyor. Çiftçinin söylediği fiyat başka, onun adına düzenlenen makbuz başka, tedarikçinin kayıtlı maliyeti başka olabiliyor.

İşte tam burada yıllardır beklediğimiz Hal Yasası yeniden önümüze geliyor.

Berat Albayrak döneminde sebze ve meyve fiyatlarındaki spekülatif hareketlerle mücadele konusunda ciddi bir irade ortaya konulmuştu. Depolara girildi, denetimler yapıldı, tanzim satışlarla piyasaya müdahale edildi. Hal sisteminin yeniden yapılandırılması da önemli projelerden biriydi. Ancak tamamlanamadı.

Şimdi tamamlamanın vakti geldi.

Üstelik bugün elimizde bunu mümkün kılacak teknoloji de var. Üreticiden çıkan ürünün dijital izi tutulmalı. Kaç liraya çıktı? Kim aldı? Hangi müstahsil makbuzu düzenlendi? Hangi hale girdi? Kime satıldı? Hangi markete kaç liradan ulaştı?

Devlet bütün zinciri tek ekrandan görebilmeli.

Hal Kayıt Sistemi var, Çiftçi Kayıt Sistemi var, elektronik faturalar var, vergi kayıtları var. Bunları birbirine bağlayın.

Çiftçi 10 ton ürün yetiştirmişse adına 100 tonluk makbuz kesilemesin. Adam elma yetiştirmiyorsa adına elma alımı gösterilemesin. Bir insan yıllar önce hayatını kaybetmişse onun adına bugün meyve-sebze ticareti yapılamasın.

Ve bunları aylar sonra müfettiş bulmasın.

Sistem, belge düzenlendiği anda alarm versin.

Bugün yürütülen soruşturmanın önemi de burada. Fakat meseleyi birkaç şirkete yapılan operasyonla sınırlarsak büyük fırsatı kaçırırız. Operasyon bugünün hesabını sorar. Hal Yasası yarının vurgununu engeller.

Bir şeyi de herkes artık anlamalı.

Devlet bazen geç gelir ama hesabı er ya da geç sorar. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmıyor. Bugün ortaya çıkan dosyalar bunun en açık göstergesi. Yıllarca kimsenin görmediğini zannedenler, kâğıt üzerinde rakamlarla oynayanlar, çiftçinin emeğini kendi hesabına yazanlar bir gün devletin kayıtlarıyla, müfettişiyle, savcısıyla karşı karşıya geliyor.

Milletin sofrası sahipsiz değildir.

Garibanın soğanına, biberine, limonuna uzanan el; çiftçinin alın teriyle vatandaşın mutfağı arasına girip haksız kazanç sağlamaya kalkışan el, hukuk içinde işte böyle kırılır.

Ama bundan sonrası daha önemli.

Temizlik yapılırken sistemi de değiştirelim. Üreticiyi, tüketiciyi ve namusuyla ticaret yapan hal esnafını koruyalım. Manipülatöre ise bir daha bu kapıyı açmayalım.

Bir daha hiç kimse soğanı depoda tutarak, arzla oynayarak ya da çiftçinin 6 liralık ürününü kâğıt üzerinde 28 liraya çıkararak milletin mutfağını rehin alamamalı.

Bugünkü operasyon bir son değil.

Başlangıç olmalı.

Şimdi sıra kalıcı çözümde.

Hal Yasası için tam zamanı.