Akdeniz’in rüzgârı, portakal çiçeklerinin kokusunu şehre usulca yayarken, Antalya bir kez daha sofraların ve hikâyelerin kesiştiği o büyük buluşmaya hazırlanıyor. Baharın eşiğinde, toprağın en cömert zamanında, insanın doğayla kurduğu bu kadim bağ yeniden hatırlanıyor. Bir tabağın lezzetiyle birlikte geçmişi, emeği ve kültürü taşıdığı gerçeği yeniden dile geliyor.
İşte bu hissin en somut karşılığı, ‘V. Uluslararası FoodFest Antalya Gastronomi Festivali’nin basın lansmanında vücut buldu.
Foodfest Antalya lansmanı
27 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen bu lansman, Antalya’nın gastronomi sahnesindeki yerini bir kez daha hatırlatırken, aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir çağrı niteliği taşıyordu. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan festivalin 8–10 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşeceği duyurulurken, şehir adeta şimdiden o üç günün ritmine kapılmış gibiydi. Çünkü bu festival bir etkinlikten öte toprağın, üreticinin, şefin ve hikâyenin aynı çizgide buluştuğu büyük bir sahneydi adeta.
Geçtiğimiz yıl yaklaşık 800 bin ziyaretçiyi ağırlayan festivalin bu yıl çok daha geniş bir katılımla gerçekleşecek olması, Antalya’nın gastronomi turizmi açısından ne denli güçlü bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Çünkü artık şehirler doğal güzelliklerinin yansıra mutfaklarıyla da anılıyor. Bir destinasyonun ruhu, çoğu zaman sofrada keşfediliyor. Antalya da bu anlamda bir tatil şehri ama aynı zamanda bir lezzet durağı, bir keşif rotası haline geliyor.
Antalya’da lezzetin hafızası “7 Mehmet”
Birçok etkinliğin bir nevi lezzet sponsoru ve şehrin hafızasında derin izler bırakmış bir mekân olan 7 Mehmet’te gerçekleşen bu buluşma, sıradan bir tanıtım toplantısından çok daha fazlasıydı. O gün orada bulunan herkes, aslında bir festivalin, bir düşüncenin, bir bakış açısının ve bir yaşam biçiminin duyurusuna tanıklık ediyordu. Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, gastronomi profesyonelleri, şefler ve basın mensupları aynı çatı altında bir araya gelirken; sofranın birleştirici gücü, mekânın duvarlarına sinmiş yılların deneyimiyle birleşiyor, adeta ortaya görünmeyen bir bağ dokunuyordu.
Bu yılın teması ise her şeyi özetler nitelikte
“Her Sofra Bir Hikâye” Bu cümle, ilk bakışta sade görünse de içinde katman katman anlamlar barındırıyor. Bir sofraya oturduğunuzda, ilk önce bir hikâyenin karşısında kendinizi buluyorsunuz. O tabağın içinde bir çiftçinin sabahın erken saatlerinde toprağa attığı ilk adım, güneşin altında geçen uzun saatler, hasat zamanı duyulan sevinç ve bir şefin o ürüne kattığı gizli yorum. Her lokma, bir yolculuğun özeti aslında. Ve bu festival, işte o yolculukları görünür kılmayı amaçlıyor.
Lansmanda yapılan konuşmalar da bu düşüncenin altını güçlü bir şekilde çiziyordu. Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir’in sözleri, şehrin ruhunu yansıtan bir perspektifi ortaya koyuyordu. Antalya’nın verimli topraklarında yetişen ürünlerden denizin sunduğu eşsiz lezzetlere kadar uzanan geniş bir yelpazede, her unsurun bir kimlik taşıdığına dikkat çekilirken, gastronominin damak tadının dışında bir kültür, bir hafıza ve bir anlatı olduğu vurgulanıyordu.
Antalya’da coğrafi işaret seferberliği
Antalya, sahip olduğu 19 coğrafi işaretli ürün ve 200’ye yakın başvurusuyla bu alanda en güçlü illerden biri olarak öne çıkmaya hazırlanıyor. Çünkü coğrafi işaret, bir ürünün kalitesini; aynı zamanda o ürünün ait olduğu toprağın, iklimin ve insan emeğinin bir belgesidir. Bu ürünler, Antalya’nın gastronomi kimliğini şekillendiren temel taşlar olarak, festivalin de ruhunu besleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. FoodFest Antalya ise bu değerleri korumakla kalmıyor, aynı zamanda onları dünyaya anlatan bir köprü görevi üstleniyor.
Festivalin başarılı içerik koordinatörü “Gökmen Sözen”
Sözen’e göre gastronomi, mutfakta başlayan bir süreç; toprağın kendisinde filizlenen bir hikâye. Sebzeler, doğal otlar ve yerel ürünler, bu hikâyenin en saf ve en yalın anlatıcıları. Çünkü doğa, hiçbir süsleme olmadan, olduğu gibi sunduğu haliyle bile başlı başına bir lezzet kaynağı. Gökmen Bey’in sözleri bu büyük organizasyonun felsefesini daha da derinleştiriyor. Bu bağlamda festival, farklı disiplinlerden gelen insanları bir araya getiren güçlü bir platform olma özelliği taşıyor. Üreticiler, şefler, yatırımcılar, gastronomi yazarları ve meraklıları aynı sofrada buluşuyor. Bilgi, deneyim ve ilham paylaşımı gerçekleşiyor. Bu buluşma, bugünü ve geleceği de şekillendiren bir etkileşim alanı oluşturuyor.
Gökmen Sözen ve ekibinin koordinasyonunda FoodFest Antalya da bu doğallığın izlerinin açıkça görüldüğü bir festival. Üreticiden şefe uzanan bir yolculuk, bir tedarik zinciri ve bir anlam zinciri olarak ele alınıyor. Festival boyunca düzenlenecek atölye çalışmaları, tadım etkinlikleri, paneller ve söyleşiler; gastronomiyi bir tüketim alanı olmaktan çıkarıp, bir düşünce ve paylaşım alanına dönüştürüyor. Çünkü bugün gastronominin geleceği, sürdürülebilirlik, yerel üretim ve kültürel mirasın korunması gibi kavramlar etrafında şekilleniyor.
Festivalin renkli şefi “Refika Birgül”
Basın lansmanının en dikkat çekici anlarından biri ise Refika Birgül’ün gerçekleştirdiği özel workshop oldu. Onun mutfağa yaklaşımı, yemek tariflerinden ziyade her tarifin ardında olan bir hikâye, bir duygu ve bir deneyimi öne çıkarmak vardı. Antalya’nın yerel lezzetlerini kendi yorumuyla yeniden ele alırken, katılımcılara yemek yapmayı ve aynı zamanda o yemeğin ruhunu anlamayı da öğretiyordu.
Arapsaçlı Ayran, Kabak Çiçeği Dolması ve Fıstıklı Limonata gibi lezzetler, o gün tatmak için ve hissetmek için sunulmuş gibiydi. Her biri, Antalya’nın doğasından ve kültüründen izler taşıyor; dün ile bugünü aynı tabakta buluşturuyordu. Katılımcılar, bu lezzetleri deneyimlerken aslında bir coğrafyanın hikâyesine ortak oluyorlardı.
Festivalin merkezinde “Antalya” var
Tüm bu anlatının merkezinde ise Antalya’nın kendisi vardı. Güçlü turizm altyapısı, verimli toprakları ve zengin kültürel mirasıyla şehir, gastronomi açısından benzersiz bir potansiyel sunuyordu. FoodFest Antalya da bu potansiyeli görünür kılan, onu uluslararası bir platforma taşıyan önemli bir araç haline gelmişti. Antalya artık denizi, güneşi ve tarihiyle birlikte mutfağıyla da anılan bir şehir. Artık burada bir tabak yemek, bir lezzet, bir davet, bir keşif ve bir yolculuk anlamına geliyor. FoodFest Antalya ise bu yolculuğun en canlı, en renkli ve en ilham verici duraklarından biri olarak öne çıkıyor.
Ve belki de en önemlisi, bu festival bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Sofralar, yemek yenilen yerler elbette. Ancak artık onlar, hikâyelerin anlatıldığı, kültürlerin paylaşıldığı ve insanların birbirine yaklaştığı alanlar olarak görülmeli.
Her sofra, kendi hikâyesini anlatır. Ve Antalya, bu hikâyelerin en güzel yazıldığı şehirlerden biri olmaya devam ediyor.