Bir zamanlar fotoğraf paylaşılan uygulama, bugün kilitli bir vitrine dönüştü. Peki vitrinin arkasında ne satılıyor, karşılığında bizden ne çalınıyor?
Sosyal medyanın en masum görünen icadı, fotoğraf paylaşmaktı. Bir kahve fincanı, bir gün batımı, bir tabak yemek ya da bir selfie… Instagram yıllarca bu sıradanlığın estetiğiyle büyüdü. Ne var ki bugün karşımızda duran uygulama, o eski halinin yalnızca kabuğunu taşıyor. Platformun devreye soktuğu abonelik sistemi, "içerik üreticisi" ile "takipçi" arasındaki ilişkiyi bir çırpıda satıcı ile müşteriye çevirdi. Ne yazık ki bu dönüşümün faturasında en ağır ödeyen şey, hem toplumsal edep sınırlarımız hem de emeğe verdiğimiz değer oldu.
Kilidin Arkasındaki Pazar
Abonelik modelinin kâğıt üzerindeki vaadi makuldü: Emek veren üretici, ürettiği içerikten para kazansın. Bir müzisyen, bir eğitmen, bir ressam; kapalı bir hesap açsın, değerli işlerini oraya koysun, hakkını alsın. Kimsenin itiraz edemeyeceği bir fikir... Ne var ki dijital dünyanın acımasız aritmetiği, bu güzel niyeti ilk adımda öğütüp geçti. Çünkü bir kilidin arkasında en hızlı para kazandıran içerik, en fazla emek isteyen değil, en fazla mahremiyeti feda edendir. İşte tam da bu noktada müstehcenlik, sistemin ana motoruna dönüştü; kapalı hesaplar kısa sürede örtük bir teşhir pazarına evrildi.
Bu tablonun en sinsi yanı, müstehcenliğin artık kenarda köşede saklanmaması... Aksine akışın tam ortasına yerleştirilmiş durumda. Platformun ticari mantığı basit: Dikkat neredeyse, para oradadır. Ölçülü, sakin bir paylaşımın algoritma nezdinde hiçbir kıymeti yok; kışkırtan, tahrik eden içerikse anında ödüllendiriliyor. Böylece sistem, en sağlıklı içeriği görünmez kılarken en sorunlusunu parlatan bir çarka dönüşüyor.
Emek Vermeden Kazancın Cazibesi
Meselenin göz ardı edilen, belki de en yıkıcı boyutu tam olarak burada başlıyor. Bu sistem yalnızca müstehcenliği değil, kolaycılığı da el üstünde tutuyor. Genç bir insana verilen mesaj nettir: Yıllarını bir mesleğe, bir zanaata, bir eğitime adamana gerek yok; birkaç cesur karede, doğru "içerik" formülünde, bir gecede kazanç var. Emekle elde edilen başarı yavaş, sabır ister ve çoğu zaman görünmezdir. Ekranın vaat ettiği kazanç ise hızlı, kolay ve göz kamaştırıcıdır. Bu eşitsiz yarışta okul sırası, atölye, laboratuvar hep ikinci planda kalır.
Böylece bir değerin altüst oluşu yaşanıyor. Alın teri, sabır ve nitelik gibi kavramlar itibarsızlaşırken; kısa yoldan, emek vermeden elde edilen kazanç bir başarı hikâyesi gibi pazarlanıyor. Çalışmayı, üretmeyi ve öğrenmeyi zaman kaybı gibi gösteren bu anlatı, koca bir kuşağın hedeflerini sessizce aşındırıyor. Eğitimin ve emeğin karşılığını yıllar sonra alacağını bilen bir genç ile ekranda anlık kazancı gören bir genç arasındaki tercih, ne yazık ki giderek ikincisinin lehine bozuluyor. Bu, yalnızca bireysel bir tercih meselesi değil artık! Bir toplumun geleceğe dair üretme iradesinin körelmesidir.
Bedeli Ödeyen Gençler
Peki bu kapının ardında kim var? Cevap, meselenin en yakıcı tarafı... Instagram’ın kullanıcı kitlesinin ne kadar genç olduğunu hepimiz biliyoruz... Yaş doğrulamanın bir tıkla aşıldığı, "18 yaşındayım" kutucuğunun koca bir güvenlik önlemi yerine geçtiği bir sistemde, bu içeriklerle çocukların arasına örülen duvar kâğıttan bile ince. Bir yanda mahremiyetin ve emeksiz kazancın normalleştiği bir dünya; öbür yanda bu dünyayı henüz eleştirel süzgeçten geçiremeyecek yaşta kocaman bir izleyici kitlesi. Bu ikisinin aynı ekranda buluşması tesadüf değil; doğrudan tasarımın bir sonucudur!
Yetkililere Sesleniyorum…
Bu noktada sözü artık düzenleyici kurumlara, eğitimcilere ve platform yöneticilerine yöneltmek gerekiyor. Çünkü mesele, tek tek kullanıcıların ahlakını yargılamakla çözülmez; asıl sorumluluk, insanları bu yola iten sistemi ve onu denetlemesi gerekenleri ilgilendirir. Somut olarak şunlar yapılmalıdır:
Yaş doğrulama gerçek bir güvenlik önlemine dönüştürülmeli; tek kutucuk onayıyla geçilen bu sahte bariyerin yerine, denetlenebilir ve etkin doğrulama sistemleri zorunlu kılınmalıdır. Müstehcen içerik üzerinden gelir elde eden kapalı abonelik hesapları düzenli denetime tabi tutulmalı, platformlar bu içeriklerin çocuklara ulaşmasını engellemekle hukuken sorumlu sayılmalıdır. Düzenleyici kurumlar, algoritmaların hangi içeriği neden öne çıkardığı konusunda şeffaflık talep etmeli; kışkırtıcı içeriği ödüllendiren mekanizmalar denetlenmelidir.
Bununla birlikte yasak ve denetim tek başına yeterli değildir. Asıl kalıcı çözüm eğitimden geçer. Okullarda dijital okuryazarlık ve medya farkındalığı dersleri yaygınlaştırılmalı; gençlere ekrandaki "kolay kazanç" anlatısının arkasındaki gerçek sorgulatılmalıdır. Ailelere yol gösterecek rehber programlar hazırlanmalı, emeğin ve üretmenin değerini yeniden görünür kılan kamu politikaları geliştirilmelidir. Kısacası çocuklarımıza, gerçek başarının bir kilidin ardında değil, sabırla verilen emekte olduğu yeniden hatırlatılmalıdır.
Gelecekte Bedeli Çok Ağır Olur!
Kısacası ödediğimiz bedel, birkaç liralık abonelik ücretinden çok daha ağır. Kaybettiğimiz şey; ortak yaşam alanımızın edebi, emeğe duyduğumuz saygı ve genç kuşağın sağlıklı bir zeminde büyüme hakkı. Bir teknoloji şirketinin kâr hanesini şişirmek uğruna hem toplumsal mahremiyeti hem de çalışma iradesini pazara sürmesine sessiz kalmak, bu çöküşü onaylamak anlamına gelir. Yetkililerden beklenen ahlak bekçiliği yapması değil; en azından müstehcenliği ve kolaycılığı birer başarı ölçütüne çeviren bu çarka dur demesidir! Aksi takdirde elimizde kalan, fotoğraf paylaşılan bir uygulama değil; her karesi faturalandırılmış, emeğin unutulduğu kocaman bir vitrin olacak. Ve o vitrinde satılan, hiç de masum olmayacak!