İçişleri bakanlarını genellikle rakamlarla değerlendiririz.
Kaç operasyon yapıldı? Kaç suç örgütü çökertildi? Kaç uyuşturucu baronu yakalandı? Kaç firari Türkiye’ye getirildi?
Bunlar elbette önemli. Ama Mustafa Çiftçi’nin Kazakistan’dan duyurduğu TÜRKPOL projesine bakınca başka bir şey görüyorum.
Çiftçi yalnız operasyonları yöneten bir İçişleri Bakanı profili çizmiyor. Bir güvenlik mimarisi kurmaya çalışıyor.
Aradaki fark büyük.
Çünkü operasyon bugünün suçlusunu yakalar. Güvenlik mimarisi ise yarının suçlusunun kaçabileceği alanları bugünden daraltır.
Türkiye’nin teklifiyle Türk devletleri arasında Suçla Mücadele Konseyi kurulması hedefleniyor. Ardından bunun icra mekanizması olarak Türk Devletleri Kolluk İş Birliği Ajansı, yani TÜRKPOL için çalışmalar yürütülecek.
Peki TÜRKPOL ne yapacak?
Öncelikle şunu netleştirelim. TÜRKPOL, Türk polisinin gidip Kazakistan’da operasyon yapması ya da Azerbaycan polisinin Türkiye’de Türk makamlarının yerine geçmesi demek değil.
Her devlet kendi ülkesinde, kendi hukukuna göre hareket edecek. TÜRKPOL’ün asıl gücü, bu devletlerin gözlerini, kulaklarını ve sahip oldukları bilgileri birbirine bağlayabilmesinde olacak.
Somutlaştıralım.
İstanbul’da büyük bir uyuşturucu örgütüne operasyon yapıldığını düşünün. Örgütün yöneticilerinden biri Kazakistan’a kaçmış, para trafiğinin bir bölümü Azerbaycan’a uzanmış, Özbekistan’da da bağlantıları tespit edilmiş olsun.
Türkiye bugün de elbette bu ülkelerle temas kurabiliyor. INTERPOL, adli yardımlaşma, diplomatik kanallar ve ikili güvenlik anlaşmaları zaten var.
TÜRKPOL’ün farkı, Türk devletleri arasındaki bu ilişkiye kalıcı ve doğrudan bir kolluk iş birliği mekanizması kazandırması olacak.
Bakü’de bulunan bir dijital iz İstanbul’daki soruşturmanın eksik parçasını tamamlayabilecek. Astana’da belirlenen bir para hareketi Ankara’daki dosyaya bağlanabilecek. Taşkent’te yakalanan bir şüphelinin telefonundaki Türkiye bağlantısı ilgili makamlara daha hızlı ulaştırılabilecek.
Beş ülkedeki beş ayrı bilgi parçası, aynı suç örgütünün fotoğrafını tamamlayabilecek.
TÜRKPOL’ün asıl kıymeti burada.
Çünkü yeni nesil suç örgütleri artık tek ülkede yaşamıyor.
Örgüt İstanbul’da kuruluyor, para başka ülkede dolaştırılıyor, haberleşme üçüncü ülkedeki altyapı üzerinden yapılıyor, yönetici dördüncü ülkeye kaçıyor.
Uyuşturucu, yasa dışı bahis, kara para, insan kaçakçılığı ve siber dolandırıcılık çoktan sınırları aştı.
Suç ağ sistemiyle çalışıyorsa devlet de onun karşısına ağ sistemiyle çıkmak zorunda.
Mustafa Çiftçi’nin attığı adımın stratejik tarafı tam burada ortaya çıkıyor.
TÜRKPOL başarıyla kurulursa suçlu sınırı geçtiğinde takip bitmeyecek. Tam tersine, başka bir Türk devletinin kolluk kapasitesi devreye girecek.
Suçlu için coğrafya küçülürken devlet için büyüyecek.
Üstelik mesele yalnız polisiye değil.
Yıllardır Türk dünyasının entegrasyonunu konuşuyoruz. Ortak tarih, ortak dil, ticaret, enerji, ulaştırma koridorları, savunma sanayii, ortak alfabe…
Şimdi bunların yanına çok daha kritik bir başlık geliyor:
Güvenlikte birlik.
Bu önemli bir eşiktir.
Çünkü devletler ticaret yaparken para paylaşırlar. Güvenlik iş birliği yaparken ise bilgi, istihbarat ve güven paylaşırlar.
Aranan kişileri, suç örgütlerinin bağlantılarını, finansal hareketleri, uyuşturucu rotalarını ve yeni nesil suç yöntemlerini birbirlerine aktarmaya başladıklarında ilişkinin seviyesi değişir.
Türk dünyası kültürel yakınlıktan kurumsal ortaklığa doğru ilerler.
Üstelik bu adımda Ankara öncü rol üstleniyor.
Suçla Mücadele Konseyi teklifini Türkiye ortaya koyuyor. Sonraki aşamada TÜRKPOL adı altında kalıcı bir kolluk iş birliği mekanizması hedefleniyor.
Bu, Türkiye’nin Türk dünyasındaki ağırlığının yalnız diplomasi, ekonomi ve savunma sanayiiyle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Türkiye aynı zamanda bölgesel güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri olma yolunda ilerliyor.
Mustafa Çiftçi’nin Kazakistan’daki açıklamasında Kül Tigin Abidesi’ne atıfta bulunmasını bu nedenle sevdim:
“Gece uyumadım, gündüz oturmadım.”
Bin 300 yıl önce taşa kazınan devlet sorumluluğu bugün bambaşka araçlarla karşımızda.
Yapay zekâ var. Kripto para var. Şifreli haberleşme var. Siber suç örgütleri var. Sınırları birkaç saniyede aşan para transferleri var.
Araçlar değişti, suç değişti, dünya değişti.
Ama devletin temel görevi değişmedi:
Milletinin güvenliğini sağlamak.
TÜRKPOL henüz yolun başında. Kurucu anlaşmalar yapılacak, hukuki altyapı oluşturulacak, yetkiler ve veri paylaşımının sınırları belirlenecek.
Ve bana sorarsanız TÜRKPOL’ün başarısının çok basit bir ölçüsü olacak:
Bakü’de elde edilen bir bilgi Ankara’daki polisin önüne ne kadar hızlı gelebiliyor?
İşte mesele budur.
Suçluyu yakalamak başarıdır.
Fakat suçlunun kaçabileceği coğrafyayı daraltacak sistemi kurmak daha büyük bir iştir.
İsmail Gaspıralı bir asırdan fazla zaman önce Türk dünyasına büyük hedefi göstermişti:
“Dilde, fikirde, işte birlik.”
Şimdi bunun yanına bir yenisini ekliyoruz:
Güvenlikte birlik.
Mustafa Çiftçi’nin TÜRKPOL hamlesini bu nedenle önemsiyorum.
Çünkü mesele yeni bir tabela kurmak değil.
Suçludan daha hızlı hareket edebilen bir devletler ağı kurmak.
İşte bu, alkışı hak ediyor.